
Rayına oturtulması gereken altıncı konu ise akvakültür konusudur
Türkiye geçmişte bilgi donanımsızlığı ve deniz balıkları kuluçkahanelerine sahip olamamanın verdiği dezavantajla işin kolayına kaçmış ve doğadan yavru balık toplayarak besicilik uygulamasına yönelmiştir. Bilahare ülkesel çapta bir dizi hatalarla akvakültür konusuna yoğun giriş yapılmasına karşın özellikle 1990’lı yıllarla beraber ülke çapında olumlu gelişmelere yönlenmiştir. Günümüzdeyse avcılık yoluyla elde edilen miktarla başa baş giden bir seviyeye yükselmiştir. Modern akvakültürde üretimin ağırlığını kuluçkahaneler oluşturur. Akvakültür uygulamalarında esas sorun balık yemine duyulan gereksinimin yarattığı tablodur. Balık yeminin ham maddesini küçük pelajik balıklar oluşturur. Bu nedenle dünya denizlerinde balık unu fabrikalarının gereksinimini karşılamak üzere balıkçılık filoları aşırı avcılıkla av baskısını yoğunlaştırmaktadır. Denizlerdeki balığı yem sanayiine işleyerek, tükettiği balığı 1/3 oranında onu kültür balığı olarak geri kazanmak uzun vadede akılcı bir tutum değildir. Bu nedenle konuyu hem ülkesel hem de küresel ölçekte değerlendirmek gerekmektedir. Akvakültür sektörü üretim açısından yine balığa ve ondan üretilecek balık ununa bağımlıdır. Türkiye’nin kendi denizlerinden elde ettiği hamsi, çaça ve sardalye gibi küçük pelajik balıklarının miktarı bellidir. İnsan gıdası olmanın dışında balık unu haline gelmesi gereken miktarı da hesaplamak olasıdır. Bu çerçevede Türkiye’nin akvakültür yoluyla üretebileceği balık da ona göre sınırlı kalma durumundadır. Oysa durum tam tersine akvakültür üretim rakamları pik yapmış ve 2018 yılı itibariyle de 314 bin tona ulaşmış ve hatta avcılık rakamlarını da aşmış durumdadır(7). Bu durum yem konusunda dışa bağımlı olunarak gelinen noktadır. Nitekim Türkiye’nin 2018 yılında yurt dışına 6.030 ton balık unu satımına karşın 132.763 ton dış alımı gerçekleştirmesi dikkat çekicidir (8)

Balıkçılık ile ilgili en belirgin olumsuzluk ise 20. yüzyılın ortalarında yeryüzünde var olan balık stoklarının günümüzde %20’lere kadar gerilediği ve okyanuslarda balık stoklarının sürdürülebilirlik sınırının 2.5 katı üstünde avlanıldığıdır. Konunun bir diğer dramatik yanı ise küresel anlamda balıkçıların kontrol altına alınamadığıdır. FAO, dünyadaki balıkçıların yaklaşık %70’inin stoklara zarar verici biçimde avlandığını belirtiyor. Pek çok balıkçı kotaların üstüne çıkıyor, kaçak avlanıyor ya da kurallara uygun bile olsa teknolojiden yararlanarak sürekli daha çok balık avlamanın yollarını arıyor(9). Tüm bu uygulamalar her geçen zaman dilimi itibariyle balıkçılık kaynaklarının çöküşünü hızlandırıyor. Böylesine kaygan bir ortamda küresel olarak balık unu imal eden fabrikaların verimli işleyebilmeleri için gerekli koşullar yok demektir.

Yem konusunda balıktan un elde etmenin dışında yeni alternatif durumlar ortaya çıkmadığı müddetçe akvakültür yatırımlarını elde edilen balık unu ile bağdaştırarak sınırlamak bir zorunluluktur. Türkiye akvakültür konusunda balık ununu temin açısından kendi başına olduğu zaman ne kadar, dışa bağımlı olduğu takdirde, koşulların olumluluğu veya olumsuzluğu halinde ne kadar akvakültür üretimi yapabilir sorusunun cevabını verebilmelidir. Bu nedenle akvakültür yatırımlarının artık desteklenmesi değil, sınırlandırılması, kontrollü, güvenilir bir seviyede kalmalarını sağlamak ilke olarak benimsenmeli ve bununla ilgili tüm olası rakamlar da ortaya konulmalıdır.

Balıkçılığımızın geleceği için bir olumlu gelişme
2012 yılında ülkemizde kimsenin farkına bile varamadığı bir atılım Tarım ve Orman Bakanlığı bünyesinde gerçekleştirildi. Bakanlıkça “Su ürünleri genetik kaynaklarının tesciline ilişkin yönetmelik” hazırlandı ve resmi gazetede yayımlanarak hayata geçirildi(10). Söz konusu yönetmelik çoğu balıkta olduğu gibi 8 yıl sonrasında konu özelimiz olan lüfer balığı konusunda da meyvesini verdi. 9 Ağustos 2020 tarih ve 31208 Sayılı Resmi Gazetede lüfer ile ilgili durum “Üreme özellikleri” bilgi bölümünde total boy olarak ilk üreme boyu dişilerde ortalama 26,5 cm; erkeklerde ise ortalama 31,5 cm olarak tescillendi (11). Bu ve bunun devamında ekonomik değere haiz balıkların tescillerinde resmiyet kazandığında “Su Ürünleri Avcılığını Düzenleyen Tebliğlerin” geçmişe göre hatasız ve bilimsel olmasının da önü açılıyor demektir. Bu konuda bir çığır açmasının odağı olarak tarihe geçen Trabzon Merkez Su Ürünleri Araştırma Enstitüsü özel olarak kutlanmayı ve övgüyü hak etmektedir. Temenni edilen husus bilimle örtüşen tedbirlere, kararlara siyasetin müdahale etmemesidir.
YAZINSAL KAYNAKLAR
- Tarım ve Orman Bakanlığı 2020. Su Ürünleri İstatistikleri. Ankara.
- TAGEM 2019. Su Ürünleri Sektör Politika Belgesi. 2019-2023. 132 s. Ankara
- http://Mehmetpolat148.blogspot.com.tr/201209/turkiye-ve-dunyada-balikciligin-durumu.html
- C. Resmi Gazete. 2012. Tarih 18.08.2012, sayı 28388. Su ürünleri genetik kaynaklarının tesciline ilişkin yönetmelik.
- C. Resmi Gazete. 2020. Tarih 09.08.2020 ve sayı 31208. Su ürünleri tescil komitesinin kararı. s. 22-96.

BALIK BİLİMCİ NEZİH BİLECİK



















