Okyanuslar ve Büyük Okyanus taşıyıcı kuşağı

0
18
Barbaros Büyüksağnak
Kuzey Işıkları

“Hem Beşiktaş’ta doğacaksın, hem Beşiktaşlı olacaksın, hem de yıllarca denizlerde dolaşacaksın. Ve bir gün Deniz Kartalı isimli sitede yazı yazar mısın diye soracaklar. Mümkün mü böyle bir teklifi kabul etmemek? Zevkle sevgili Gökhan, elbette yazarım. Ancak, ilk yazıda Kuzey Kutbu aşkı o kadar ağır basmış olmalı ki, değerli okuyuculara bir selam bile vermeden işe koyulmuşuz. Levent Kaptan’ın yazısını okuyunca fark ettim ve mahcup oldum tabii. Biraz gecikmeli de olsa tüm değerli Deniz Kartalı dostlarını en içten şekilde selamlıyorum. Kuzey Işıkları’ndan herkese sımsıcak bir merhaba!”

Kutuplardan bahsedip okyanuslardan söz etmemek olur mu? Bu kez konumuz okyanuslar ve okyanusların esrarengiz dünyası. Ve okyanusların ayrılmaz parçası “Büyük Okyanus Taşıyıcı Kuşağı- Great Ocean Conveyor Belt” adı verilen muazzam sirkülasyon. Okyanusları dünyanın lokomotifi olarak görebiliriz aslında. Dalgaların altındaki bu gizemli dünyada yaşayan milyarlarca farklı canlı mevcut. Derin karanlıkta saklı kocaman bir dünya düşünün. Derinler gezegenimizdeki en büyük canlı alanıdır. 510 milyon km²’lik dünya yüzeyinin yaklaşık %71’i suyla kaplı. Hiç görmediğimiz deniz dibinin ise karalardan hiç farkı yok. Dağlar, sıradağlar, ovalar, vadiler, ne ararsanız var. Bu dev su kütlesinin kalbi muazzam bir sirkülasyonla dünyanın tüm çevresine ısı, oksijen ve besin pompalıyor. Güneş ışığı yüzeyde sadece ince bir tabakaya ulaşabiliyor, sonrası karanlık. Bir başka deyişle okyanusların %99’u güneş ışığından mahrum.

Ilık bir akıntıyla başlar şelaleye dönüşür

Büyük Okyanus Taşıyıcı Kuşağı, Atlantik’te küçük ılık bir akıntı olarak başlar ve kuzeye doğru yüzeyde ilerler. Kuzeye ulaştığında kutup havası suyu soğutarak yoğunlaştırır ve soğuyan su dibe inerek bu kez güneye doğru ilerlemeye başlar.  Grönland ile İzlanda arasında denizin 3 kilometre dibinde bir şelale var. Düşünebiliyor musunuz, suyun içinde akan dev bir su kütlesi… Abisal (derin) su ovalarına doğru akıp giden bir nehir adeta. Ve bu akıntının büyüklüğü inanılmaz: Yeryüzündeki tüm nehirlerin tam 100 katı büyüklüğünde. Bu taşıyıcı kuşak güneye doğru ilerleyerek tüm kürenin yarısı büyüklüğünde ve yeryüzündeki en büyük habitatı oluşturan abisal ovalara ulaşır. Bu ovalardaki yaşam yağmur ormanlarındaki çeşitliliğe sahiptir. Atlantik Okyanusunun tabanında sıradağlar yükselmekte. O kadar çok sayıda ve muazzamlar ki… Örneğin Orta Atlantik’teki sıradağlar Rocky Dağları ve Himalayalar’ın toplamından daha uzun. Sıradağları yaran 5 kilometre derinliğinde ve 300 kilometre uzunluğunda kanyonlar mevcut. Bu soğuk akıntılar sıradağların arasından geçerek güneye Antarktika’ya doğru ilerler. Taşıyıcı kuşak, beşinci büyük kıta olan Antarktika’nın etrafında dolaşarak adeta kocaman bir halka oluşturur. Burada çoğu dev yeraltı kanyonlarının tabanlarında yetişen parlak mercan bahçeleriyle karşılaşır. Mercanların neden burada yaşadığı ise belli: Kanyonlar bu güçlü su kütlesiyle büyük miktarda besini taşıyarak Antarktika kıyılarından abisal ovaya yönlendirir.

Derindeki besinleri yüzeye taşır

Antarktika etrafında soğuk su kütlesi güneye yönelirken sıcak su kütlesi kuzeye yönelir. Böylece derinlerdeki besinler güneş alan su yüzeyine çıkma fırsatı bulur. Normalde gözle görülmeyen ve güneşle beslenen küçük planktonlar büyük sayılara ulaşır. O anda bölgede albatros kuşları çoksa besin çok demektir. Albatroslar yaşamlarının büyük kısmını büyük Antarktika akıntısını izleyerek geçirirler.

Taşıyıcı kuşak, Yeni Zelanda’ya yaklaştığında geceleri okyanus gezegendeki en büyük göçe tanıklık eder. Gün içinde derinde ve karanlıkta saklanan planktonik canlılar gece yüzeyde yaşayan mikroskobik canlılarla beslenebilmek için yüzeye çıkar. Tabii orada onları bekleyen balık sürüleri vardır ve bu sürüler planktonları bulur ve onlarla beslenir. Ama balıklarla beslenmek için beklemekte olan daha büyük balıklar da mevcuttur: Gölgeli yunuslar… Gölgeli yunuslar diğer yunuslardan farklı olarak sadece gece beslenir. Pasifik Okyanusu boyunca soğuk akıntı kuzeye ilerlerken tropikal kuşaktan geçer. Su ısınır ve yoğunluğu giderek azalır ve sonunda yüzeye çıkar. Artık Büyük Okyanus Taşıyıcı Kuşağı geri döngüye başlamıştır. Bu bir anlamda derin su akıntısı ile olan yolculuğun sonu anlamına gelmektedir ve bundan sonra okyanusun yüzey tabakalarında dönüş yolculuğu başlar.

Bahar aylarında Pasifik Okyanusu’nun doğusunda rüzgar kuzeyden eser ve bu Amerika’nın batı kıyısında soğuk bir akıntı yaratarak yüzeydeki suyu güneye doğru iterek California Akıntısı’nın oluşmasını sağlar. Bu akıntı derinlerdeki suyu yüzeye yönlendirerek besinleri yüzeye çeker. Yaz geldiğinde bu çayırlar okyanusun en büyük besin kaynaklarını besler, yani krilleri. Günümüzde krill yağı çok popüler hale geldi. Bunun en önemli nedeni balık yağına göre 3 kat daha fazla Omega 3 içermesi.

Krillerin besin zinciri içindeki rolü çok önemli. Kriller, Monterey Körfezi’nde çok yoğun olarak bulunur. Neredeyse ABD’deki Büyük Kanyon ölçülerindeki denizin dibinde yer alan Monterey Kanyonu krillere ev sahipliği yapar. Kriller gündüzleri saklanmak için derinlere iner. Kanyon yeterince derindir. Geceleri ise zengin fitoplanktonlarla beslenmek için sürüler halinde yukarı çıkarlar. Bedenlerine bakarsak, hergün bizim Everest’e tırmanışımız kadar yol alıp geri dönerler. Hayat onlar için gerçekten zor! Mavi balinalar beslenmek için her yaz buraya gelir. Çok büyükleri büyük krill sürülerinin peşine düşer.

Hayatı taşıyan sualtı fırtınaları

Taşıyıcı Kuşak daha sonra batı istikametinde Hint Okyanusu boyunca ilerler. Afrika’nın güneyine Ümit Burnu’na yaklaştıkça akıntı ilginç şeyler yapmaya başlar ve burada büyük anaforlar oluşturur. Aslında böylece büyük kütleli girdaplar Hint Okyanusu’ndan Atlantik’e sıcaklığı iletmektedir. Bu anaforları bir anlamda okyanustaki fırtınalar olarak düşünebiliriz. Su havadan daha yoğun olduğu için kasırgalardan binlerce kat daha güçlüdür bu fırtınalar. Yine de bu sualtı fırtınaları yıkıma yol açmaz, bilakis dünyanın bir yerinden başka yerlerine hayatı taşırlar. Bilim insanları yaptıkları araştırmalar sonunda bunun nedenini anlamaya başladı. Planktonların sualtı fırtınalarının etrafında büyüdüğü saptandı. Girdaplar derinlerden birçok farklı besini taşıyarak fitoplanktonlara besin kaynağı sağlar. Böylece mikroskobik hayvanlar beslenir, onlar da geriye kalan her şeyi besler. Döngü bu kadar basit…

Okyanus fırtınaları okyanusta yüzlerce kilometre kat eden vahalardır. Bilim insanları bu anaforların öneminin farkına varmış durumda. Yerküreyi çevreleyen akıntılara göre daha küçük boyuttalar ama onlar engin okyanuslardaki üretkenliğin lokomotifleri. Çok önemli görevleri var: Gezegenin çevresine ısı ve tuz taşımak. Son araştırmalar okyanusların tahmin ettiğimizden çok daha karmaşık olduğunu göstermiş durumda. Bu fırtınalar ve büyük okyanus taşıyıcı kuşağı son yıllara kadar pek bilmediğimiz kavramlardı. Bilim suya ışık tutarak okyanuslara farklı bir açıdan bakmayı becerdi.

Kuşak sonunda bizi başladığımız yere geri götürür. Yani Kuzey Atlantik’in yüzey sularına. Gerçek hayatta bu yolculuk 1000 yıl sürer. Evet tam 1000 yıl. Ilık yüzey suyu Arktika’nın havası ile tekrar soğur ve çökmeye başlar. Ve bir kez daha Grönland ile İzlanda arasındaki devasa şelaleden dökülerek 1000 yıl sürecek yeni yolculuğuna başlar.

Okyanusların ve suyun dünyada yaşayan tüm canlılar üzerindeki yeri ve önemi tartışılmaz elbette. İnsanlar olmuş, olmamış hiç fark etmez. Düzen basit; okyanus verir, insanoğlu alır. Ama okyanusların verdiği kaynakları her an geri alabileceğini unutmamalıyız. Paylaştığınızdan fazlasını almaya ve okyanusları kirleterek zehirlemeye kalkarsanız insanlığın sonu bellidir. Doğada okyanuslar sayesinde var olduğumuzu ve ancak onlarla dost geçinerek var olabileceğimizi aklımızdan hiç çıkarmamamız dileklerimle…

CEVAP VER