
BİRLEŞMİŞ Mİ BİRLEŞMEMİŞ Mİ BU MİLLETLER?
Yanlış zaten en baştan başlıyor. “Birleşmiş Milletler” adı altındaki bu organizasyon aslında “Birleşmemiş Milletler”. Birleşmek ne kelime, birbirlerinin kuyularını kazıyorlar, savaşlar çıkarıyorlar, milyonlarca masum insan katlediliyor. En çok da çocuklar ve kadınlar zarar görüyor bu kıyımdan. 1977 yılında ilan edilen “8 Mart Dünya Kadınlar Günü” adı altında kadınlara “karlı dağdan kar bağışlayan” bu ilanın altına imza atmış bütün ülkelerin ortak ayıbıdır bana göre bu tarih. Neden mi? İşte size nedenleri…

KADINLAR MEDENİYETİN EN KUTSAL VARLIKLARIDIR. DÜNYANIN VE YARADILIŞIN MERKEZİNDE YER ALIRLAR. ERKEKLER SADECE KADINLARI TAMAMLAYAN VARLIKLARDIR. ERKEĞİN VAROLUŞ SEBEBİ KADINLARI KORUMAK, SEVMEK VE ONLARA SAYGI GÖSTERMEKTİR.

KADINLAR, TARİHİN DERİNLİKLERİNDE “TANRILARIN BİLE ANASI” OLARAK BİLİNİR.
Avcı-Toplayıcı olarak bilinen yerleşik olmayan toplumlarda kadın ve erkeğin eşit olduğunu anlatıyor bilim adamları. Grubun nerede yaşayacağı ve ne zaman nereye gideceği konusunda alınan kararlarda kadın ve erkeklerin eşit hakkı olduğunu, kadın erkek eşitliğinin yeni bir buluş olduğu tezlerinin erkek egemen maço kültürlerin içi boş savları olduğunu söylüyorlar. İngiliz antropolog Mark DYBLE iki cins arasında kadınlar aleyhine eşitsizliğin miladının “tarımın icadı” ve grupların “kaynak biriktirmeye” başlaması olduğunu anlatıyor.

Kibele kültürü ANA TANRIÇA kültürüdür. KİBELE Bilinen en eski medeniyetlerin beşiği Anadolu topraklarında doğmuştur. Hitit ve Hurrianlar toplumlarının taptığı KUBABA, Frigya uygarlığında ön plana çıkan KİBELE-ANA TANRIÇA kültünün başlangıcıdır. Frigya’lılar yüksek dağların zirvelerinde Kibele’ye taparlardı. KİBELE doğurganlığın, bereketin ve yaşamın devamının temsilidir.

KADINLARI İSİM VERİLMİŞ TEK BİR GÜN İLE ANMAK, HELE HELE GELİŞMİŞ TOPLUMLARA, HİÇ Mİ HİÇ YAKIŞMAMAKTADIR.
“Yine tozlu rafların arasından…”
KADINLAR GÜNÜ
Geliyorum az kaldı bekle beni yaz
Bütün cemreler cepte şimdiden
Ege koyları tek tek maviye boyanıyor perilerle
Bir disiplin içinde
İçimdeki etnik temizlik bu
Kış kazıyorum ciğerlerimden
Büyük kısmı tamamlandı
Bu sabah mahallemden bir inişim vardı Bebek yalı boyuna
Görmen lazımdı görmen bir özgüven bir özgüven
Sanki dev bir yelkenli denize iniyor tersaneden

Düşün daha direkleri takılmamış bütün almanaklar şaşkın
Med cezirlerin cezirleri sinek avlıyor
Dünya turundan yeni gelmiş gibi üzerimde tatlı bir akşamüzeri yorgunluğu
Mavi bir masalın içinde kulaç atmaktayım
Çiçek açan eriklerin dallarında bizi bırakma endişesi
Arkamdan binlerce minik mendiller sallıyorlar sanki
Asmalar daha baharın farkında değil bu iyi
Gözlerimi kapayınca köyümün eski mavi günleri teselli eder beni
Yaa bütün bunları uydurdum perdenin arkasından
Bugün sokağa çıkacak gücüm yok aslında zerre kadar
Duydum ki bugün KADINLAR GÜNÜ
Başımdan aşağı kaynar okyanuslar döküldü bir anda
Sanki bir şahmerdan beni bana çakıyor

Döndüm girdim yatağın içine
Başımı yastığın altına saklayıp
Yorganı tepeme kadar çektim
Ne yapıp yapıp bir şekilde bugünü akşam edeceğim hayata dokunmadan
Karanlık basınca bakkala kadar inerim ekmek almaya terliklerle işte o kadar
Yoksa utancımdan nasıl bakacam
Anamın Karımın Bacımın Kızımın
Yüzüne ben yarın olana kadar

1934 SENESİNDE KADINLARIN SİYASİ HAYATTA SEÇME VE SEÇİLME HAKKINI ELDE ETMESİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK DEVRİMLERİ’NİN EN ÖNEMLİSİDİR.
Yaşadığı devrin çok ilerisinde olan bu bilge önderin sarf ettiği şu aşağıdaki sözlerin zarafetine ve derinliğine bakar mısınız?
“Bir toplum, bir millet erkek ve kadın denilen iki cins insandan meydana gelir. Mümkün müdür ki, bir toplumun yarısı topraklara zincirlerle bağlı kaldıkça, diğer kısmı göklere yükselebilsin!”
“Şuna inanmak lâzımdır ki, dünya yüzünde gördüğümüz her şey kadının eseridir.”
“Bir toplum, cinslerden yalnız birinin yüzyılımızın gerektirdiklerini elde etmesiyle yetinirse, o toplum yarı yarıya zayıflamış olur. Bizim toplumumuzun uğradığı başarısızlıkların sebebi, kadınlarımıza karşı ihmal ve kusurdur.”
“ Ey kahraman Türk kadını, sen yerde sürüklenmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.”
“Bizim toplumumuz için ilim ve fen lazım ise, bunları aynı derecede hem erkek hem de kadınlarımızın iktisap etmesi lazımdır.”

Mustafa Kemal ATATÜRK’ ün sözlerinin tek bir kelimesi dahi rastgele değildir. Gökten zembille de inmemiştir. Dünya tarihi, felsefe, biyoloji, mitoloji, sosyoloji, arkeoloji gibi, başta bilimsel olmak üzere aklınıza gelebilecek her konuda yazılmış, her dilden seçkin 4000’den fazla kaynağın okunması, detaylı ve karşılaştırılmalı olarak incelenmesi, idrak edilmesi ve çağın gerçekleri ile birleştirilmesi ile vücut bulmuştur. Mustafa Kemal ATATÜRK, hayatının hiçbir döneminde savaş alanlarında verdiği mücadelede, hangi din, dil, ırk ve milletten olursa olsun karşısındaki “düşmana” asla kin duymamıştır. Her zaman “büyük resme” odaklanmıştır.

Bağnazlığın pençesindeki Batı’nın ilkel kavimleri “Haçlı Seferleri ile çıktıkları yağma ve fetih seferlerinden Doğu’nun ilim ve irfanını ülkelerine getirerek 1789 Fransız Devrimi’ne giden süreçi başlatmıştır. Buna mukabil Doğu Medeniyetleri “BU MEZİYETLER SANKİ FİZİKEN KENDİLERİNDEN ALINMIŞ GİBİ” gerileme sürecine girmiştir. Ta ki 20 yüzyıl başlarında Rönenans ve devrimlerini tekrar Doğu’ya kazandıran Mustafa Kemal ATATÜRK’e kadar.
“Geçmişten gelip günümüze oturan bir şiire kulak verelim mi, yine birlikte…”
SİNGAPUR LU KADIN
ANAMI BİLİR MİYDİN
Singapur lu kadın
Evrenle ne alıp veremediğin var senin
Evren her şeyi görüyor
Evren her şeyi biliyor
Artık çok meşhur oldu olmayan yüzün
Niye karanlıktasın
Üzüm gözlü olacak değil ya bütün çocuklar
Çekik gözlü senin masumiyetin

Singapur lu kadın
Anamı bilir miydin
Yıl 1934
Rahmetli anam yedi yaşında tanıştı oy sandığı ile
Anasının babasının elinde
Büyüdü gelişti
Avukat bir kocası üç çocuğu vardı
Ruhunda sanat vardı aydınlık zamanlardı
Aydındı İnsandı Kadındı
Aklı aydınlık ve berraktı

Singapurlu kadın
Anamı bilir miydin
Yıl 1967
Kendi parasıyla
Araba aldı kendine
Köprü yoktu Boğaz da
Ehliyeti vardı arabasıyla gezerdi
Sabırsızlanıyordu yapılırken
Hadi artık bitsin bu köprü derdi haklı olarak
Sekseni devirmişti bıraktığında dünyayı bize emanet
İçi rahattı giderken
Singapurlu kadın
Anamı bilir miydin

Yıl 2015
Arabistan da
Sadece ama sadece göz bebekleriyle bir kadın
Elinde bir zarf ile sevinçten cayır cayır yanıyor sanki
Oy kullanacak ilk defa
Televizyon kutusuna bakarak
Alazlandım tabi doğal olarak
Singapurlu kadın
Anamı bilir miydin
Yıl 1967
Hatırladığım en beyaz şeydi saçları babaannemin
Bembeyazdı
Yeni yağmış karlar kadar bembeyazdı saçları
Gelini severdi onu
Yaşı yetmişi geçmiş gözünde şişe dibi gözlükler
Elinde Victor Hugo Sefiller
Senede bir hafta geldiği oğlunun evinde
Altında oturduğu abajurun iki ampulünden biri yanmazdı
Aldırmazdı
Hanyalıydı

Singapurlu kadın
Anamı bilir miydin
Ömrüm geçti bulamadım
Onunki gibi bir başörtü ananemin
Kül grisiydi saçları
Hiç durmazdı başında
Oynardı bir aşağı bir yukarı
Bir başına bir boynuna
Seğiren gözleriyle gülerdi hep
Bulsam aynısından
Bir bulsam var ya o başörtüden
Bavul bavul dağıtacağım mahalleme aşure niyetine
Aldırmazdı
Konyalıydı
Singapurlu kadın
Anamı bilir miydin*

*Bu şiir yıllar önce Singapur’da bir lokantada, 35 derece sıcak ve nemli bir havada gözleri dahi gözükmeyen, ayak topuklarına kadar simsiyah bir kıyafet içinde önündeki yemeği yemek için büyük bir mücadele veren bir kadına kaçamak gözlerle baka baka yazılmıştır.

18’inci yüzyılda Amiral Buganvil’in gemisinde erkek kılığına girerek dünyayı dolaşan Fransız Jeanne BARET’den, daha geçtiğimiz ay dünyayı yelkenliyle “tek başına, hiç durmadan, yardım almadan” yapılan VENDEE GLOBE(VANDEGLOB) adındaki dünyanın en zorlu yelken yarışını 35 yarışçı içerisinden 12. olarak büyük bir başarıyla tamamlayan 31 yaşındaki yine bir başka Fransız kadın yelkenci Clarisse Cremer, bize hiçbir şeyin tesadüf olmadığını gösteren çağdaş örneklerdir. Tavuk mu yumurtadan çıkar yoksa yumurta mı tavuktan çıkar sorusu yanlış bir sorudur. Yanlış sorular sorarak doğru cevaplar almak imkansızdır. Yumurtadan, doğru şartlar sağlandığı takdirde yavaş yavaş tavuk olur. Aydınlığın olmadığı yer karanlıktır. Cehalet iyileştirilebilir. Her insan cahil doğar. ANCAK CEHALET; KÖR İNANÇ ZIRHI İLE KAPLANDIĞI ZAMAN ARTIK ONA ULAŞMAK ZOR, HATTA İMKANSIZ OLABİLİR.

Clarisse Cremer
Mustafa Kemal ATATÜRK’ün söylediği gibi toplumun yarısını geri bırakarak toplumun tamamının ileri gitmesi mümkün değildir. Dünya kadınlarının erkeklerle beraber eşit çizgiyi koruması şarttır, elzemdir, var olma mücadelesidir. Aksi takdirde gerek sosyal gerek ekonomik-EN ÖNEMLİSİ İNSAN OLARAK-kalelerini bir bir kaybetmeye, aşağılanmaya, horlanmaya, suistimal edilmeye ve en kötüsü iğrenç bir şekilde “kan kaybetmeye” devam edecektir maalesef.

Bir KAHVE MOLASI’nın daha sonuna geldik değerli dostlar. Ne demiş Hacı Bektaş Veli ! “Nezaket hırkasını asla çıkarmayınız, nezaket karşınızdaki kadar kendiniz içindir, nezaketle kendinizdeki iyiliği muhafaza edersiniz.” 700 yıl öncesinde Anadolu topraklarından çıkmış ne bilge sözler değil mi? Biz de öyle yapacağız. Fakat yeri geldiği zaman da fikrimizi söyleyeceğiz. Neymiş efendim. Dünya Kadınlar Günü’ymüş. Siz alışık değilsiniz böyle alev alev harflere ama ne yapalım bugün de böyle. Ey Birleşmemiş Milletler. Aklınızı başınıza alın efendiler. Hergün dünya kadınlar günüdür. Ya bugünü kaldırın ya da “ Hergün Dünya Kadınlar Günüdür” diye yeni bir karar alın!
ERKEK; BEN ERKEĞİM DİYEBİLİYORSA KENDİNE, O BİLE BİR KADIN SAYESİNDE DEĞİL MİDİR?

Can Baba’ya kulak verelim tam burada! Ne demiş Can YÜCEL üstat ?
“ N E K A D A R Y A L A N S I Z Y A Ş A R S A K, O K A D A R İ Y İ…”
Yazımızı yine muhteşem fotoğrafları ile süsleyen değerli dostum fotoğrafçı Reha KESKİN’e ve sayfamızı düzenleyen Gazeteci Gökhan KARAKAŞ kardeşime teşekkürü bir borç bilirim.

Sağlıcakla kalın !
Derleyen / Şiirler : Talip Özcengiz, Atina, 8 Mart 2021




















