KILAVUZLUK HİZMETLERİ, KAMU PAYI VE ÖLÇÜLÜLÜK İLKESİ… AV. TAYLAN KILIÇ YAZDI
Ülkemizde kılavuzluk hizmetlerinden elde edilen gelirlerden “kamu payı” adı altında devlet tarafından kesinti yapılması 1980’lerde başlamış, başlangıçta idari taahhütname ve sözleşmelere dayalı iken zamanla yasal zemine oturtulmuştur. İlk yasal düzenleme, 1989’da yürürlüğe giren 3595 sayılı 1990 Malî Yılı Bütçe Kanunu’nun 44. maddesi (b) ile yapılmış, kılavuzluk ve römorkörcülük hizmeti veren kamu ve özel kuruluşların aylık gayrisafi hasılatlarından %6,5 oranında pay alınması öngörülmüştür. Ancak bu kapsamda öngörülen mali hükümler, Anayasa Mahkemesi tarafından E.1990/6, K.1990/17 sayılı kararla (RG 05.09.1990) iptal edilmiş ve vergi benzeri mali yükümlülüklerin bütçe kanunlarıyla getirilemeyeceği açıkça vurgulanmıştır. Buna rağmen aynı hüküm 3690 sayılı 1991 Malî Yılı Bütçe Kanunu’nda yeniden yer almış; Anayasa Mahkemesi bu defa E.1991/8, K.1992/5 sayılı kararıyla (RG 16.06.1994) benzer mali hükümleri iptal ederek söz konusu içtihadını pekiştirmiştir. 2001 sonrası dönemde kamu payı, önce 4726 sayılı 2002 Bütçe Kanunu’nun 56. maddesi (b) fıkrasında, ardından 4745 sayılı Kanun’un 7. maddesiyle 491 sayılı KHK’ye eklenen Ek Madde 8’de kalıcı bir yasal düzenlemeye kavuşturulmuştur. Anayasa Mahkemesi, E.2003/9, K.2004/47 sayılı kararında %6,5 oranındaki kesintiyi “ölçülülük” ilkesi bakımından Anayasa’ya uygun bulmuş, ancak daha yüksek oranlara ilişkin denetim yapılmamıştır. Takip eden yıllarda kamu payı önce %10’a (329 sayılı CB Kararı, 2018), ardından bölgesel farklılıklarla %30’a (5755 sayılı CB Kararı, 2022) çıkarılmış, nihayet 2024’te 7519 sayılı Kanun ile Limanlar Kanunu’na eklenen hüküm uyarınca ihalelerde %40’a varan oranlardan başlayan ve %100’e kadar yükselebilecek kamu payı oranlarına imkân tanınmıştır. Anayasa Mahkemesi’nin en son E.2018/118, K.2023/180 sayılı kararında iptal gerekçesi yalnızca “yetki” yönünden olup, ölçülülük bakımından herhangi bir inceleme yapılmamıştır. Hâlihazırda uygulanan ihale sisteminde en yüksek oranı veren teşkilatın seçilmesi, hizmetin bağımsızlığı, sürdürülebilirliği ve emniyeti açısından ciddi riskler doğurmaktadır. Anayasa Mahkemesi’nin 2004’te yalnızca %6,5 oranına ilişkin yaptığı ölçülülük denetimi dışında sonraki oranlar için bağlayıcı bir içtihat bulunmamaktadır. Kamu payının ciro üzerinden alınması, zarar halinde dahi ödenmesini zorunlu kılmakta; bu durum, vergi benzeri bir mali yükümlülük niteliği dikkate alındığında, hizmetin kalitesi ve sürdürülebilirliği, kılavuz kaptanların özlük hakları ile can, mal ve çevre emniyeti üzerinde ciddi riskler yaratmaktadır. Sonuç olarak, kamu payının ölçüsüz oranlarda tahsil edilmesi ülke çıkarları bakımından önemli sakıncalar doğurabilir; kılavuzluk hizmetlerinde birikim, deneyim, tarafsızlık ve bağımsızlık korunmalı, taşeronlaşma veya başka çıkarlara bağımlı yapılarla hizmetin güvenliği ve kalitesi zedelenmemelidir.














