Kızım ne işin var senin bunun tepesinde!

“Motosiklet tutkusunun ilk zehrini 5 yaşımda hediye gelen pedallı canavarımda aldım. Fırlayıp cama koştuğum iki ses vardı çocukluğumdan beri. Biri babamın arabası biri de herhangi bir motosiklet sesi”

0
4
Eda Öztürk
Asfalt Perisi

Orada gün çoktan battı, gece olduysa; güneşin doğuşunu beklemek gibi, güneşin çoktan doğmuş olduğu yere gitmek de bir seçenek. Kuş olmak istiyorsan, olduğun yerde beklemek yerine, cesaret et ve uç!

Özgürlük; bedenle ruhun ahenk içinde olup, kendini tamamen serbest bırakmasıdır benim dünyamda. Nefes alabildiğim, zamanı yalnızca kendimi mutlu etmek için kullandığım her an benim için özgürdür.
Zaman bizler için var ve biz onu her seferinde başkalarına armağan ediyoruz. Hayat şartları, geçinme, arzular ve genel anlamda yaşamak için zamana köle olduğumuz anlar bize verilen hayatı bizim adımıza yaşıyor adeta. Bunu en aza indirgemek, zamanı kendi kölemiz yapabilmek!

Motosiklet; herkes gibi benim de özgürlük simgem tabii. Her zaman söylendiği gibi ‘ Hepimiz anatomimiz gereği nefes alırız ve yaşarız. Bedenimiz kurulu bir mekanizma neticede. Bedeninizi boş verin. Onun nefes alması için ekstra çabaya ihtiyacı yoktur. Ruhunuzla ilgilenin ve yaşayın. Motosiklet;  ruhun bedene eşlik ederek nefes alış verişidir bizce.

Şeytan işi bu motosiklet! Kızım ne işin var senin bunun tepesinde! Manyakmısın?

Bu sözlerle ‘şeytan’ ve ‘manyaklık’ güzel terimler olarak kafama çoktan işlendi bile. Her normal insan bir gün manyak olup yaşamın tadına varacak umarım. Yaşamak yalnızca motosiklet değil tabii. Benim terapim o, şahsi fikrim. Binlerce anti-depresanın vermediği haz ve mutluluk. Doyum noktası… Bazen tepesinde rüzgara karşı ağladığım, bazen kahkahalar savurduğum, kalbimle beynimin en güzel kararları onunla verdiği bir tutku bu.  Her şeye inat savurduğum benliğim belki. Kendimi bildim bileli beni kendine her defasında çeken meret.

İlk zehir 5 yaşında

Motosiklet tutkusunun ilk zehrini 5 yaşımda hediye gelen pedallı canavarımda aldım.J Fırlayıp cama koştuğum iki ses vardı çocukluğumdan beri. Biri babamın arabası biri de herhangi bir motosiklet sesi J. Çocukluktan itibaren her gördüğümde ‘bir gün ben de onun tepesinde olacağım.’ dedim ve başardım. Benim için asıl başarı bu değildi tabii. Ailemi ikna etmek.  Ailemde hiç motosikletçi yok ve oldukça ön yargılılardı. Anneme her gün bıkmadan usanmadan aşılamaya çalıştım. İşin ciddiyetini kapıya motosikletle geldiğimi gördüğü gün anladı sanırımJ.Sonrası uzun çabalarım sonunda ‘motosiklete binesim var gelsene!’ cümleleriyle ilerledi.J  İlk motosikletimi ise 2014 yılında aldım. Ondan önce de aktif olarak kaçamak bir şekilde trafiğe çıkıyordum fakat kendime ait olması bambaşka tabii. (Bu arada kaçamak demişken bir sonraki yazımda bu sıralarda başıma gelenlere de değineceğim)J 2014 yılında Hysoung RT125 ilk göz ağrım oldu . Motorun bırakın hızını,gitmeye takati bile yoktu. Aksi bir dedeydi adeta. Zor deneyimler yaşadım kendisiyle fakat hala eski fotoğraflarıma baktığımda yerinin bende çok ayrı olduğunu biliyorum. İlk düşüşüm, ilk kaçışım…  İlkler unutulmazmış ya hani, öyle işte. Akıcı bir trafikte tam sollamaya çıkacakken ,vitesi boşa atması gibi haylazlıkları vardı J iyi anlaşıyorduk.

İhtiyarımla havanın ve sürüşün keyfini çıkarıyordum ki…

Ufak tefek düşmeler, sıyrıklarla atlatılan kazalar haricinde bir kaza yaşamadım. Umarım da yaşamam. Bu konuya değinmişken ilk kazamdan bahsetmek istiyorum. Çocukluktan bu yana motosikleti aşılamaya çalıştığım ön yargılı ailemin bana her seferinde ‘biz seni erken kaybetmek istemiyoruz. Şu kapıdan her çıkışında yüreğimiz ağzımızda dönmeni beklemek istemiyoruz. Kaza yaparsan neler olur fikrin var mı kızım? Bak haberler motosiklet facialarıyla kaynıyor.’ Gibi cevaplar aldım. Farketmeden bilinçaltıma ‘bu meretten düşersen ya kafan kopar ya da kemiklerin kırılır. Şanslıysan ölürsün.’ algısı işlenmiş tabii. İlk düşüşümde anladımJ .  6 sene önce kurban bayramıydı. Hava hafif yağışlı. İhtiyarımla sakin sakin havanın ve sürüşün keyfini çıkarıyordum. Karşıma aniden çıkan taksiye çarpmamak için bilinçsizce ön frene dokunmamla gidonun elimden kayıp kafasına göre sağa sola yalpaladığını fark ettim. Ön tekeri hatırlıyorum o an. ‘Yeter beeee’ diye haykırırcasına kendini asfalta yatırıyorduJ Tabi bu saniyelik bir olay olsa da aklımdan o an ‘düşüyorsun Eda! Bu bir motosiklet kazası!!!!’ gibi saçma cümleler geçiyordu. Asfaltta yaklaşık 30 metre sürüklendikten sonra gözümü açmamaya karar verdim. Sindirmeliydim bu durumu. KAZA YAPMIŞTIM çünkü J Etrafıma toplanan kalabalıkla gözlerimi araladım ve dedimki ‘ naz yapmanın zamanı değil etrafın tanıdık kaynıyor.. Hemen kalk ! Bir halt olduğu yok be kızım kafan da kopmadı.’ Neyse sonrasında kaskımı hiç çıkarmadan çevremdekilerden çaresizce motosikletimi yerden kaldırmalarını rica ettim. Onlar kendi aralarında olayı mukayese ederlerken ben eve varmıştım bile J Geldiğimde ilk işim deli gibi yanan belime bakmak oldu. İnsanın yarasını görünce içi acır ya hani. Benim acımadı. Aksine bir gurur ki anlatamam. Onun bıraktığı izleri sevdim ben anlatabiliyor muyum J

Motosiklet ustalık dinlemez o bildiğini okur tıpkı bizler gibi

Bedenimin bazı noktalarında motosikletin yarattığı morluklar lekeler ve hafif yara izleri mevcut her motorcu gibi. Ben onlarla yaşamayı seviyorum. Bir söz vardır ya hani . ‘Hayatın bedeninize ve ruhuna bıraktığı izleri sevin. Onlar yaşanmışlıkların iyi ve kötü tecrübelerinin izidir. ‘ Yazılacak o kadar şey anlatılacak o kadar çok anı var ki . Umarım bu anılarım hep bu şekilde trajikomik olarak kalır. Çok yalın haliyle şöyle geçmişten bugüne toparlayıp bitiriyorum arkadaşlar. Hysoungu parçalaması, onunla eğlenmesi amacıyla genç bir arkadaşımıza sattım. Sonrasında cbr 250 ile devam ettim. Bu sırada farklı motosikletler de kullandım elbette. Kendime ait olan oydu yalnızca. Nitekim çok uzun zaman geçiremeden çalındı. Şu an aktif olarak Honda NC750 X kullanıcısıyım. Çok deneyim sahibi değilim hiçbir zaman da motosiklet konusunda ustayım demeyeceğim. Motosiklet ustalık dinlemez o bildiğini okur tıpkı bizler gibi.

CEVAP VER