1. Haberler
  2. Genel
  3. BİR DENİZ KIZI ÇIĞLIĞI… FADO…TALİP KAPTAN MELODİSİYLE

BİR DENİZ KIZI ÇIĞLIĞI… FADO…TALİP KAPTAN MELODİSİYLE

BİR DENİZ KIZI ÇIĞLIĞI… FADO Bir Kahve Molası’nda daha yine beraberiz değerli denizci dostlar! Bugün içimizde çokça müzik var! Müzik evrenseldir. Toplumbilim (sosyoloji), içinde müzik olmadan tanımlanamaz. İnsanlığın en eski çağlarından beri müzik hep var olmuştur. Müzik, insanları bir arada tutan en temel yapı taşlarından biridir. Gelelim bugünkü konumuza!

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

“Hüzün; bazen ete kemiğe bürünür, onu karşında görünce önce insan zannedersin, sonra kulaklarına şükredersin…” Bunlar;  ilk defa bir fado dinlediğimde bir kağıt parçasına “ilk” karaladığım kelimelerdi…

FADO,  Portekiz’in kendine özgü bir müziğidir. Kökeni 19. Yüzyıla gider. Kelime anlamına tam karşılığı “kader ” diyebiliriz.  “Fadu” olarak okunur. Benzersizdir. Fado için şarkı demeye bir türlü dilim varmaz. Fado, duyguların şölenidir. Sözlerini anlamasanız dahi ezgileri içinizi söker, burnunuzu tıkar, gözlerinizi acıtır. Sözleri çok derindir. Bu da çok normal çünkü kaynağı okyanustur. Fado’nun iki türü vardır. Biri Portekiz’in eski başkenti Coimbra’dan çıkma daha sade biri türü, diğeri ise Portekiz’in bugünkü başkenti Lizbon kökenli daha zengin ve en çok bilinen şekli. Fado’yu seslendirene “Fadista” denir. Fado yaygın olarak kadınlar tarafından seslendirir ama erkek fadistalar da vardır. (Portekiz kültürü enfes bir harmandır.  Gelişiminde 756-1031 yılları arasında Andulisa(Endülüs) Emevileri’nin resmi dini olan islam ve az da olsa Magribi’lerin -morok yani bugünkü Fas- etkileri vardır. 1143 yılında kurulan Portekiz Devleti katolik hristiyan bir devlet olarak kurulmuş ve günümüze kadar gelmiştir.)

Bugün biraz gerilere giderek ilerleyeceğiz. Nasıl mı? Anlatacağım.

 

Fado’yu enine boyuna anlatmak ve anlamak için “Portekizli Balıkçılar” dan başlamak lazımdır.

1978 senesinde kapısından içeriye adımını attığım Yüksek Denizcilik Okulu’nun beni bütün hayallerim ile tanıştıracağını nereden bilebilirdim ki? İlk zabitlik yıllarım. Türkiye’den başlayan bir “Avrupa Limanları” seferindeyiz. “Bahçe”den çıktık ve denizcilerin korkulu rüyası Biskay’a doğru başladık tırmanmaya. ( Meslektaşlarım iyi bilir. Türk Denizcileri Akdeniz’e “bahçe” der. Uzak seferlerden “memlekete” doğru yapılan bir seferde Cebelitarık Boğazı’ndan girdiğin anda artık “ evin bahçesindesin” demektir. Uzun okyanus seferleri geride kalmıştır. Kabaca bir hafta on gün içinde artık evine gidebileceksin demektir. Seni bekleyenlerin hayali  gözlerinde biraz daha netleşir.) Portekiz; okyanusun bitmek bilmez fırtınaları ile meşhur Biskay Körfezi’nin giriş kapısıdır. Denizcilerin korkulu rüyasıdır. Kuzeye çıkarken Fransa’nın Uşant Adası’nın -rüyet varsa- tam kırk deniz mili mesafeden bile görülebilen meşhur “Uşant Feneri”ni, güneye inerken de İspanya’nın en batı ucundaki Ferrol şehrine on kilometre  mesafede, bir uçurumun üstünde yükselen “Faro De Cabo Prior” fenerini görene kadar hep tetiktedirler. Fakat asıl tehlikeli sular aslında Portekiz açıklarıdır. Gemi trafiği Portekiz’li balıkçıların avlanma sahaları içinden geçer. Kıyı denizlerinin kirlenmesi sebebiyle azalan balık nüfusu bu deniz emekçilerini gitgide okyanusta daha açıklarda avlanmaya zorlamaktadır. Bu sebepten gemi kaptanları Portekiz’i geçerken özellikle gece vardiyalarında çok dikkat ederler. Yüzlerce balıkçı teknesi her yöne hareket halindedir. En fırtınalı havalarda bile denizde ve her yerdedirler.

Biz; “denizli bir havada”  koskoca bir ticaret gemisinin konforlu köprüüstünde icra ettiğimiz seyir vardiyasında, yuvarlanmamak için bir elimizde dürbün diğer elimizle tutunacak sağlam bir yer ararken, o balıkçıların fındık kabuğu misali dalgaların arasında bir görünüp bir kaybolması, o küçücük teknelerin güvertesinde her türlü hava ve deniz şartlarına birebir maruz kalmalarına rağmen sanki ayaklarından çivilenmiş gibi sabit durmaları, iki elleriyle birlikte ağlarını atmaları ve toplamaları, dürbünle izlediğim hafızama kazınmış görüntülerdir. Ayrıca, eğer bir Portekiz’li balıkçı eğer teknesini pruvanıza pruvanıza sürüyorsa  ve sizin rotanızı iskeleye veya sancağa aldırmaya zorluyorsa;  “ Ağlarım var, Açıl! ” diye size feryad ediyordur mutlaka. Canı pahasına ekmek teknesini koruyordur. İşte bu cefakar insanlardan bazıları, okyanusun dalgalarına karışarak, arkalarında sadece “ hüzün” bırakırlar…

FADO

 Siyah şaldan yelkenlerimle topluyorum
Okyanustan dönmeyen balıkçıları
Şarabın kırmızısı
Acı acı tüten yüreğime tırmanıyor kanatarak
Yaşama tutunmaya çalışan
Gel git yengeçleri gibi

Siyah şaldan yelkenlerimle topluyorum
Okyanustan dönmeyen balıkçıları

Bir ana
Dul bir kadın
Yaşlı gözleriyle okyanusu delen bir babayım her sabah

Siyah şaldan yelkenlerimle topluyorum
Okyanustan dönmeyen balıkçıları

Kadere bir çare arıyorum
Hiç bir şansım olmadığını bile bile

Siyah şaldan yelkenlerimle topluyorum
Okyanustan dönmeyen balıkçıları

Seni içimde taşıyorum
Buruk bir sevinç içinde

Saudade
Beni hayata bağlayan şey tek bir kelime sadece”

FADO’nun özü SAUDADE’dir.(Sodaad okunur.) Başka lisanlarda tam karşılığı olmayan bir kelime olduğu dile getirilir. Sözlüğe girerseniz eğer Portekizce’den Türkçe karşılığı “özlem” diye çıkar. Yanlış değildir ama yetersizdir. Keza sıkça söylenen keder ve melankoli de aynı şekilde eksik ve yetersiz tanımlardır. “Avrupa Kültürü” içinde emsalsizdir.

Bana gore Saudade(Sodaad); ekmeği için okyanusa açılan ve bir daha geri dönmeyen babaların, oğulların, kocaların, sevgililerin kaybından dolayı geride kalan kadınların yaşadıkları acıyı saygı ve metanet ile kabullenmeye çalışması. Majörlerin ve minörlerin aşkı. Seslendirenin (fadista) bir fado gitarının lirik sesleri eşliğinde içini kasıp kavuran hüzün fırtınasının dışa vurumu. Yüreğin en derin yerlerinde sıkışmış bir ezginin, kimi zaman yavaş kimi zaman hızlı bir ritimle ama son derece coşkulu olarak su yüzüne çıkması. Paylaşarak acıya dayanmaya çalışmak ve en önemlisi; ” DEVAM ETMEK ZORUNDA OLAN HAYATIN İÇİNDE, BİRAZ KEDERİNİ DAĞITARAK BELKİ BİR NEBZE MUTLU OLABİLİRİM UMUDUYLA HAYATA TUTUNMA ÇABASIDIR. “

Fado’ yu “canlı” olarak dinlemenin tadına doyum olmaz. Fado seslendiren kadınlar mutlaka omuzlarına bir siyah şal veya bir eşarp sararlar. Klasik Fado oniki telli (altı çift) bir Portekiz gitarı ve altı telli bir normal akustik gitar eşliğinde icra edilir. Mikrofon kullanılmaz. Portekiz’in her şehrinde ama en çok Lizbon’da canlı fado müzik dinleyebilme fırsatı bulabilirsiniz. Bu bir konser olabilir veya yemekli küçük bir lokanta. Böyle yerlerde müzik servis bittikten sonra başlar. Çatal bıçak bırakılır, ışıklar kısılır ve müzik başlar. Salonda çıt çıkmaz. Arka fonda sadece Portekiz’in o enfes port şaraplarını yudumlayan insanların gölgelerini görürsünüz o kadar. Fado dinlemeye gittiğim en sevdiğim yer ALFAMA mahallesidir. 1755 depreminde yerle bir olan Lizbon’da ayakta kalmayı başaran ve bin yıllık tarihi olan bu mahallenin yeni yıkanmış çamaşırların asılı olduğu daracık sokakları arasında dolaşmak tarihin içinde dolaşmak gibidir.  O sokakların içinde yer alan üç beş masalı lokantalardan birinde, mutfakta pişirdiği yemeği bir kenara bıraktıktan sonra belinden çıkardığı önlüğüne ellerini kurulayan ve sonra sırtına yavaşça sardığı siyah eski bir şal eşliğinde ağır ağır bir fado söylemeye başlayan yaşlı bir kadın gördüğünüzde, bilin ki doğru yerdesiniz.

SENİN İŞİN KOLAY

Bir balıkçı
Bir balıkçıya
Bre balıkçı
Gel beraber
Okyanusta
Balık avlayalım demiş
Az gitmişler uz gitmişler
Dalga dalga düz gitmişler
Sonra bir daha gören olmamış onları
Duyanlar duymayanlara
Peki nasıl anlatacak bu masalı

Bir gitar
Bir siyah şal
Yanında bir gitar daha
Hatları biraz daha yuvarlak telleri bol
Mantarıyla yeni vedalaşmış bir şişe
Şişeyi dik tutan bir masa
Adamı tutan bir sandalye
Havada asılı bir kadeh
Kadehi elinde unutmuş bir adam
Ve bir fadistanın
Hızlı hızlı inip kalkan göğsünde
Cennet ile cehennem arasında gidip gelerek tabii ki

Bir balıkçı
Bir balıkçı daha
Sonra bir daha
Bir daha bir daha
Bereketli bir balık avı gibi
Her gece alıp getiriyorlar hepsini okyanustan

Senin işin kolay
Çıt çıkarmadan yudumluyorsun bütün olan biteni
Hepsi o kadar

Bir KAHVE MOLASI’nın daha sonuna geldik değerli denizci dostlar. Fado, Unesco tarafından 2011 yılında Dünya Kültür Mirası ilan edilmiştir. Lizbon’un Alfama mahallesinde bir Fado Müzesi vardır. Fado deyince ilk akla gelen 1920/1999 tarihleri arasında yaşamış “Fado Kraliçesi” Amalia Rodrigues’dir. Fado’nun divasıdır. Fado’yu dünyaya tanıtmıştır. Lizbon’da doğduğu ev bugün müzedir. Amalia Rodrigues dışında, en sevdiğim fado seslendirenler arasında Mariza, Dulce Pontes, Ana Moura, Carminho ve Gisela Joao’yu sayabilirim.

Unutmayalım ve her zaman hatırlayalım. Her kederin sonu kurtuluştur. Hayatınızda her daim müzik olsun. Müzik ruhu zenginleştirir, hayata anlam katar. Anlamlı bir hayat ise, hayatın ta kendisidir.

Ne demiş büyük üstat Dostoyevski; “Hayatınıza anlam katmaya bakın. Çünkü hayatın anlamı, hayatın kendisinden daha değerlidir.”

 

Sağlıcakla kalın !

Derleyen / Şiirler : Talip Özcengiz, Atina, 11.4.2021

BİR DENİZ KIZI ÇIĞLIĞI… FADO…TALİP KAPTAN MELODİSİYLE
0







Giriş Yap

Deniz Kartalı ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!