
11 Şubat Perşembe gecesi Doğu Akdeniz’de yaşanan şiddetli fırtınanın ardından İsrail kıyılarına katran petrol vurmuştu. Kuzey’de Hayfa’dan Güney’de Aşkelon’a kadar uzanan kıyı şeridinin ardından Lübnan’da Beyrut kıyılarına ulaşan katran, kumsalları kapladı. Kıyıdan 50 km kadar açıkta 9 tankerden birinden sızdığı düşünülen petrolün kaç ton olduğu ve ne kadarının deniz dibine indiği bile bilinmiyor. 9 tankerde uluslararası hassasiyetle soruşturulurken yetkililer bilgi vermekten çekiniyor.

Lübnan geçici Başbakanı Diab, konunun araştırılması için Savunma ve Çevre Bakanlarının yanı sıra Ulusal Bilimsel Araştırma Konseyi’ni görevlendirdiklerini açıklamıştı. Lübnan heyetinin Birleşmiş Milletler’e resmi bir rapor hazırlayacakları öğrenilirken İsrail’in konuyla ilgili yayın yasağı alması olayın bir çevre felaketine dönüşmesi endişesini beraberinde getirdi. Soruşturma Avrupa Deniz Emniyeti Kurumu (EMSA) desteğiyle yürütülürken İsrail Çevre Koruma Bakanı Gila Gamliel, “Ya gemiden suya petrol döktüler ya da bir arıza oldu ve bunu bildirmediler. Bu felaketin sorumlularını bulmak karmaşık bir süreç fakat sorumluları bulmak için elimizden gelen her şeyi yapacağız” açıklamasını yaptı.

Doğu Akdeniz’in yoğun bir deniz trafiği etkisi altında olduğu için olası kazalar için çok iyi hazırlık yapılması gerektiğinin altını çizen Türk Deniz Araştırmaları Vakfı, petrolün deniz ekosistemine büyük zarar verdiğini söyledi. TÜDAV, “İsrail ve Lübnan sahillerindeki sızıntı son zamanlardaki en büyük çevresel felaketlerden biri. Bu olaydan Türkiye’nin de dersler çıkarması gerekmekte. Lübnan kıyılarında özellikle deniz kaplumbağalarının yumurtlama kumsallarında görülen katran, devlet kurumları, sivil toplum kuruluşları, gönüllüler ve belediyelerce temizlenmeye çalışılıyor. Beyrut sahillerine kadar kirliliğin etkileri görüldü. Denizde yaşayan deniz kuşları, balıklar, deniz kaplumbağaları gibi canlılar katrana bulandı. Hatta gönüllülerden bir kısmı solunum yetersizliğiyle hastaneye kaldırıldı. Temizlemesi yıllar sürecek felaketin izleri kıyılarda yıllarca kalacak. Denizlere karışan petrol sadece kumsallardaki katranla değil, parçalanıp havaya ve içme suyuna karışan, denizde çözünerek besin zincirine giren toksinlerle de kalıcı iz bırakacak. Petrolün yol açabileceği felaketler, dünyamıza verdiği zararlarla beraber yenilenebilir, sürdürülebilir enerji kaynaklarına geçişin önemini gösteriyor” şeklinde açıklama yaptı.

Ya Türkiye kıyılarında olsaydı?
TÜDAV tarafından; “Akdeniz uluslararası sözleşmelerle koruma altına alınmış hassas bir deniz. Akdeniz’i çevreleyen ülkelerin ve Uluslararası Denizcilik Örgütü’nün (IMO) büyük bir gemi kazasında, düşmanlıkları bir yana bırakması gerekiyor. Kirliliğin azaltılması için gerçekçi adımlar atılmalı. Ya bu petrol kirliliği bizim başımıza gelseydi? Antalya veya Mersin kıyıları salgın sonunda, turistlerle doluyken böyle bir felaketle karşılaşsa ne olurdu? Doğu Akdeniz artık bir petrol merkezi olacak. Müdahale için hazır mıyız? Kağıt üzerinde hazırız, ama gerçekler kağıt üzerindekine benzemiyor. Kıyı tesislerinin acil müdahale planları var ama kaza anında ne kadar uygulanıyor? Ulusal acil müdahale plan tatbikatı en son ne zaman yapıldı? Gönüllüler, sivil toplum kuruluşları, belediyeler ve AFAD personellerinin fedakarlıkları ile müdahale edilebilir. Üniversiteler ve STK’lar talep etmese doğal yaşam ve çevreye verilen zararlar ile ilgili bir uzman çağırmak kimsenin aklına gelmiyor. İşi yönetecek bir kişiyi operasyonun başında tam yetki ile görevlendirmek ve Ulusal Acil Müdahale Planını uygulamaya başlamak gerekiyor” denildi.




















