1. Haberler
  2. Genel
  3. SULTAN VAHDETTİN’İN YURTTAN KAÇIŞI VE İNGİLİZLER’E MEKTUBU

SULTAN VAHDETTİN’İN YURTTAN KAÇIŞI VE İNGİLİZLER’E MEKTUBU

Merhaba arkadaşlar, burada yazma şerefine beni nail eden ve yazma fırsatı veren yazı arkadaşlarıma teşekkürü borç bilirim. Öncelikle yazarken şuna dikkat ederim ben, yazının yazma tarafı benim, eleştiri ve yorum kısmı size ait amacım sizi yazıya dahil etmektir.Dahil olmanız ve eleştirmeniz ümidiyle. Hemen konuya giriş yapıyorum iyi okumalar…

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Birinci Dünya Savaşı henüz bitmemişti

İlk konumuz Vahdettin’in İstanbul’dan ayrılması, Son Osmanlı hükümdarı ve halifesi olan Vahdettin İngiliz zırhlısı ile birlikte Malta’ya giderek memleketini terk etmişti. Vahdettin hakkında günümüzde tartışmalar devam etse de biz Vahdettin’in ayrılış öncesi ve ayrıldıktan sonraki hikayesine değinelim … Hüzün, kargaşa, öfke ve tartışma dolu hikaye bizleri bekliyor. Vahdettin tahta çıktığında 57 yaşındaydı ve Birinci Dünya Savaşı sürüyordu. Vahdettin’in tahta çıkması beklenmeyen bir hadiseydi. Bunu kendisi bile beklemiyordu. Birinci Dünya Savaşı kaybedilmek üzereydi ve tahta çıkmaya isteksiz yaklaşıyordu. Hatta tahta çıktığı zaman şeyhülislam Musa Efendi’ye şöyle demişti.

Ben bu makam için hazırlanmadım ki? Bu makama gelmeyi beklemiyordum fakat takdiri ilahi bana teveccüh etti ve bu ağır vazifeyi üstlendim  Şaşmış bir haldeyim bana dua ediniz.’

Sultan Vahdettin’in tahta çıkmasından 4 ay sonra dünyanın o güne kadar görmüş olduğu en büyük ve en kanlı savaş bitmişti  milyonlarca insan ölmüş. Birinci Dünya savaşından çıkmış olan  Türklerin beli iyice bükülmüştü. Ne askere gönderecek evlat ne de yiyecek ekmek vardı her şey tükenmiş ve bitmişti.

 

‘Padişahın ve benim yegane ümidimiz Allah’tan sonra İngiltere’dir’

Emperyalist güçler için bu bir fırsattı ve Osmanlıyı parçalara ayırmak için gün sayıyorlardı. Birinci Dünya Savaşı’nın kaybedilmesiyle ülke yönetimini yabancıların ellerine bırakacağımız günler yaklaşıyordu  30 Ekim 1918 günü Mondros ateşkes anlaşması imzalandı. Bu anlaşmayla Osmanlı imparatorluğu fiilen yıkıldı ve düşman askerleri topraklarımızda cirit atmaya başladı. Sultan Vahdettin ve tahtının geleceği İngiltere’nin ellerine bırakılmıştı. Vahdettin’in kayınbiraderi damat Ferit ise İngiliz amiral Calthorpe’ye şöyle demişti.

‘Padişahın ve benim yegane ümidimiz Allah’tan sonra İngiltere’dir’ Düşmanların ülkeyi sahiplenmesi, halkı ve birçok subayı derinden etkilemekteydi . Türkler, onur ve şereflerini ayaklar altına alındığını düşünüyordu. Ancak padişah hiçbir şey yapmadan bekliyordu. Bunun tek sebebi tamamen Vahdettin’in kendisi değildi onun en büyük eksisi yönlendirilebilir ve pasif biri olmasıydı ve bu yüzden ülkenin çeşitli yerlerinde padişaha karşı ayaklanmalar başladı. Anadolu iyice karışmıştı ve düşmanlara karşı bir direniş başlatmayı düşünüyorlardı çünkü saray yenilmişti ancak halk daha  yenilmemişti. Türk milleti kalan son takati ile bir kez daha savaşmak istiyordu. Bağımsızlık için Onurları için milletin bu derece örgütlendiğini duyan Vahdettin, Mustafa Kemal Paşa’yı git ve buna engel ol diyerek görevlendirdi. Mustafa Kemal Paşa buna tamam dese de onunda aklında kurduğu bir planı vardı. Engel olmak maksadıyla gönderildiği milletin başına geçecekti ve düşmana karşı direnişin lideri olacaktı. Bunu sezen ve ekmeğine yağ sürdürmek istemeyen saray görevlileri Mustafa Kemal Paşayı vatan haini ilan edip hakkında idam kararı çıkarttı.

Kurtuluş Savaşı devam ederken Anadolu’nun paramparça edildiği Sevr imzalandı

O’na engel olmaya çalışsalar da başaramadılar. Ancak bir millet onun arkasındaydı ve direniş meşru bir haktır. Kurtuluş Savaşı devam ederken saray, Anadolu’nun paramparça edildiği Sevr antlaşmasını imzaladı. Ancak Atatürk ve millet bu antlaşmayı tanımadı. Tarihler 1922 yılına geldiğinde Türk milleti alnının akıyla kurtuluş Savaşı’nı kazandı. Düşman topraklardan kovulmuştu ve zafer naraları yurdun her tarafında duyulmaktaydı. Daha sonra halk  kötü propaganda yapan ve milli mücadeleye karşı çıkmış kişileri seçmeye  başladı. Örneğin Ali Kemal kendisi tam bir milli mücadele karşıtıydı. Savaş sırasında Atatürk ve silah arkadaşlarını engellemek istiyordu. Zafer kazanıldıktan sonra halk ve subaylar tarafından linç edilerek öldürüldü. Bunun yanında Vahdettin de protesto ediliyordu. Hatta bazı gruplar Vahdettin’e ağır hakaretler ederek onu ölümle tehdit ediyorlardı. Peki bu olaylar karşısında şimdi ne olacaktı? Ülkede kendine karşı yoğun bir tepki olması, istenmeyen kişi olarak lanse edilmesi  Vahdettin’in korkuya kapılmasını sağladı. Artık Vahdettin’e sadece endişeli bir şekilde gelişmeleri takip etmek ve sarayından dışarı çıkmadan o havayı kontrol etmek kalmıştı. Osmanlı imparatorluğu Mondros ateşkes antlaşması ile zaten fiilen bitmişti. Saltanat ise 1 Kasım 1922  Meclisin kararıyla resmen sona erdi. Ayrıca padişah ve saltanat mensupları hakkında da sürgün kararı çıkarıldı.

 

 

İşgal orduları komutanı İngiliz General Harington’a mektup

Ertuğrul beyle başlayan 6 asırlık monarşi halk sömürüsü resmen son bulmuştu. Vahdettin’in artık ülkeyi terk etmekten başka çaresi kalmamıştı. Kendisi de zaten iç karışıklıkların önüne geçmek ve ölüm korkusu endişesi için bu yolu kullanmak istiyordu. Eğer kalırsa işler fazlasıyla zorlanacaktı ve ayak bağı olacaktı. Herkes için en iyi ve en doğru olanı memleketi terk etmekti. Ancak gitmek , 600 küsur yıllık Osmanlı hanedanlığını bırakmak kolay olmayacaktı. Şatafatlı ve görkemli hayatı bırakmak zor olacaktı onun için kalıp milleti için ölmeyi yeğlemek varken hayatının bekası için sığınmayı tercih etti ve bunun için bir çok ülkeye mektup göndermeye başladı. Bazı ülkeler bu fikre Ankara’yla ters düşme ihtimalinden dolayı olumsuz yaklaşırken Vahdettin için vakit daralıyordu. Son olarak Vahdettin İngiliz krallığına sığınma talebinde bulundu. Ancak diplomatik anlaşmalar sağlanmadığı için İngilizler buna sıcak bakmadı. Elindeki fırsatı da kullanmaktan geri kalmadılar , ama ne olursa olsun Vahdettin İngilizlere sığınma konusunda ısrarcıydı, bu ısrarı İngilizlerin  gözünü kamaştırdı İşgal orduları komutanı olan general Harington’a bir mektup yazdı.

“İstanbul’da hayatımı tehlikede gördüğümden İngiltere devletine sığınır ve bir an önce başka bir yere götürülmemi talep ederim.”

Müslümanların halifesi Mehmet Vahdettin 17 Kasım 1922 cuma günü saat sabahın dördünde bir kaçak gibi yanına küçük oğlu, Ertuğrul efendi ve beraberindekilerle bir kayığa binip ülkeyi terk etti. Bu Türk topraklarını son görüşü oldu o an neler düşündü, neler hissetti bilinmez. Pek bilmekte istemezdim şahsen bana soracak olursanız, neyse daha sonra Boğaziçi’nde  demirlenmiş  olan İngiliz gemisine ulaştı,  gülmemek elde değil komedi gibi sığındığı ülke olan  İngilizler Vahdettin’in ülke sınırına girmesini kabul etmedi. Bu yüzden Vahdettin bir süre Malta’da kaldı. Vahdettin bu dönemlerde kaçmadığını hayatını emniyette görmediğinden Hazreti Muhammed gibi hicret ettiğini belirtmişti. Saltanat hakkından ve hilafet hakkından  kendi isteğiyle vazgeçmediğini de eklemişti. Malta’dan Mekke’ye gitti, oradan da yine Müslümanların yaşadığı Mısır, Ürdün veya Kıbrıs’a geçmek istedi çünkü hâlâ bir halifeydi. Bu durum ona güç sağlıyordu. Ancak Atatürk ve TBMM, 18 Kasım 1922 günü Vahdettin’in halifelik sıfatını kaldırdı ve onun yerine Abdülmecid Efendi’yi halife olarak seçti.

Osmanlı hazinesini geri almak

Bundan sonraysa  tamamen unvansız kaldı.1924 yılında Osmanoğullarının sürgüne gönderilme kararı çıkınca ailesine kavuştu. 1926 yılında İtalya’nın San Remo şehrine yerleştiler. Orada alışılagelmiş yaşamına devam etti özel bir villa tahsis edildi , sözde tesadüfen komşusu olan  İran Şahı Mehmet Ali ile birkaç kere görüştü. San Remo şehrinde villasında otururken bile Osmanlı hazinesini geri almak için teşebbüslerde bulundu lakin olumlu sonuçlanmadı. İngiliz kumpasına yine yenik düştü. Vahdettin, Musul petrollerin mirasçısı olarak kendini İngiliz oyunun için de buldu ondan da sonuç alamadı. Ümitsizlik ve zayıf kişiliğinden ötürü sürekli sigara ve aspirin tüketiyordu.

Bir akşamüzeri yemek esnasında üzerine bir kara bulut düşmüştü nefes alamamıştı doktor yetişinceye kadar vefat etmişti. Daha sonra yapılan otopsi sonuçlarından sonra aort damarının sigaradan ve aspirinden tıkandığı sabitlenip rapora işlendi. Cesedi ilaçlanarak korumaya alındı cenaze nakli için siyasi mercilere başvuruldu olumlu yanıt aldıktan sonra nakil işlemleri başlandı ve cenazesi Suriye’ye taşındı. Mezarı Suriye’nin Şam şehrinde bulunan Sultan Selim Camiine gömüldü. Osmanlı hanedanlığı Fatihler, Yavuzlar, Kanuniler gibi kısmen talihli padişahlar getirdiyse de  kendini yönetmekten aciz basiretsiz, padişahlarda yetiştirmiştir. Bu basiretsizliği ve yoksulluk sorunlarını yaşayan her zaman yönetilen halk olmuştur.

Okuduğunuz için çok teşekkür ederim.. Bol tarihli günler

 

GÖRSELLER: ATİLLA ORAL-CHARLES HARİNGTON VE İŞGAL İSTANBUL’U

SERKAN İLHAN/ 1 TARİH 1 ÇAY

 

 

SULTAN VAHDETTİN’İN YURTTAN KAÇIŞI VE İNGİLİZLER’E MEKTUBU






Bizi Takip Edin
Giriş Yap

Deniz Kartalı ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!