Ülkelerin deniz alanlardaki egemenlik tanımlamaları

Birinci Dünya Savaşı’nda hırsını alamayan ülkeler sadece 21 yıl sonra, coğrafi egemenlik alanlarını artırmak üzere tekrar karşı karşıya geldiler ve 6 yıl boyunca dünya üzerindeki tüm zamanların en büyük yıkımını ortaya koydular.

0
26
Deniz Atıcı
Montrö'den Günümüze

Öyle ki yıkımın dehşetini ortaya koyması açısından bir kaç rakamı ifade etmek yeterli olacaktır. I. Dünya Savaşında ölen toplam insan sayısı 9,5 milyon olarak tahmin edilmekte olup bu sayının yaklaşık yüzde 95’i asker, yüzde5’i de sivildir. Aslına bakılırsa 9,5 milyon can kaybı başlı başına çok büyük bir rakam olmasına rağmen  II. Dünya Savaşındaki 50-65 milyon aralığında tahmin edilen can kaybı sayısının yanında küçük kalmaktadır. II. Dünya Savaşının diğer bir dehşet tarafı ise ölen insanların tahminen yüzde67’sinin sivil olmasıdır.

BM barışı imzalatıyor

Bu dehşet tablosunun sonunda bir de atom bombası ile tanışan dünyamız, ABD- Rusya iki kutuplu dünyasına adım atmış ve artık bir III. Dünya Savaşının kazananının olamayacağı gerçeği ile erken yüzleşmiştir. Bu minvalde emperyalizm döneminin temsilcisi olan İngiltere’nin dünya sahnesindeki yerini kaybetmesi ile ülkelerin eşit haklara sahip olduğu ve toprak savaşlarının bir daha yaşanmayacağı yeni bir ilişkiler bütünü yaratmak üzere 26 Haziran 1945 tarihinde Amerika’nın San Francisco şehrinde Birleşmiş Milletler Anlaşması imzalanmış ve 24 Ekim 1945’te yürürlüğe girmiştir. Ülkemiz bu anlaşmayı 15 Ağustos 1945 tarihinde onaylayarak 24 Ağustos 1945’te yürürlüğe koymuştur.

Bu anlaşmanın 2. maddesinin 4. fıkrasına göre:

“ Tüm üyeler, uluslararası ilişkilerinde gerek herhangi bir başka devletin toprak bütünlüğüne ya da siyasal bağımsızlığa karşı, gerek Birleşmiş Milletler’in Amaçları ile bağdaşmayacak herhangi bir biçimde kuvvet kullanma tehdidine ya da kuvvet kullanılmasına başvurmaktan kaçınırlar.”

Kara sınırı savaşlarının önlendiği yenidünya düzeninde ortaya özellikle hidrokarbon yataklarının varlığı ve bunları çıkartacak teknolojinin gelişmesi ile denizlere kıyısı olan ülkelerin sahillerinin deniz tabanı uzantıları üzerinde egemenlik iddiaları ve sondaj çalışmaları ve balıkçılık başta olmak üzere deniz yatağının zenginliklerinden faydalanma ihtiyaçları gündeme gelmiştir.

Dolayısıyla, haritalarda çizilen kara sınırlarına ek olarak, deniz alanlarının da barışçı yollarla paylaşılabilmesi için dünyanın jeolojik yapısından faydalanılarak bir takım tanımlar üretilmiştir. Kıyıya en yakın olanından başlamak üzere bu deniz egemenlik alanları şu şekildedir:

1– KARASUYU ( TERRITORIAL WATERS )

Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi – 82 ( UNCLOS-82) ‘ nin 2.maddesinin 1. ve 2. Fıkrası şu şekildedir:

1-  Sahildar devletin egemenliği;  kara ülkesinin ve iç sularının ötesinde ve bir Takımada Devleti söz konusu olduğunda, takımada sularının ötesinde karasuları denilen bir bitişik deniz bölgesine kadar uzanır.

2- Bu egemenlik karasuları üzerindeki hava sahasını ve de bu suların deniz yatağı ile toprak altını da kapsar.

Aynı sözleşmenin 3. maddesine göre bu bölge ve diğer bütün deniz egemenlik alanlarının genişliği sahildar devletin esas hatları tespit edilen kıyı çizgisinden itibaren 12 deniz milini geçemez.

Bu bölge ve diğer bütün deniz egemenlik alanlarının tespitinde kullanılan “esas hat” kavramı normal ve düz esas hatlar olmak üzere ikiye ayrılır BMDHS-82 madde-5 normal esas hattı  şöyle tanımlar : “ İşbu Sözleşmede aksine hüküm bulunmadıkça, karasularının genişliğinin ölçülmeye başlandığı normal esas hat, sahildar devlet tarafından resmen kabul edilmiş büyük ölçekli deniz haritalarında belirtildiği şekliyle, sahil boyunca uzayan en düşük cezir hattıdır “

Sözleşmenin 7. Maddede anlatılan düz esas hatlar ise kıyı hattının düzgün bir şerit halinde olmadığı girift yerlerde de referans şeridi devam ettirmek üzere yapılan detaylı tanımları içerir.

2– BİTİŞİK ( MÜCAVİR ) BÖLGE ( CONTIGUOUS ZONE )

B.M.D.H.S-82 ‘nin 33. Maddesinde değinilen bu kavram sahildar ülkelere alaka ve menfaatlerini etkin şekilde koruyabilmeleri adına karasularının hemen bitimindeki ikinci bir deniz alanında meydana gelebilecek bir takım aktiviteleri kontrol etme yetkisi tanır.

Bitişik Bölge olarak adlandırılan karasularının devamı şeklindeki bu bölgenin dış sınırı, karasularının ölçülmeye başlandığı esas hatlardan itibaren 24 deniz milinin ötesine geçemez.

Sahildar ülkeler bu bölgede aşağıdaki amaçlarla gerekli kontrolleri yapabilir ;

a- ülkesi üzerinde veya karasularında gümrük , maliye , sağlık veya muhaceret (göç etme) ile ilgili kanun ve kurallarına riayetsizlikleri önlemek,

b- bu kanun ve kurallara karşı ülkesi üzerinde veya karasularında meydana gelebilecek riayetsizlikleri cezalandırmak.

3– KITA SAHANLIĞI ( CONTINENTAL SHELF )

Kıta sahanlığı, kıyı devletinin kara ülkesinin deniz altındaki doğal uzantısı boyunca karasularının ötesine uzanan su altı alanlarının deniz yatağı (deniz tabanı) ve toprak altını kapsar.

Jeomorfolojik bir yapıdır. Kıyı Devleti, kıta sahanlığının doğal kaynakları üzerinde arama ve işletme bakımından münhasır ( ayrıcalıklı, özel ) egemenlik haklarına sahiptir. Bu haklar , Kıyı Devletinin işgaline , ilanına veya bilfiil kullanımına lüzum olmadan, Uluslararası Adalet Divanının deyimi ile “ ipso jure ( yasanın kendinden işlemesi nedeniyle)“ ve “ab initio ( başlangıçtan beri )”  mevcut sayılır. “Münhasır” kelimesinin de gösterdiği gibi başkaları, Kıyı Devletinin müsaadesini almadan araştırma ve işletme yapamazlar ( B.M.D.H.S-82 mad.77).

Jeomorfolojik doğal bir yapıyı ifade eden bu kavram hukuki alanda kullanılmak üzere ilk defa 1945 yılında ABD Başkanı Truman tarafından gündeme getirilmiştir ve dünya üzerinde yer yer farklılıklar göstermektedir. 1958 Cenevre Kıta Sahanlığı sözleşmesinde yapılan iki kriterli tarife göre ; kıta sahanlığı ya “200 mtr derinliğe kadar”  yada “doğal kaynaklarının Kıyı Devleti tarafından işletilmesi olanağının bulunduğu derinlik ölçüsüne kadar “ uzanacaktı. Bu tanımdaki esneklik itibariyle gelişen teknolojiye paralel olarak kıta sahanlıkları da genişleyecekti.

Tanımdan kaynaklı belirsizliğin giderilmesi:

1958 Cenevre Sözleşmesindeki tanımın dünyanın jeomorfolojik yapısından ziyade değişebilirliği olan kriterlere bağlanması; zaman içinde beklenildiği gibi gelişen teknoloji sebebiyle kıta sahanlıklarının kabul gören jeolojik ölçülerinin çok ötesine geçen “hukuki bir tanım” haline gelip yetersiz kalmasına neden olmuştur. Bunun önüne geçilebilmesi amacıyla yapılan çalışmalar sonucunda kıta sahanlığının ölçüm kriterleri B.M.D.H.S-82 ‘ nin 76. maddesinde tüm jeomorfolojik sınırlandırmaları ile detaylı şekilde tarif edilmiş ve teknolojik gelişmelerin kıta sahanlığında bulunan yer altı (deniz tabanının altı) ve su altı zenginliklerinin işletilmesine olan etkisi tanımdan uzaklaştırılmıştır.

Sahildar Devletin esas hatları tespit edilmiş kıyı hattından ölçülen mesafeye göre kıta kenarının dış sınırına kadar devam eden kıta sahanlığının genişliğinin tespitinde kıta uzantısı 200 milden geniş ve 200 milden dar olan devletler arasında bir denge sağlamak amacıyla ; eğer bu dış sınır 200 deniz milinden daha önce son buluyor ise ; kıta sahanlığı 200 deniz mili genişliğindeki deniz alanlarının deniz yatağı ve toprak altı da kıta sahanlığı kabul edilmiştir , eğer bu dış sınır 200 deniz milinin ötesine geçiyorsa kıta sahanlığı ya azami 350 deniz mili ile yada 2500 mtr  derinlik kontöründen itibaren azami 100 deniz mili genişliğindeki deniz alanları ile sınırlandırılmıştır.

4- MÜNHASIR EKONOMİK BÖLGE ( EXCLUSIVE ECONOMIC ZONE )

1982 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin V. Kısmında 55 ile 75. maddeler arasında tariflendirilip detaylandırılan Münhasır Ekonomik Bölge ( MEB ) kaplayacağı alan itibariyle Kıta Sahanlığı kavramı ile çoğu yerde örtüşür. Ancak kıta sahanlığı gibi hukuksal olarak “ ipso jure “ ve “ ab initio “ değildir. Yani sahildar ülke karasularının ölçülmeye başlandığını esas hatlardan itibaren en fazla 200 deniz miline kadar uzanabilen ve karasularına bitişik olan bu bölgeyi Münhasır Ekonomik Bölgesi olarak ilan etmediği sürece anılan bölge üzerindeki kıta sahanlığından doğan egemenlik haklarının üzerine “ deniz yatağı üzerindeki sularda, deniz yataklarında ve bunların toprak altında canlı ve cansız doğal kaynaklarını araştırılması, işletilmesi muhafazası ve yönetimi konuları ile; aynı şekilde sudan, akıntılardan ve rüzgarlardan enerji üretimi gibi, bölgenin ekonomik amaçlarla araştırılmasına ve işletilmesine yönelik diğer faaliyetlere ilişkin egemen haklarını” öncelikli ve ayrıcalıklı şekilde kullanabileceğini iddia edemeyecektir.

Başka bir deyişle; MEB , karasularının ölçülmeye başlandığı esas hatlardan itibaren en fazla 200 deniz mili öteye kadar uzanabilecek bir bölgede deniz yatağı ( deniz tabanı ) üzerindeki sulardaki ekonomik faaliyetlerdeki önceliğin sahildar devlete verilmesini düzenleyen hukuki bir kavramdır.

Kıta sahanlığı ile Münhasır Ekonomik Bölge arasındaki fark:

Kıta Sahanlığı , sahildar devletin kara ülkesinin deniz altında devam eden kısmı olarak, sahildar devlete deniz tabanındaki ve onun altındaki canlı ( sedanter canlı türleri ) ve cansız zenginliklerden faydalanma ayrıcalığı verirken; MEB ise bu deniz yatağı üzerindeki su bloğunda ( kütlesinde ) sahildar devlete balık ( anadrom ve katadrom balık türleri dahil) ve deniz memelilerinin üremesi, korunması, avlanması ile bu sularda suni adalar kurmaya ve bu sulardaki dalga, akıntı veya rüzgarlar ile enerji üretmeye kadar geniş bir yelpazede hak , yetki ve ödevler sunar.

Karşılıklı veya bitişik olarak çakışan MEB ‘ler :

BMDHS-82 mad. 74’ün 1. fıkrasına göre :

Sahilleri bitişik veya karşı karşıya bulunan devletler arasında münhasır ekonomik bölgenin sınırlandırılması, hakkaniyete uygun bir çözüme ulaşmak amacıyle, Uluslararası Adalet Divanı Statüsünün 38. maddesinde belirtildiği şekilde uluslararası hukuka uygun olarak anlaşma ile yapılacaktır.

5- AÇIK DENİZ ( HİGH SEAS)

BMDHS – 82 , Kısım VII , mad. 86 – 120 arasında düzenlenen “ Açık Deniz “ rejimi : Bir devletin münhasır ekonomik bölgesine, karasularına veya iç sularına veya takımada sularına dahil olmayan tüm deniz alanlarına uygulanır.

Buna göre temel olarak açık denizlerde tüm ülkelere “ barışçıl amaçlarla “ kullanmak şartıyla birçok serbesti tanınmıştır. Tanınan bu serbestinin yanında ülkelere açık denizlerde uyuşturucu, köle ticareti , deniz haydutluğu ve izinsiz yapılan radyo yayınlarının önlenmesi amacıyla işbirliğinde bulunma ve önleyici faaliyette bulunma yükümlülüğü verilmiştir.

Açık denizlerin  hiç bir parçasında hiç bir devlet egemenlik hakkı iddia edemez. Açık denizlerde seyrüsefer serbestisi ile ilgili ticaret ve savaş gemileri ile deniz altı petrol boru ve kablo hatları hakkında düzenlemeler yine aynı maddeler içinde yapılmıştır.

 

 

CEVAP VER