Deniz kadınları, kadınların denizleri…

0
49
Sitem Ateş
El İncesi

Deniz kadınları, kadınların denizleri…

Kudretinden korktuğun bir büyük giz gibidir deniz çoğunlukla. Anlamaya yaklaştıkça uzaklaştırır seni kendinden. Anlamaya başladıkça sahiplenir, sahiplendikçe yorar, yorulursun izlerinde. Dilini bilmediğin tüm bu dünyanın sırları aslında, asla sahip olamayacağın izlerinde gizlidir. Bu dünyada çoğu zaman, belki bazen tek kadınsındır. Senden evvel başka kadınlar da geçmiştir belki o gemilerden, mutlaka o denizlerden de. O gemide tek kadın olacağını bilmek, yüzyıllar boyu reddedilmiş, yasaklar konulmuş varlığının kabulüdür artık. Eline aldığın kitaplar, aklında kalmış şarkılar, birilerine anlattığın, başkalarından dinlediğin hikayeler, zamanla heybeni dolduran tüm hikayesi insanın, denizin ve kadının; bir gemiye gitmek için hazırlandığın, bavulunu doldurduğun yolculuğun öncesinde kuşatır belleğindeki tüm tarihi.

Cenova’da kaptanlara yapılan dayatma: Gemide kadın taşıma

“Ve siz bana adı geçen gemide yüzden fazla hacı taşımayacağınıza ve bu hacıların arasında hiçbir şekilde kadınların olmayacağına dair söz veriyorsunuz.” 1251 yılında Cenova liman kenti yönetiminin gemi kaptanlarına verdiği talimat böyleydi. 1731 yılındaysa dünyanın en büyük denizci ulusu, Büyük Britanya ‘Kraliçenin nizamnameleri ve amirallik talimatnameleri’ isimli kurallar manzumesinde kaptanlara ve gemi kumandanlarına teknelerinde kadın taşımaları kesinlikle yasaklanıyordu: “Not to carry any women to sea!”

Kadınların gemilerden dışlanmasının uzun bir geçmişi vardır. Hollanda, Fransa, Hamburg ya da İsveç bayrağı taşıyan gemilerde de kadınlara seyahat kanunen yasaklanmıştı. Flamanca bir deyimde de bu durum “teknede avrat donu, kavga ve cinayettir sonu” şeklinde özetleniyordu o yıllarda. Halihazırda da buna benzer düşüncelere rastlamak mümkün gemilerde. Bu yasaktaki kadınlar alt sınıftan kadınlar ve fahişelerdi o yıllarda. Zira kaptan ve subayların eşleri tarafından ziyaret edilmelerine izin veriliyordu. Buna rağmen 1800’lü yıllarda Britanya donanması kayıtlarında ve 1. Napolyon savaşları sırasında da gemilerde kadınların bulunduğuna ve hatta isimsiz ve kayıtsız olarak çalıştırıldıklarına dair kimi bilgilere rastlanmakta. Kalabalık alt sınıf kadınları(not real women) Avrupa ve Amerika’nın denizci uluslarının gözünde gelişmemiş yaratıklar olmalarına rağmen, emekli maaşı ve yaşlılıkta bakım görmenin sigortasıydılar aynı zamanda.

Kadın girmesin diye sürgülenen kapılar

Neden kadınlar gemilerde istenmiyordu, neden gemide kadın uğursuzluk getirirdi? Neden sorumlu tutuluyorlardı fırtınalardan ve batan gemilerin kaderinden? Birçok konuda, özellikle de 16. ve 18. Yüzyıl denizciliğinde hakim olan ortaçağ mantığıydı. Mitlere, cadılara ve hurafelere olan inanç, bağnazca sürüyordu. Teknede kadın uğursuzluk getirir hurafesi bir mit haline gelmişti. Denizle alakasız toprak insanları da buna inanıyorlardı. Çünkü onların dünyasında da benzer mitler vardı: Bir boyahanede yeni bir boya kazanı hazırlandığında içeriye kadın girmesin diye kapı sürgülenir; balıkçılar kadınların teknelerine binmesine izin vermezlerdi. Çünkü bu onların kısmetini kapatırdı. Bazı balıkçılar karılarının ağlara bakmasına dahi izin vermezdi. Kadınlar rüzgarsızlığı, fırtınaları ya da ters rüzgarları davet edebilir ve cadı büyüleriyle gemileri batırabilirlerdi. Denizciler için gemi yaşantısı sayısız hurafenin kendine yer bulduğu bir yaşam alanıydı. Gemilerde kadınların varlığının uğursuzluk getireceğiyse boş bir inanç veya hurafe değildi sadece. Uzun seyirler sırasında, bu kapalı erkek toplumlarında kadın olduğunda denizciler arasında kolaylıkla kavga ve kıskançlık ortaya çıkabileceği biliniyordu. Bunun sonuysa kaos ve isyana kadar varabilirdi. Sonuç olarak su içinde katmerli, kuyruklu bir yalandı aslında kadınlarla ilgili söylenenler. Çünkü şanssızlığın ve belanın müsebbibi kadınlar değil, tam tersine onlarla seyahat ettiklerinde nasıl davranacağını bilmeyen erkeklerdi. Kadınların olduğu yerlerde erkekler sebep oluyordu büyük oranda huzursuzluğa ve belaya, kadınlar değil!

Kadın Korsanlar Anne Bonny, Mary Read, Grace O’Malley ve Bayan Chen

Şans getiren kadınların şanssızlığı, en çok denizde ortaya çıkıyordu. Nasıl ki rüzgarlar ve fırtınalar denizin dibindeki canlılar için oksijen almanın biricik yoluysa, kadınlar da yaşamın her alanında olduğu gibi deniz ve denizciler için de bir oksijen alanıydı. Bu nedenle tıpkı rüzgar ve fırtına olmadan denizlerin eksik kalacağı gibi, kadınlar olmadan da gemiler ve denizler ve tabii yaşam eksik ve anlamsız kalacaktı. Bu yüzden ne kraliçe kararnameleri, ne askeri talimatlar, ne batıl inanç ve hurafeler ne de dedikodu ve yasaklar, tarihin hiçbir döneminde kadınları denizden ve gemilerden uzaklaştıramamıştır.  Aynı şekilde kadının imgelemindeki deniz de kadına yüklenen “deniz gibidir” haddinden farklıdır. Denizcilik tarihinin meşhur ilk kadın korsanları, korsan kadınları Anne Bonny ve Mary Read, diğer hemcinsleri ve meslektaşları olan Romalılar döneminin kadın korsanlarından, Ortaçağ’ da Fransızların meşhur kadın korsanlarından, İrlandalı meşhur Grace O’Malley ve Çin’de kötü şöhreti dillerden düşmeyen Bayan Chen’ den farklı olarak günümüzde hala çeşitli sanat alanlarına konu olmaktalar. Kadınların gemilerde bulunmalarının yasak olduğu o yıllarda erkek kılığında gemilerde çalışan kadınların olduğu da bilinmekte ve önüne geçilememektedir. Anne Bonny İrlanda’ da dünyaya gelmiş evlilik dışı bir ilişkinin meyvesi ve uzak akrabaların oğlu olarak tanıtılan; Mary Read ise İngiltere’de kız çocuklarının mirastan pay alamadıkları bir dönemde mirastan pay alabilmek için annesi tarafından erkek kılığına sokulmuş, hayatları okyanuslara sürüklenmiş ve yolları kesiştiğinde ancak yirmili yaşlarında iki genç kadındılar. Mary Read ile karşılaşıncaya dek Anne Bonny, arp ve Fransızca dersleri alan, boş zamanlarında ise bir Kızılderili ile ormanda bıçak, tabanca ve tüfek kullanmayı öğrenen, kılıç dersleri alan, onbeş yaşında evin hizmetçisini öldüren ve babasının iş arkadaşlarından James Bonny adlı denizciyle gizlice evlendiği için kendisini mirastan mahrum bırakan babasının da ölümüne neden olacak şekilde evini kundaklayan asi ve şiddet eğilimli bir genç kadındır. Zamanla yolu Karayiplerin en renkli kişisi Calico Jack ile kesişinceye kadar birçok ilişki yaşamış, kendini o ilişkiler içinde yeterince tanımlayamadığını düşündüğü için denizlere açılmak arzusuyla biseksüel Calico Jack ve sevgilisi Kaptan Vane’in gemisine ve himayelerine girmiştir. Birlikte oldukları zamanlar boyunca şöhretleri uzak coğrafyalara kadar uzanan bu korsanların en gözüpek olanı Anne Bonny, Calico Jack ile birlikte Kaptan Vane’den ayrılıp, kendi korsan gemilerinin kumandasında daha fazla söz sahibi ve mürettebatın saygısını kazanan önemli bir korsan olmuştur. Bu sırada Calico Jack’den hamile kalmış ve bebeğini Küba’da doğurup, orada bıraktıktan sonra tekrar denizlere dönmüş, artık kaptan kamarasında ve tamamen erkek kıyafetleri arasında yaşamaya başlamıştır.

Güvertede yaptığı gece kontrollerinden birinde nezaketi ve yakışıklılığına tutulduğu bir dümenciye yakınlaştığı sırada, karşısındakinin genç bir erkek değil de, erkek kıyafetleri ardında gizlenmiş Mary Read olduğunu şaşkınlıkla öğrenir. Mary, zenginlerin evlerinde erkek hizmetkar olarak çalıştığı yıllar sonunda bir İngiliz savaş gemisine Mark Read olarak yazıldı ve Hollanda ordusunda piyade olarak çalışırken, bir başka askere aşık olup kısa süre, eşi ölünceye kadar bir kadın olarak lokanta işletti. Kocasının ölümünden sonra, dönemin sosyal cenderesinden kurtulmanın mantıklı yollarından olan erkek kıyafetleri içinde, bir erkek olarak uzakların çağrısını dinleyip, Amerika’ya gidecek bir Hollanda gemisinde, Bermuda açıklarında korsan saldırısına uğrayıp, korsan gemisine geçti. Patronu olan Anne Bonny ile karşılaşıncaya dek, çeşitli korsan gemilerinde mürettebat olarak çalıştı. İki kadının hayatlarında ortak olan çok şeye rağmen, birbirilerine taban tabana zıtlıklar da vardı. Biri zengin bir aileden geliyordu, diğeri son derece fakir. Her ikisi de gayrı meşru çocuklardı ve her ikisi de daha çocuk yaşlarda erkek kıyafetlerinde yaşamaya mahkum olmuşlardı. Anne, evindeki hizmetçiyi, babasını ve bir korsan gemisinde bir denizciyi öldürmüştü, saldırgan biriydi. Mary ise daha yumuşak biriydi. Bu erkek dünyasında ise varlıklarını sürdürebilmek için birbirilerine muhtaçlardı. Birlikte çalmaya ve öldürmeye devam ettiler. Bir zamanlar Anne’nin sevgilisi olan zengin armatör Chidley Bayard’a ait olan Royal Queen gemisine saldırarak büyük bir başarıya imza attıktan sonra, gemileri Dragon ile, Kaptan Barnet adında, Jamaika valisi tarafından özellikle görevlendirilmiş bir gemiyle savaşmaya mecbur kaldılar. Bu sırada Calico Jack dahil bütün mürettebat alt güvertelere saklanmıştı. Calico Jack, asılarak ölüme mahkum edildi. Kayıtlara geçen sözleriyle Anne Bonny, Calico Jack’ e asılmadan önce “Adam gibi savaşsaydın köpek gibi gebermek zorunda kalmazdın” demiştir. Calico Jack, gerçek ismiyle John Rackam, ibreti alem için uzaklardan görülebilecek bir şekilde Kingston limanındaki bir kayalıkta asıldı ve orada kaldı. Bu kayalığın ismi günümüzde de Rackam Cay’dir. 1720 yılının kasım ayında Anne ve Mary asılarak ölüme mahkum edildiler. Fakat ikisi de cin gibi akıllıydılar. Kanunlardaki bir boşluktan faydalanarak, hamile olduklarını söyleyerek serbest bırakılmayı talep ettiler. Bir süre evvel hayatını kurtardıkları bir doktor bu bilgiyi teyit etti.  Mary Read serbet kaldıktan bir süre sonra hummadan öldü. Anne Bonny ise ardında hiç iz bırakmadan tarih sahnesinden çekildi.

Onlar tarihten çekilirken, gelecek yüzyıllarda artık kadınlar o gemilere kaptan, çarkçı, aşçı, kamarot, komutan ve asker, yolcu ve eş olarak yerleşecek, kabul görecek, değerler üretecekti. Moskova havaalanında, önümde sekiz bekleme saatinin olduğu bir yolculuğun notları var elimde bu yazıyı yazarken. Aklımda uzak denizlerin, büyük yolculukların, aşılmaz sanılanın çağrısını duyan tüm kadınlar…“ Bütün gece buraya uçabilmek için uykusuz beklerken, kulağımda bir şarkı, gece çoktan basıp gitmiştir. İstanbul’dan Moskova’ya uçmak için bindiğim takside, radyoda bir şarkı çalıyor. “Sen gitme” diyor. Ticaret gemileriyle dünya denizlerinde sekizinci yılımı doldurmak üzere, Anne ve Mary’nin varlıkları ve isimleriyle iz bıraktıkları sulara, Karayiplere, Havana Limanında katılacağım gemiye gitmek üzere yollardayım. Gece yarısı kalkacak uçağım birkaç saat sonra Moskova’da olacak. Orada sekiz saat aktarma için bekledikten sonra, uçakla aşacağımız okyanusu, tekrar ne zaman ve hangi şekilde aşacağımı düşünerek ve yaklaşık 11 saatten sonra Havana’ya varacağım. Beni bekleyen bir gemiye ve geminin kaptanına…Havaalanında sekiz saati doldurmaya çalışırken, gezdiğim dükkanlar, okuduğum kitaplar, internette geçirdiğim beyhude saatlerin ardından uykuya direnemiyorum. Kucağına kıvranıp uyumaya çalıştığım bir restoranın koltuğunda, kulağımda aynı şarkının başka sözleri, düşürmezdim kendimi kendi ellerimden, eskiden demezdim ne güzeldik eskiden… aklımda Anne ve Marry’nin maceraları.

Saatler ilerliyor. Etrafımdan, başka yerlere, kentlere ve ülkelere geçip gidenler…  Yanımdan geçip öyle gitme, insanlar gitti, yıllar, sen gitme… Herkes, her şey, ben, bir yere gitmek için beklerken, geçip gidiyorlar yanımdan. Bir bir, belki daha fazla. Yanımda bırak korktuklarını, şehirler düşsün, sen gitme. Gel, diyen bir adamın, bekleyen bir geminin, yeni denizlerin, sürpriz kentlerin ve büyük düşlerin ardındayım. Yol nereye götürecek bilmiyorum. Yanımda kalsın korktukların, şehirler düşsün, sen gitme! İstanbul düştü, Moskova düştü, Havana düşecek sırada. On dört saatlik yolda sayamadım düşen şehirleri, Ülkeleri; Norveç, İskoçya, İzlanda, Grönland, Kanada, Amerika düştüler sırayla.

Beni Bekleyen bir adam, bir gemi var Küba’da. Aklımda Anne ve Mary. İçimde uzak denizlerin özlemi. Denizin delice kendine çeken iç sesi. Her defasında yorulup, bıkıp usandığım o fırtınaların, sallantıların, bazen bitmek bilmeyen o uzun seferlerin gizemli çekiciliği. Tarih boyunca dışlanan kadınlığımın, çalıştığım her gemiyle kardeşlik bağı, daha borda iskelesine dokunduğum ilk anda bana, sadece benim anlayacağım şekilde hoş geldin diyen sesi, olası her aksilikte ve fırtınada “boşuna söylenmemiş işte, kadın gemide uğursuzluktur” diyerek bana sevgiyle takılan yol arkadaşlarım, o denizlerden çekilmek zorunda bırakılan korsan kadınlarım ve diğer tüm kadınlarım, yanımda tüm korktuklarınız…”

SİTEM ATEŞ

sitem.atessahin@hotmail.com

CEVAP VER