DENİZCİ GÖZÜYLE TOPLUMSAL TABAKALAŞMA VE EŞİTSİZLİK… KAPTAN ÖMER ASMALI YAZDI

Nedir toplumsal eşitsizlik?

Toplumsal eşitsizlikten bahsetmeden önce toplumsal eşitlik nedir açıklamaya çalışalım. Sözlük anlamı itibari ile toplumsal eşitlik, yasalar önünde eşit haklar (güvenlik, oy kullanma hakkı, mülkiyet, konuşma, toplanma özgürlüğü hakkı gibi) toplumsal mal ve hizmetlere eşit seviyede erişmeyi içerir. Toplumsal eşitlik aynı zamanda yasalar önünde eşit haklar ve ekonomik eşitlik kavramlarını da içerir; yani eğitim, sağlık ve diğer toplumsal güvenliklere erişimi diyebiliriz.

“Tabakalaşma düzeninin mevcut olduğu sosyolojik bir gerçekliktir”

Yasaların böyle hüküm vermelerine rağmen pratik hayatta böyle midir? En ilkel insan topluluklarından en karmaşık insan topluluklarına varıncaya kadar tüm toplumlarda belli bir tabakalaşma düzeninin mevcut olduğu sosyolojik bir gerçekliktir. Toplumda oluşan tabakalaşmanın toplumsal eşitsizlikle göz ardı edilemez bir ilişkisi vardır. Toplumlarda görülen tabakalaşmanın en ayırıcı biçimini oluşturan toplumsal sınıflar, tarihteki tüm toplumsal tabakalaşma tarzlarından köklü bir biçimde ayrılır. Bu bazen aileden gelen statü bazende kişilerin eğitim durumları, maddi imkanları, sınıfsal statüleri gibi sosyal ve sınıfsal farklılılar olarak karşımızıa çıkmaktadır. Bu farklılıklar şüphesiz toplumsal yapı ve uzlaşıyı erozyona uğratacak etmenlerdir.

Toplumsal eşitsizlik hangi tip ülkelerde görülür?

Toplumsal ve sosyal eşitsizlik sadece belli ülkelerde görülmez. Dünyanın bir çok ülkesinde zengin/fakir, gelişmiş/gelişmekte olan/az gelişmiş ülkelerde de durum az çok birbirlerine benzerler. Örneğin medeni ve gelişmiş olan Fransa ve Amerika’da bile banliyolarında, kenar mahallelerinde bir çok insan geçim derdi içinde yaşamakta ve statü sahibi kişilerle aynı hakka sahip olamamaktadır.

Nobel iktisat ödülü sahibi Profesör Joseph Stiglitz’in (2011) bildirdiğine göre, Amerika Birleşik Devletleri’nde nüfusun en zengin %1’lik dilimi milli gelirin yaklaşık ¼’ünü alırken toplam servetin de %40’ı üzerinde kontrole sahip. Küreselleşme sürecinin “imparatoru” olarak anılan ABD’de gelir eşitsizliğinin eriştiği seviyeyi gözler önüne seren bu veri, daha dramatik bir sonucun göstergesidir; zira Profesör Stiglitz’e göre son 25 yıl boyunca ABD’de gelir eşitsizliği istisnasız bir şekilde büyümüş ve derinleşmiş bulunuyor. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) Sosyal Adaletin Yeni Bir Evresi adını taşıyan 2011 tarihli raporu, gelir eşitsizliğinin dünya çapında büyük bir sorun olduğunu gözler önüne seriyor: Dünya nüfusunun %80’i dünya zenginliğinin sadece %30’unu paylaşıyor. 2007 verilerine göre orta büyüklükte bir ülke nüfusu kadar kişinin (61 milyon kişi) toplam geliri, dünya nüfusunun yarısının (3.5 milyar kişi) toplam gelirine eşit durumda (ILO, 2011, s.10)(1).

Burada vurgulanan gelir eşitsizliği sorunu, toplumsal eşitsizliğin sadece bir boyutudur. Siyasi yöneticilerimizin söylemleri olan GSMH (gayri safi milli hasıla) şu kadar oldu, kişi başı ortalama gelir buraya geldi oldu, ülkemiz yıllık % x oranında büyüdü gibi söylemler elbette bir şeyler ifade ediyor ancak sıradan vatandaş günlük yaşam savaşı içinde olduğu için kendi gelir/gider dengesi onun için daha önemli olduğundan bu değerler fazla ifade etmiyor. Onlar yaşam seviyesini sürdürmek için gelir ile gider dengesini tutturmak zorundadırlar. Bu nedenle gelir eşitsizliği sorununun etki alanı, gündelik yaşamın büyük bir bölümünü kuşatmış bulunmaktadır. Ayrıca, gelir ve servet eşitsizliği dışında, yaş, cinsiyet, etnik, ırk, din, mezhep ve inanç farklılıklarına referans yapan toplumsal eşitsizlikler de mevcuttur.

1776 tarihinde onaylanan Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi, “Bütün insanların eşit yaratıldıkları; yaratıcıları tarafından onlara hayat, özgürlük ve mutluluğu arama hakkı gibi geri alınamaz bazı haklar verildiği” görüşüne yer vermiştir. 1789’da ilan edilen Fransa İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi’nde “insanların eşit doğduğu ve eşit yaşamaları gerektiği” vurgulanmıştır. Egemenliğin dine ve soya dayalı kaynaklarına öldürücü bir darbe indiren 1789 Fransız Devrimi ile birlikte “Eşitlik, Özgürlük, Kardeşlik” talepleri tümüyle seküler bir içeriğe bürünmüş, evrenselleşmiş ve nihayet meydan okunamaz bir meşruiyet kazanarak günümüze kadar gelmiştir(2)

Jean-Jaquese Rousseau’nun Eşitsizlik Eleştirisi.

Jean-Jaquese Rousseau ve onun orijinali 1755’te yayımlanan İnsanlar Arasındaki Eşitsizliğin Kaynağı (1998) adlı eseridir. Bu öncü çalışmasında Rousseau iki tür eşitsizlikten söz eder; kendi terimleriyle ilki doğal/fiziki diğeri ise siyasal/ahlakidir. Doğadan kaynaklanan ve doğaya ait olan eşitsizlikler Rousseau’nun ilgi alanı içinde değildir. O, insan-insan ilişkisinden kaynaklanan ve insan türüne ait olan eşitsizlikle ilgilidir.  İnsanlar arasında güç ve servet farklılaşmasına kaynaklık eden toplumsal eşitsizlik, Rousseau’ya göre, doğa durumundan toplum durumuna geçişinin hem nedeni hemde sonucudur. Burada toprak sahibi veya servet sahibi kısaca güç sahibi neredeyse kendini maddi ve manevi varlıkların hakimi görür. Bu durum elbette kabul edilebilir bir durum olmamakla birlikte sadece insanlar arasında olmuyor bu eşitsizlik devletler arasında da sıkça görülen bir durumdur. Bunun örneklerini çokça bulabiliriz. En çarpıcı örnek Sahra altı  ile az gelişmiş devletlerin yer altı zenginliklerinin paylaşımındaki payların kendi ülke çıkarları için paylaşımlarındaki payı ölçüsünde diyebiliriz.

Bizler kendi içimize dönersek gelir adaletsizliği, köyden kente göçün azaltılması ve hatta köylerin cazip hale getirilmesi, şehirler arası gelişmişlik uçurumun azaltılması, tüketim mallarının kalitesinden tutunda üreticiden son  tüketiciye kadar geçen süreçteki gereksiz aracı kurumların ortadan kalkarak gerçek anlamda denetim yapılması şüphesiz yaşam standartlarına olumlu katkı sağlayacaktır.

Sosyal Politikalardan Sosyal Devlete

Sosyal devletin varlığının, sosyal politikanın gelişimiyle bağlantılıdır. Sosyal politikanın sosyal devleti var eden evrim sürecini, çağdaş sosyal politikanın oluşumunu, yoksulluk yardımlarını içeren öncesi; doğrudan çalışma ilişkilerine dönük düzenlemeler ve sosyal sigortacılığın ilk örneklerini içeren başlangıç, eğitim, sağlık, sosyal hizmetler, gelir dağılımı, konut gibi konulara yayılan gelişim ve ağırlıkla çeşitli dezavantajlı grupları da bünyesine katan genişleme dönemleri temeli olarak niteleyebiliriz.

Sosyal sigorta tekniğine dayalı refah yaratma mekanizmalarından önce, yoksulluk sorununu merkeze alan sosyal yardım uygulamaları vardır. Bu haliyle yoksulluk yardımı deneyimleri, 19’uncu yüzyılın sonu ve 20’nci yüzyılda sosyal sigortacılık temelli, sosyal yardımların tamamlayıcı bir boyuta evrildiği ve sosyal hizmetlerin de geliştiği modern sosyal güvenlik sistemlerinin oluşumuna bir temel oluşturmuştur(3)

Sosyal politikalar ve sosyal devletin gelişiminin yoksulluk sorunun kontrol altına alınmasıyla da yakın bir bağı vardır. Yoksulluk, tarihsel bir olgudur; ancak kapitalizmin gelişimiyle birlikte yeni biçimler almıştır. Bu nedenle, kamunun refah yaratma araçlarının evriminde yoksulluk hep önemli bir yere sahiptir. Ne var ki kapitalizm, yoksulluğu azaltmaya dönük araçlar geliştirdiği halde yoksulluğu yaratacak ve artıracak yapısal özelliklerini de her zaman korumuştur. Yoksulluk bir bakıma sosyal yardımlarla azaltılmaya çalışılan bir sosyal sorun olarak belirirken, yoksulların ise aynı araçla denetlendiği söylenebilir.

Yoksulluk ve toplumsal sınıf ilişkisi sanayi öncesi toplumlarda da olmakla birlikte bugünkü anlamda görünürlüğü ve olası çözüme ilişkin politikaları sanayi toplumu ile beraber gündeme gelmiştir. Sanayi toplumlarının sosyolojik analizinde yoksulluk-toplumsal sınıf arasındaki ilişki örtüşen bir ilişki olmuş ve yoksulluk daha çok alttaki sınıf, alt gelir grubu gibi ait olunan toplumsal sınıfa göre veya sınıf dışı bir duruma işaret eden alt sınıf veya suça eğilimi işaret eden tehlikeli sınıflar olarak sosyolojik tanımlanmıştır.

 

Türkiye’de gelir dağılım dilimleri

Tabloda görüldüğü üzere % 20’lik dilimlerin en üstünde olan nüfus grubu (5.) milli gelirin % 54.9’unu alırken an alttaki dilim % 4.9’u ile yetinmektedir. Bu toplumdaki varsıl ile yoksul kesimler arasındaki gelirin dağılımındaki eşitsizliği göstermektedir. Bu tabloya göre, Türkiye toplumsal eşitsizliğin yüksek olduğu ve Gini katsayısına göre yoksulluk oranının da yüksek olduğu bir toplumdur.

Türkiye’de 129 devlet ve 75 vakıf olmak üzere toplam 204 üniversite vardır (4).  15 Mart 2024 tarihi itibariyle yüksek öğretime kayıtlı öğrenci sayısı 7 milyon 93 bin kişidir(5). Bu öğrencilerin bir kısmı açık öğretim, bir kısmı birden fazla okuldan mezun olduğu dolayısıyla meslek sahibi olduğu değerlendirileceği zaman ortalama her yıl 1 milyon öğrencinin mezun olarak hayata atılacağı varsayılabilir. Ülkenin iş hacmi bağlamında kapasitesi de değerlendirilirse mezun olanların ülke içinde iş bulma hususunda karşımıza çıkan tablo bu sayıyı kaldıracak kapasitede olmadığı anlaşılmaktadır. Bu konuda ki diğer tehlike de meslek dallarının evrimleşerek yerini günümüz ihtiyaçlarını karşılayan robotik, genetik, yapay zeka mühendisliği, yazılım geliştiriciliği gibi mesleklere evrimleştiği ve bu mesleklerin günümüz ihtiyaçlarını karşıladığı, gelecek için gerekli meslekler olduğu yönündedir. Bu durumda günümüzde bazı mesleklerin cazibesini yitirdiği görülmektedir. Örneğin, bundan 20 yıl önce fotoğraf makineleri, daktilo, teleks, faks, ses kayıt cihazları, teyp, pikap vb gibi hepimizin kullandığı aletlerin görevlerini artık akıllı cep telefonları yapılabilmektedir. Bunların yanı sıra otomasyon ve teknolojinin devreye girmesiyle birlikte çalışan insan sayısının da azalmasına neden olup işsizliğin artacağının birer göstergeleridir.

Orta direk güçlenmeli sloganı Turgut Özal tarafından ilk olarak siyasi literatürmüze girmiş zaman  zaman da diğer liderler tarafından zikredilse de pratik hayatta tam tersi sınıflar arası makas açılmakta orta direk diye tabir edilen topluluk tarihe karışmak üzere yol almaktadır. Hal böyle olunca ülke düzeyine oluşan geçim sıkıntıları mutsuzluğu, huzursuzluğu ve akabinde istenmeyen toplumsal kargaşa ve aile içi ve dışı şiddeti körüklemektedir. Platon, ideal devlet olarak adlandırdığı yönetim şeklinde, homojen bir toplum yapısı çizen düşünür, aşırı zengin ve aşırı yoksulluğun olmadığı orta hal sınıfın oluşturduğu, eşit haklara sahip ve herkesin söz sahibi olduğu yönetime işaret ederek konuyu çok güzel özetlemiştir. Ayrıca Platon Devlet adlı eserinde devleti bir gemiye benzettiğini, gemiciler arasında seçim yapılırken gemiyi belirlenen e en emin şekilde götürecek bilgi ve beceriye sahip gemicinin geminin kaptanı olması gerektiği anlatmaktadır.

 

Sonuçta, mevcut sistemin eksikleri ve açıkları gözden geçirilmesi ve denetlenme mekanizmasının hiç bir siyasi ve kişisel kurum ve kuruluşların etkisinde kalmadan yapılmasına olanak sağlanmalıdır. Akabinde refahı tabana yayma, köy ve kırsal yaşamı teşvik etme ve yatırım kolaylığı gibi ödeneklerle cazip hale getirip kentten köye geri göçün sağlanması, tarım ve hayvancılık ülkesi olan ülkemizin bilimsel metotlar ile acil önlemlerin uygulanması gerekecektir.

Adil, dürüst, şeffaf, liyakate önem veren bir yönetim ve sonunda halkın mutluğu göz önünde bulunduracak formül bellidir. Antik çağlardan itibaren günümüze kadar filozoflar, düşünürler ve sosyologlar reçetesini yazmışlardır. Diyaloglarda geçen düşünürlerin devlet adamı sözleri geniş olarak yorumlandığı zaman sadece hükümetin başı değil devletin herhangi bir kademesi akla gelmelidir. Platon’a göre; bir kişi iyi bir devlet adamı olacaksa iyiyi bilmelidir. Buda entellektüel ve ahlaki disiplin birleştirilerek yapılabilir. Bu disiplinden geçmemiş olanlara yönetimde bir yer verilirse, yönetimi kaçınılmaz olarak yozlaştırır.

Ömer Asmalı/ Ağustos 2024

 

Kaynakça;

 

1:  A.Ü. Sosyoloji ders kitabı. Toplumsal Tabakalaşma ve Eşitsizlik

2: Bürkev, Y. ve Özuğurlu, M. (2011). 21. Yüzyılda Toplumsal Hak Mücadelelerinin Sınıf İçeriği, Y. Bürkev ve arkadaşları (Der.), Kuramsal ve Tarihsel  Boyutlarıyla Hak Mücadeleleri (s. 15-50) içinde. 1. Cilt, İstanbul: Notabene Yayınları.

3:  Gökçeoğlu Balcı Ş., 2007, Tutunamayanlar ve Hukuk. Ankara Dost Yayınları

4: Vikipedi ansiklopedik sözlük.

5: 19.03.2024 tarihli Anadolu Ajansı’nın verdiği YÖK’nun açıklamalarına dayandırdığı bilgiler.

 

Resimler, A.Ü. Sosyoloji ders notları. Toplumsal Eşitsizlikler, Sınıf ve Yoksulluk ders notlarindan alınmıştır.

Küpeşte-Kaptan Ömer Asmalı

En Yeniler

MAVİ VATAN’IN MİMARI ORAMİRAL ÖZDEN ÖRNEK UNUTULMADI

Cumhuriyet Donanması’nın "Altın Çocuğu" olarak anılan, 20. Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek, vefatının 8. yıl dönümünde Rahmi M. Koç…

% gün önce

KÜRESEL SUMUD FİLOSU’NA MÜDAHALE

İspanya’dan yola çıkan ve İtalya üzerinden takviye alan Küresel Sumud Filosu, 26 Nisan’da Gazze’ye insani yardım ulaştırmak amacıyla denize açıldıktan…

% gün önce

TÜRK LOYDU’NDA PROF. DR. ORAL ERDOĞAN GÜVEN TAZELEDİ

Türk Loydu Vakfı’nın 71. Olağan Genel Kurulu, 29 Nisan 2026 tarihinde Türk Loydu Merkez Binası’nda gerçekleştirildi. Mevcut başkan Oral Erdoğan…

% gün önce

İSRAİL YUNAN KARASULARINDA SUMUD FİLOSU’NA SALDIRDI

Gazze'ye insani yardım için giden Sumud Filosu, Yunanistan açıklarında İsrail'in hedefi oldu. Sumud Filosu, İsrail'in 20 Türk aktivisti alıkoyduğunu duyurdu.…

% gün önce

NASA BAŞKANI: ‘PLÜTON’U YENİDEN GEZEGEN YAPALIM’

Plüton, 2006 yılında Uluslararası Astronomi Birliği tarafından “gezegen” statüsünden çıkarılarak “cüce gezegen” olarak yeniden sınıflandırılmıştı. Bu karar, kamuoyunda yankı uyandırmıştı.…

% gün önce

GREENPEACE TÜRKİYE KÜRESEL SUMUD(DİRENİŞ) FİLOSU’NDA

Greenpeace Türkiye, Küresel Sumud Filosuna katılan Arctic Sunrise gemisinde yerini aldı. Greenpeace Türkiye’den Barış Eceçelik, Greenpeace’in gemisi Arctic Sunrise ile…

% gün önce