Arktik ve Anti-Arktik

Büyük olmak kolay bir şey değil. Bu insanlar için de böyle, devletler için de. Peki nasıl büyük devlet olunur?

0
41
Barbaros Büyüksağnak
Kuzey Işıkları

Güney kutbunda ilk Türk: Atok Karaali

Büyük olmak kolay bir şey değil. Bu insanlar için de böyle, devletler için de. Peki nasıl büyük devlet olunur? Yaşadığımız dünyayla ve içinde bulunduğumuz uçsuz bucaksız evrenle ilgilenerek, araştırarak, bilimsel çalışmalar yaparak ve gerçekleri ortaya çıkarmaya çalışarak. Tabii en önemlisi merak ederek… Önce merak etmeli insan, sonrası kolay. Mesela biz Türkler, çok yakın geçmişe kadar yerküremizin iki çatısını, kutup bölgelerini hiç merak etmemişiz, az sayıdaki maceraperest bilim insanı ve denizcimiz dışında: Profesör Atok Karaali (1967-1968), Profesör Ümran İnan (1980-2010), Profesör Serap Tilav (1991’den günümüze) ve Osman-Sibel Atasoy (2012). Hocalarımızın her biri beşinci büyük kıta Antarktika’daki ABD üslerinde bulunarak incelemeler yapmışlar ve üçünün de ismi kıtadaki çeşitli coğrafi noktalara verilmiş. Hem kendileri hem de bizler için ne büyük gurur kaynağı! Atasoylar ise Türk bayraklı Uzaklar-II adlı tekneleriyle çıktıkları yolculuk rotalarına beyaz kıtayı da eklemişler ve tarihteki mümtaz yerlerini almışlar. Onlar için de ne büyük mutluluk!

Antarktika’nın el değmemiş doğası insanlığın geleceği açısından büyük önem taşıyor. Burada mevcut canlı deniz kaynakları, buzullardaki su potansiyeli yeryüzünün gelecekteki su ve gıda güvencesi olarak görülüyor. Antarktika etrafındaki okyanus akıntıları iklimi düzenleyen birer termostat gibi çalışıyor. Antarktika’nın biyolojik yapısı da ekosistemin dengesi açısından çok önemli. Kıtanın maden kaynaklarının zengin olduğu da tahmin diliyor, tıpkı kuzey okyanusunun dibinde bolca bulunduğu tahmin edilen hidrokarbon rezervleri gibi.

Türkiye Antarktika Anlaşması’nda gözlemci statüsünde

1 Aralık 1959 tarihinde, o gün itibarıyla kıtada araştırma faaliyetleri yürüten 12 devletin katılımıyla Washington’da imzalanan Antarktika Anlaşması’na 36 yıl sonra 1995 yılında taraf olmuşuz. Bu anlaşma çok önemli, çünkü kıtayı barış ve bilime adanmış doğal bir koruma alanı olarak güvence altına alıyor ve insanlığın ortak yararına adanmış yegâne toprak parçası ve deniz alanı olarak kabul ediyor. 53 devletin taraf olduğu anlaşmada 29 devlet danışman sıfatıyla masa etrafına oturup söz sahibi olabiliyorken biz görüşlerimizi anlatabilecek bir statü sağlayamamışız. Henüz gözlemci statüsündeyiz.

Yazımın başında büyük devlet olmanın kolay olmadığını belirtmiştim. Günümüzden tam 62 yıl önce, 31 Ekim 1956’da ABD’ye ait R4D-5 Skytrain tipi “Que Sera Sera” adlı çift motorlu nakliye uçağının güney kutbuna inmesiyle belki de kıtanın ve insanlığın kaderi değişiyordu. Kıtaya iniş yapan ilk uçak olma özelliğini taşıyan ve o yıl bestelenen ünlü İspanyolca şarkıyla aynı adı taşıyan bu uçağın ve sonrasında yaşanan gelişmelerin bilim insanlarına ve araştırmacılara sağladığı lojistik kolaylığı ve desteği dikkate aldığımızda ne kadar önemli bir gelişme olduğunu görebiliriz. Bu tarih, Roald Amundsen ve talihsiz Robert Falcon Scott’un kutbu keşfinden 44 yıl sonraya denk geliyor.

O günden bu yana ilgili devletler tarafından harcanan zamanı, parayı ve enerjiyi düşünün. Şu anda kıtada kurulu bilim istasyon ve üsleri sayesinde dünya atmosferindeki gelişmeler uzun dönemli olarak izlenmekte, BICEP ve Güney Kutup Teleskobu gibi gelişmiş cihazlarla evrenin sırları çözülmeye çalışılmakta ve buzullardan örnekler alınarak geleceğe yönelik tahminler yapılmaktadır.

Kutup araştırmaları için kurulan ilk merkez: İTÜ POLREC

Peki bu gelişmeler yaşanırken Türkiye hangi noktada bulunuyor? 17 Ocak 2015 tarihinde İstanbul Teknik Üniversitesi bünyesinde kurulan Kutup Araştırmaları Uyg-Ar Merkezi (İTÜ PolReC) belirtilen tarihte resmiyet kazanmış olsa da merkezin bilim danışma kurulu üyelerinin kutup bölgelerindeki çalışmaları 1980 yıllarından bu ayana sürmekte. Ama o kadar da sistemli değil. Arktik ve Antarktik bölgelerin tanımlanması, bilimsel açıdan çalışılması, hukuksal değerlendirmeler yapılması merkezin genel oluşumu içerisindeki en önemli maddeler. Merkezin başında Kurucu Müdür Doç. Dr. Burcu Özsoy var ve çok genç ve dinamik bir ekiple birlikte kuruluşundan bu yana inanılmaz başarılar elde ettiler. Şimdiye kadar uyguladıkları sistemli çalışmaları ile uluslararası arenada ülkemiz adına büyük bir eksikliği gidermiş durumdalar. Bu kapsamda Türkiye; 2016 yılında Scientific Committee on Antarctic Research (SCAR)’ a üye oldu, 2017’de ise Madrid (Çevre) Protokolü eklerini kabul ederek antlaşmaya taraf oldu. Bunlar kurulan Merkezin çabaları ile gerçekleşmiş önemli gelişmeler.

Ayrıca, yine Merkezin koordinatörlüğünde 2017-2018 yıllarında farklı üniversitelerden bilim insanlarımız tarafından iki kez Antarktika’ya sefer (TAE-I ve TAE-II) düzenlendi. Üçüncü sefer 2019 yılı başlarında yapılacak. Eski Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Haziran ayında yaptığı açıklamada önümüzdeki yıl düzenlenecek seferde Antarktika’da kurulacak bilim üssünün yeri olarak Horseshoe adasının seçildiğini duyurdu. Bu kısa zamanda ulaşılan büyük bir hedef. Umarım başarılı oluruz ve bilim bayrağımızı beyaz kıtada dalgalandırırız.

Kuzey Kutbu’nu unutmamalı

Ya Antarktika’nın karşısındaki kuzey kutbu, Arktik! Var mı bu önemli bölgeye yönelik yapılan ses getirecek bir çalışmamız? Henüz yok. Antarktika okyanusla çevrili ve buzullarla kaplı bir kıta iken Arktik kıtalarla çevrili ve buzlarla kaplı bir okyanus konumunda. Antarktika kelime olarak anti-Arktik’den gelir. Yani kuzeyin karşısındaki. Kuzeyde kutup ayıları varken güneyde penguenler yaşamakta. Biz kuzeyle pek ilgilenmeden öncelikle karşısındakine gitmişiz. Tabii ne de olsa kıta orası. Denizle pek işimiz olmaz ya.

Elbette Antarktika çok önemli ama 81 milyonluk nüfusa sahip, üç tarafı denizlerle çevrili, dünyanın 17. büyük ekonomisi, birçok bilim insanı yetiştirmiş Türkiye şimdiye kadar nasıl olur da böyle önemli bir bölgeye karşı ilgisiz kalır, hiç merak etmez, anlamak mümkün değil. Artık oralarda da bilimsel araştırmalar yapıp insanlığa katkı sağlamanın zamanı gelmedi mi? İTÜ Kutup Araştırma Merkezi ile birlikte katıldığımız ve Davos’ta düzenlenen Polar 2018 konferansında sohbet ettiğimiz bir yabancı bilim adamı “Şimdi niçin Türkiye kutuplarla ilgileniyor ki?” diye sorunca “Aynı dünyada yaşıyoruz, o nedenle olabilir mi?” cevabını verdim. Şaşırdı, ama o kadar uzun süre ilgisiz kalıp sonradan varlık gösteren bir ülkede yaşayınca bu tür tepkileri belki de normal karşılamak lazım.

Yine aynı konferansta Avrupa’da bazı ülkelerde de, Arktik Okyanusu’na bizim gibi Kuzey Buz Denizi dendiğini öğrendim, ama son dönemlerde artık kullanmıyorlarmış. Bu bizim için mazeret olmamalı ve bundan sonra 14 milyon kilometrekarelik, anakaraları birbirinden ayıran bu devasa denizi biz de okyanus olarak adlandırmamız gerekir. Kuzey Okyanusu veya Arktik Okyanusu olarak…

Peki biz artık dünyanın odak merkezlerinden biri haline gelen kuzey kutup bölgesine olan ilgimizi nasıl göstermeliyiz? Bu konunun da Kutup Araştırma Merkezimizin görevleri içinde olduğunu ve görevlerinin bilincinde olduklarını memnuniyetle gördüğümü belirterek öncelikle Svalbard Antlaşması’na taraf olmamızın sağlanması gerektiğini düşünüyorum. Svalbard Antlaşması’nı imzalamak bize kuzey kutup bölgesine giriş kapısının kilidini açacaktır. Bu zaten 1920 tarihli antlaşmaya son yıllarda 7 devletin taraf olmasından anlaşılmıyor mu? İzlanda, Letonya, Litvanya, Güney Kore, Kuzey Kore, Çekya ve son olarak 2017 yılında Slovakya’nın antlaşmaya imza koyduğu biliniyor. Birileri de, bizim gibi geç olsa da, bir şeylerin farkına varmış olmalı, değil mi?

Kutuplar dünyanın dengesinin korunması için çok önemli

Antlaşmayı imzalamakla Türk vatandaşları, kuzey kutbuna sadece 1000 kilometre mesafede yer alan 62.700 kilometrekarelik Norveç’e ait bu takımadalarda otuma ve avlanma hakkı elde edecek; dileyen şirketlerimiz denizcilik, endüstriyel, madencilik ve ticari alanlarda faaliyette bulunabilecek; bilim insanlarımız kuracakları istasyonlarla bilimsel araştırma yapma, öğrencilerimiz adadaki üniversitede eğitim alma imkanına erişecek. Ve aslında en önemlisi Türkiye kuzey kutbuna yönelik ilgisini tüm dünya nezdinde somutlaştırmış olacak ve halen Arktik Konseyi’nde gözlemci statüsündeki 13 devletin arasına girme şansını artıracaktır.

Kutup araştırmalarında artık bir zorunluluk haline gelen birden fazla devletin yakın işbirliği ve uyum içinde çalışması kapsamında birlikte olabileceğimiz ortaklar bularak yeni yapılacak projelerde yer almalıyız. Kutup Araştırma Merkezimizin varlığı ve çalışmaları tam da bu noktada çok önem kazanıyor.

Unutmamalıyız ki, bugün kutuplarda yaşanan gelişmelerin sonuçları sadece bölgeyle sınırlı kalmayacak ve dünyamızın tamamını etkileyecek özelliktedir. Türkiye geç de olsa, resmi kurumlarının koordinasyonunda küresel ısınma ve iklim değişikliğine yönelik yapılan bilimsel mücadelede dünyayla birlikte olduğunu ve insanlığı ve dünyayı önemsediğini artık göstermelidir.

İlgili bağlantılar:

https://tr.sputniknews.com/rusya/201704171028104708-rusya-savunma-bakanligi-ilk-arktik-yoncasi-yolculuk/

https://www.virahaber.com/cin-arktikte-polar-ipek-yolunu-istiyor-46932h.htm

CEVAP VER