Bizim Denizler 2 yıl önceİlk çağlardan beri denizle ilişki kuran insanoğlu yıllarca, bu ilişkiyi büyütüp geliştirecek ve kendi lehine dönüştürecek bir vasıta arayışına girmiştir. İnsan daha antik çağlarda doğayı izleyerek birtakım şeylerden istifade etmeyi öğrenmişti ama yaz kış demeden uğraştığı ve baş edemediği bir sorun vardı: Islanmak. Islanmak güzeldi güzel olmasına ama her zaman değil. Üstelik sadece kendisi değil, ilkel de olsa araç gereçleri ile eşyaları da ıslanıp bozulabiliyordu. Bu nedenle insanın hem denizle ilişkisini geliştirmesini sağlayacak hem de bu süreçte kuru kalmasını olanaklı kılacak bir şeye ihtiyacı vardı. Ağaçları oyarak suda kendisinin ve eşyalarının kuru kalmasını sağlayan bu aracı vasıta sayesinde, insan artık çağlar boyunca sürecek bir gelişim ve değişimin de ilk adımlarını atıyordu. Aslında adımlarını değil kulaçlarını atıyordu. İnsanın günlerce kulaç atıp, uzun mesafeler kat etmesini ve okyanuslar aşmasını sağlayan bu aracı vasıtanın genel adı gemiydi.
Hemen hemen her insanın en az bir gemiyle uzun ya da kısa veya anlıkta olsa bir tanışma hikayesi vardır. Benimki de arada sırada gittiğim İstanbul’daki şehir hatları vapurlarıyla veya arabalı vapur denilen vapurlarla başlayan kısa kısa serüvenlerden ibaretti. Ancak, yıllar içinde birçok insan gibi benimki de sadece tanışmakla kalmadı ve bir geminin yolcusu değil, mürettebatı (personeli) yani geminin bir parçası olmakla devam edecek süreci başlattı. Bu amaçla 1979 yılında girmiş olduğum okulumu, 1983 yılında tamamlayarak seyir astsubayı olarak mezun olduğumda artık ben de bir geminin bir parçası olmuştum. Hem de bir harp yani savaş gemisinin. O zamanlar böyle şeyler çok gurur vericiydi. Tayinim D 341 borda numarası ile Harp Filosu Komutanlığı emrinde ve Birinci Muhrip Filotillası Komodorluğu teşkilat yapısında bulunan ve İ (İstif) sınıfı olarak tanımlanan bir gemiydi. TCG İZMİR.