1. Haberler
  2. Bizim Denizler
  3. KAMU-AKADEMİK KURULUŞ İSİM VE UYGULAMALARINDA ÖZENSİZLİK… NEZİH BİLECİK YORUMLADI

KAMU-AKADEMİK KURULUŞ İSİM VE UYGULAMALARINDA ÖZENSİZLİK… NEZİH BİLECİK YORUMLADI

Ülkemizde kamu kurum ve akademik kuruluş isimlendirilmelerinde sözcük anlamlarını dikkate almayan bir özensizlik zaman zaman yaşanmış ve günümüzde de bu umursamazlık sürdürüle gelmektedir. Özellikle mutluluk duyarak görev yaptığım ve oradan emekli olduğum Tarım Bakanlığı da bu özensizliğin odağında olan bir teşkilattır.Tarım Bakanlığındaki ikilem isimlendirmeler Hatırlarsanız geçmiş zamanda Bakanlığın adı Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı idi. Oysa tarım sözcüğü içerik olarak bitkisel üretim ile hayvansal üretimi kapsar. Hal böyle olmakla beraber bakanlık tanımlamasında sanki hayvancılık farklı bir uygulama alanıymış gibi isimlendirmeye monte edilmişti. 1972 yılında ise Tarım Bakanlığı bünyesinde Su Ürünleri Genel Müdürlüğü kurulduğunda bu isimlendirme balıkçılık tanımlamasının eşdeğeri varsayılarak ülkesel ortamda yerini almıştı. Sonrasında genel müdürlük daire başkanlığına dönüştürüldü. Bakanlık bünyesinde 1985 yılında yapılan reorganizasyon sonucu daire başkanlığı da lağvedilmişti.

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Su ürünleri tanımlaması yanlışlığının düşük düzeyde bile olsa dile getirilmesi zihinlerde yer etse de bu soyutluktan öteye geçemedi. 2000’li yıllardan itibaren Avrupa Birliğinin dayatması nedeniyle Tarım Bakanlığı bünyesinde balıkçılık ile ilgili metazori bir yapılanma oluşturuldu. 8 Haziran 2011 tarihinde Kanun Hükmünde Kararname çerçevesinde Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü kuruldu. Huylu huyundan vazgeçmezmiş. Su ürünleri tanımlamasının küresel ölçekte balıkçılık ile ilgili hiçbir anlamı olmamasına karşın teşkilatın yeni adı “Dediğim dedik öttürdüğüm düdük” inadı “Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü” oldu. Diğer bir ifade ile balıkçılık sözcüğünün yanına yine balıkçılığa eşdeğer kullanıldığı varsayılan su ürünleri tanımlaması isimlendirmede yer aldı. Yani yorum şekliyle teşkilatın adı Balıkçılık ve Balıkçılık Genel Müdürlüğü oldu. Tarım Bakanlığının teşkilat isimlendirmesinde olağanlaşan ikilem hastalığı burada da nüksetmiş oldu. Katıksız bir komedi örneği.

Üniversitelerde isimlendirmelerdeki özensizlik

Ya üniversitelere ne demeli. Al birini vur ötekine. Balıkçılığın ilgi alanına giren konularda eğitim veren akademik kuruluşun adının “Balıkçılık Fakültesi” olması gerekirken şapkadan tavşan yerine “Su Ürünleri Fakültesi” yutturmacasını çıkaran bir camiadır üniversitelerimiz. Akıllara ziyan bir gelişme. 1981 yılında yapılan bu isimlendirmede 2017 yılında çıta biraz daha yükseltildi. 2010’lu yıllardan sonra meslek yüksek okullarındaki su ürünleri bölümleri birer birer kapandı. Arkasından su ürünleri fakültelerine ülkesel düzeyde üniversiteye girecek öğrencilerin ilgisi adeta taban yaptı. İşte o aşamada İstanbul Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Dekanlığınca gençleri daha cezbedecek bir isimlendirmeyle bir reorganizasyon yapalım denildi. Bu kere renklendirilen şapkadan çıkarılan tanımlama ise “Su Bilimleri Fakültesi” oldu. Oysa onda da aceleden olsa gerektir yine bir hata yapıldı. Su biliminin terminolojik karşılığı “Hidroloji” olup tekil olarak ifade edildiği es geçildi. Hidroloji kısaca yeryüzünde, yeraltında ya da atmosferde suyun çevirim, dağılımın yanı sıra fiziksel ve kimyasal özellikleri, canlılarla ve çevreyle olan ilişkileri ve etkilerini inceleyen bir bilimdir.

Fakültenin isimlendirilmesinde su bilimleri tanımlamasının çoğul olduğu atlandı. İnsan acaba kaç tane su bilimleri var diye merak ediyor doğrusu. Diğer taraftan fakültede verilmekte olan balık hastalıkları eğitiminin su bilimleri çatısındaki yeri doğrusu gerçekten merak edilecek bir durum. Keza akvakültürün daha açık tanımlamayla su ortamında kontrollü balık yetiştiriciliğinin su bilimlerindeki yerini çözebilene aşk olsun. Daha bitmedi, balık avcılığı araç ve gereçlerinin işlendiği balıkçılık tekniği eğitiminin su bilimleri ile ilgisini bulabilmek için acaba Zati Sungur(*) mu olmak gerekli. Yine fakültenin bünyesinde yer alan gıda konusuna yönelik olarak verilen su ürünleri işleme teknolojisinin su bilimleri ile bağlantısını bulabilmek için Prof. Dr. Mazhar Osman(**) hocanın yanına mı sığınsak acaba! O da rahmetli olup tarihteki yerini aldığına göre işimiz zor anlaşılan!

Bir ara İstanbul Üniversitesi bünyesinde Yerbilimleri Fakültesi vardı. Sonradan adı Mühendislik Fakültesi olmuştu. Burada yerbilimleri tanımlaması da çoğuldur. Oysa yer biliminin karşılığı bilimsel tanımlamada “Jeoloji” dir. Bu tanımlama tekildir ve içeriği ilgi alanına giren tüm alt bilim dallarını kapsar. Nitekim Jeoloji şemsiyesi altında yer alan genel jeoloji, paleontoloji, stratigrafi, mineroloji, petrografi, iç dinamik, dış dinamik, tektonik, yeraltı suyu jeolojisi, petrol jeolojisi, maden jeolojisi, paleobotanik, saha jeolojisi ve yapısal jeoloji gibi alt bilim dallarından dolayı yer bilimi tanımlaması yerbilimleri olarak telaffuz edilemez. Nitekim insan sağlığını esas alan tıp bilimi kendi bünyesinde 40’ı aşkın uzmanlık alanı/branş bulunmaktadır. Tıp biliminin bu özelliğinden dolayı fakülteye verilecek isim çoğul değil tekildir. Örneğin İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi gibi.  Oysa Su Bilimleri Fakültesi isimlendirilmesinin peşine takılınmış olunsa adının İstanbul Tıp Bilimleri Fakültesi olması gerekir.

Bu demek değildir ki bilim her zaman tekildir. Çoğul hali de vardır ama doğru tanımlama koşuluyla. Örneğin astronomi, fizik, kimya, jeoloji ve biyoloji dünyamızın ve evrenin nasıl işlediği temeli üzerine yapılanmıştır ki tümünü kapsaması “Doğa Bilimleri” olarak tanımlanır. Benzer şekilde “Sosyal Bilimler” tanımlaması vardır ki o da tarih, sanat tarihi, coğrafya, ekonomi, siyaset bilimi, hukuk, yurttaşlık ve sosyoloji konularını içeren, toplumsal gerçekliğin içerdiği olgu ve olayları inceleyen bilimleri çatısı altında toplar.

 

Deniz Bilimi mi, Deniz Bilimleri mi?

Deniz Bilimi okyanus ve denizleri içerdiği kaynaklarla beraber tüm yönleriyle inceleyen bilim dalıdır. Bilimsel karşılığı ise Oseanoloji’dir. Deniz Bilimi de ilgilendiği konularına göre Oseanografi ve Deniz Teknolojisi olmak üzere iki bölüm olarak incelenir. Yeryuvarındaki okyanus ve denizleri tüm yönleriyle araştıran ve tanımlayan bilim koluna Oseanografi denir. Oseanografi de alt konularına göre “Fiziksel Oseanografi”, “Kimyasal Oseanografi”, “Jeolojik Oseanografi” ve “Biyolojik Oseanografi” olmak üzere dört ayrı bölüme ayrılır. Deniz Teknolojisi ise “Balıkçılık”, “Gemi Mühendisliği”, “Navigasyon” ve “Madencilik” konularını kapsar.

İlginç bir şekilde ülkemizde Deniz Bilimi konusunda eğitim vermekte olan tüm akademik kuruluşların kullandığı tanımlama Deniz Bilimi olmayıp nedense onun çoğul hali olan Deniz Bilimleri’dir. Halbuki tanımlamanın tekil olarak yapılması gerekmez mi? Bilgi ayrıntısında değinilen tüm tanımlamalar Deniz Bilimi şemsiyesinin altında toplanan alt bilim dallarıdır.

Ülkemizde Deniz Bilimi konusunda eğitim vermekte olan tüm kuruluşların tanımlaması çoğuldur? Örneğin; İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü. Karadeniz Teknik Üniversitesi Sürmene Deniz Bilimleri Fakültesi. Orta Doğu Teknik Üniversitesi Deniz Bilimleri Enstitüsü. Gebze Teknik Üniversitesi Yer ve Deniz Bilimleri Enstitüsü. Barbaros Deniz Bilimleri ve Mühendisliği Enstitüsü. Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü.

Aslında konuya küresel ölçekte yaklaşım yapınca karşımıza çıkan tablo da çok ilginçtir. Tüm dünya ülkelerinde bilimsel kuruluşun isimlendirilmesinde bilimsel terminolojiye uygun olarak Oceanoloji/Oşinoloji veya Oceanografi/Oşinografi tanımlaması kullanıldığında herhangi bir aykırılık/uyumsuzluk söz konusu değildir. Örneğin; “Chinese Academy of Sciences, Institute of Oceanology” – “Çin Bilimler Akademisi , Okyanus Bilimi Enstitüsü” ; Hindistan’daki “National Institute of Oceanography in Goa” – “Goa Ulusal Oşinografi Enstitüsü”; Rusya’daki  “Saint Petersburg State University, Department of Oceanography” – “Saint Petersburg Devlet Üniversitesi , Oşinografi Bölümü”; Amerika Birleşik Devletlerindeki “Woods Hole Oceanographic Institution on Cape Cod, Massachusetts” – “Cape Cod, Massachusetts’teki Woods Hole Oşinografi Enstitüsü”.

Oseanoloji’yi tümüyle karşılayan eğitimin Japonya’da verildiği görülmektedir. Örneğin: “Tokyo University of Marine Science and Technology in Koto” – “Tokyo Deniz Bilimi ve Teknolojisi Üniversitesi, Koto”.

Buna karşın Oseanoloji veya Oceanografi tanımlamasının dünya ülkelerinde daha açık kullanılan karşılığının ise “Ocean Science/Marine Science” – “Deniz Bilimi” veya “Ocean Sciences-Marine Sciences” – “Deniz Bilimleri” olarak benimsendiğidir. Bu açıkçası uluslararası bir uyumsuzluğun göstergesidir. Örneğin: Hindistan’da “University of Calcutta, Department of Marine Science, Kolkata”  – “Kalküta Üniversitesi Deniz Bilimi Bölümü” tanımlamasını kullanırken “Berhampur University, Department of Marine Sciences, Odisha” ise “Berhampur Üniversitesi , Deniz Bilimleri Bölümü, Odisha” tanımlamasını tercih ettiğidir.

Bu uyumsuzluk içeren uygulama tablosuna karşın en gerçekçi yaklaşım ise özel ve bağımsız ve bilim eklentisi alan herhangi bir konunun tekil olarak tanımlanacağıdır. Jeoloji, biyoloji, oseanoloji’de olduğu gibi. Bu bilim dallarının kendi bünyesinde detayları itibariyle alt uzmanlık alanlarını içermesi ana tanımlamayı tekil olmaktan arındırmaz. Bu nedenle oseanoloji tanımlamasının karşılığı “Deniz Bilimi” olup onu çoğul olarak “Deniz Bilimleri” tanımlamasına dönüştürmek eşyanın tabiatına aykırıdır. Ülkemizde Deniz Bilimi alanında hem eğitim hem de araştırma yapan kuruluşlar bu konuda acaba kafa yorarlar mı?

Bir tebliğin çağrıştırdıkları

Kişisel olarak ilginç bulduğum ve gözlerden kaçan bir hususu paylaşmak isterim. O da Tarım Bakanlığı bünyesinde günümüzde 4 yılda bir yayınlanan “Ticari amaçlı su ürünleri avcılığının düzenlenmesi hakkında tebliğ” dir. Bu başlık içeriğindeki sözcüklerin anlam bakımından okuru götüreceği noktanın kesinlikle hiç analiz edilmediği gün gibi ortadadır. Küresel ölçekte balıkçılık tanımlamasına eşdeğer bir su ürünleri tanımlamasının (water products) olmadığı kesinlikle herkes tarafından bilinmelidir.

Peki ürün nedir? Ürün bitkisel ve hayvansal kökenli canlıların canlılık unsurunu yitirdikten sonra onlar üzerinde yapılan bazı işlemler sonucu insanların, ayrıca karasal ve sucul canlıların da yararlanabilecekleri hale dönüştürülmesidir. Örneğin bir balığın konserve edilmiş, yağ veya un haline getirilmesi onu ürün tanımlamasına dahil eder. Benzer şekilde denizlerde bulunan kırmızı yosunlardan Phyllophora nervosa’dan elde edilen ve eczacılıkta kullanılan agar agar bir ürün olarak tanımlanır. Öz anlatımla balık ve su ortamında yaşayan bitki, omurgalı ve omurgasız canlıların hiçbiri ürün değildir çünkü onlar su dünyasının canlı bireyleridir. Bu nedenle sormak lazım; su dünyasında varlıklarını sürdüren canlıların konserve, un, yağ ve eczacılıkta kullanılabilir hale dönüştürülen ve ürün kategorisine geçiş yapan unsurlarının avcılığı olur mu? Canlıların avcılığı olur ama ürün avcılığının ise olsa olsa kendimize özgü bir hokkabazlık hüneri olabileceğidir!

Kara ve su ortamındaki hiçbir canlı ürün değildir. Tebliği hazırlayan bürokratlara, katkı sağlayan akademisyenlere ve balıkçılık sektörü temsilcilerine hatırlatmakta fayda var. Nokta

İlla ki su ürünü/ürünleri tanımlaması kullanılmak isteniyorsa onun da bir kolayı var! Deniz suyunun küçük ve derin olmayan havuzlara aktarılıp güneş ışığı yardımıyla suyun buharlaştırılması sonucunda deniz suyunun bünyesinde eriyik halindeki halit mineralinin (NaCl) kristalize olmasıyla toplumların istifadesine sunulur. Halit halk arasında yemek tuzu olarak bilinir. Bunlar ve suyun bünyesindeki diğer eriyikler doğrudan suyun kendi yapısından değişik yöntemlerle elde edilen cansız unsurlar için yapılacak tanımlamanın su ürünü/ürünleri olarak isimlendirilmesi eşyanın tabiatına uygun olabilir. Bilindiği gibi deniz tuzu ülkemizde İzmir Çamaltı ve Balıkesir Ayvalık Tuzlalarında, deniz kenarından ayrılan havuzlarda suyun güneşle buharlaşmasıyla elde edilir. Elde edilen tuz da paketlenerek toplumun tüketimine sunulur.

                                                   Ürün: Avlanan balığın konserve (a) ve balık ununa (b) dönüştürülmesidir

Netice olarak gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenince ona bağımlı olan tanımlamalar da hatalar zincirini oluşturur. Değinilmek istenen nokta ürün kavramının avcılık ile nasıl yan yana getirilebildiği becerisidir! Ürün olan balık ununun, balık tuzlamasının, balık yağının, balık konservesinin ve tuzlalardan elde edilen yemek tuzu avcılığının yapıldığını ortaya koymak konu ilgilisi kamu yöneticileri ile akademisyenlere has bir özellik olsa gerektir.

Tebliğ başlığı olarak “Ticari amaçlı balıkçılığın düzenlenmesi hakkında tebliğ” tanımlaması yeterlidir. Nedeni ise balıkçılık tarif olarak avcılığı, yetiştiriciliği/üretimi ve satışı kapsar. Haliyle bu şekilde düzenlenmiş tebliğ başlığı ile balıkçılığın ilgi alanına giren tüm hususların yer alması sağlanmış olur.

Modayı yaratan kadından veciz bir tanımlama

Özensizliği alışkanlık haline getiren kamu ve akademik kuruluşlara Coco Chanel’den bir alıntı yaparak konuyu noktalamak işin doğrusu olsa gerektir. Fransız moda tasarımcısı ve Chanel markasının kurucusu Coco Chanel (1883-1971) 20. yüzyılın modaya yön veren kişisidir. Ülkemiz açısından bir özelliği de ulu önderimiz Atatürk’ün isteği ile Türk Silahlı Kuvvetlerinin üniformasını da tasarlayan kişi olmasıdır. Hangi konuda olursa olsun özensizlik tüm kamu ve akademik kuruluşlara rehber olması açısından onun bir veciz tanımlaması sanırım her şeyi gün ışığına çıkarmaktadır. “Özensiz giyindiğinizde elbiseniz fark edilir, kusursuz giyindiğinizde ise siz fark edilirsiniz” tanımlamasına uyumlu olarak kamu ve akademik kuruluş yönetimlerinin fark edilmesi dileğiyle.

(*) Zati Sungur (1898-1984): Sihirbazlar Kralı olarak tanımlanan Zati Sungur Türkiye’nin gelmiş geçmiş en büyük sihirbazı olmasının yanı sıra dünyanın sayılı illüzyon ustalarından biridir.

(**) Prof. Dr. Mazhar Osman: Ruh ve sinir hastalıkları uzmanı ve Türkiye’de ilk modern ruh sağlığı hastanesini kuran hekimdir. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi, bir dönem “Mazhar Osman Hastanesi” adıyla da anılmıştır.

 

Nezih Bilecik/ Deniz ve Balıkçılık Bilimcisi

nezihbilecik@gmail.com

 

 

KAMU-AKADEMİK KURULUŞ İSİM VE UYGULAMALARINDA ÖZENSİZLİK… NEZİH BİLECİK YORUMLADI
0







Bizi Takip Edin