
Gelelim yazımızın başlığında belirttiğimiz “ İYİ BİR GEMİ İŞLETMECİSİ NASIL OLMALIDIR ” konusuna. 20 yıl önce kaleme aldığım bu yazının bugün hala geçerliliğini koruduğunu görmek beni ziyadesiyle mutlu etti ve bu mutluluğumu bir “KAHVE MOLASI”nda sizlerle paylaşmak istedim. Özünde bütün işletmeler aynıdır. Hepsinin muhasebesi, bilançoları, aktif pasifleri, kar ve zarar hesapları vardır. Kar amacı gütmeyen sosyal kuruluşların, vakıfların ve yardım kuruluşlarının bile muhasebesi vardır. Sonuçta hepsi bağlı olduğu devletin vergi usul kanunlarına uymak zorundadır. Gemi işletmeleri de diğer şirketler gibi kar etmek amacıyla tesis edilmiş ticari firmalardır. Bu firmalar birçok ana ve alt başlıklar altında çeşitlendirilmiş olsa da, bu yazının başlığında belirttiğim şekliyle ortak paydaları çok fazladır. Bugün armatörlük müessesesi ve armatör adına gemi işletmeciliği yapan firmaları merkeze koyarak yazıma devam edeceğim. (Burada anlatmak istediğim “Gemi İşletmeciliğinin ne olduğundan ziyade, diğer işletmelerden neden daha farklı olduğu konusunda edindiğim tecrübeler ve yaşadığım sonuçlarıdır. Görüşlerim kendi gözlemlerimdir. Anlatmak istediğim birbirine kenetlenmiş karadaki ve gemideki denizcilerin karşılıklı anlayış, birlik ve beraberlik ile dünyanın bu en zor mesleklerinden birini nasıl daha iyi yaşadıklarıdır. Bu yazı özünde hayata dair bir sevgi yazısıdır)
Kaptandan Miçoya herkesin Hikayesi Aynı Kişide Başlar: Personel Müdürü
İster kaptan-baş mühendis isterse miço olsun, bütün denizcilerin hikayeleri bir işletmenin personel müdürünün karşısında başlar. Aslında personel müdürünün karşısına geldiğinde o kişi hakkında gerekli ön araştırma yapılmıştır. Daha önce çalıştığı şirketlerin hangileri olduğu, hangi tip gemilerde çalıştığı ve son çalıştığı firmadan neden ayrıldığı özellikle yöneltilen ve cevabı üzerinde titizlikle durulan sorulardır. Hangi kademede olursa olsun mutlaka kendilerine resimli bir form doldurulması rica edilir. Bir sıcak bardak çay eşliğinde ön görüşmeler yapılır. Karşılıklı olumlu izlenimler sonucunda şartların konuşulmasına geçilir. Çaylar tazelendiğinde artık anlaşma yapılmış ve “çocukların yaramazlığına” geçilmiştir. Şirketin kestiği gemiye katılma ordinosu( gemiye katılma belgesi) ise yeni ufuklara açılan, umut, macera ve hasret dolu, dönüş tarihi belli olmayan bir bilettir. Günümüzde macera sever gezginler bile gideceği yeri ve neler yaşayacağını üç aşağı beş yukarı kestirebilir. Hat seferi yapan gemilerde çalışanlar dışında bir denizci, bunu bilmez ve bilemez.
Kahvenizi yudumlarken bir şiir arasına ne dersiniz?
Yat artık denizci
Yarın çıkıyorsun
Uzun bir yola erkenden
Koy uzak bir köşeye çantanı
Sana uzak kapıya yakın
Zehir etmesin son akşamı
En uzun gecedir evde son gece
Koklar durursun her köşeyi
Yüreğin sıkışır onlar uyurken
Sakın unutma veda etmeyi
Mutlaka son defa öper gibi öp
Onlara hissettirmeden
Kapıyı çektikten sonra
Bakma artık arkana
Eğer dönmek istiyorsan eve
Ört üstünü dertlerin
Boğuşma artık zamanla
Bir yumrukta kır bütün saatleri
Geldiğinde ise gemine
Bak işte evime geldim de
Şükret dua et haline
Yorulmadan yatma yatağına
Acıktığında ye susadığında iç
Düşünme geminden ve kendinden başka
Sakın üşenme hiçbir şeye
Kuru sıkı yoktur
Hep tedbirli ol denizde
Bulmak için döndüğünde
Bıraktığın gibi her şeyi geride
Yaşa sadece ama sadece
Denizin ta kendisini

Denizci gemisini evi gibi görür
Karada edindiği güzel izlenimlerle güven içinde gemisine ayak basan denizci artık evindedir. İşletmesinin arkada olduğunu bilir ve güven içindedir. İşletme onun hangi şartlarda görev yaptığını ve ona vermiş olduğu sorumluluğun farkındadır. Onlarca milyon dolarlık bir gemi ve belki iki katı değerinde yükü ile denizler ve okyanuslarda günlerce, aylarca, bin bir çeşit iklim, hava ve deniz şartlarında, kara yüzü görmeden doğanın sayısız sürprizlerine gebe olarak görev yapacaklardır. Denizci; ülkesinin bayrağını taşıyan o geminin aynı zamanda milli servet olduğunu bilir ve onu evinin mobilyalarına gösterdiği özenle sever ve korur. (Denizde çalışanların çalışma koşullarının zor olduğunu herkes söyler ve bilir ama bunu en iyi şekilde idrak etmek ancak ve ancak yaşayarak olmaktadır. Bu sebepten, denizcinin halinden denizci anlar sözünden yola çıkarak, deniz işletmelerinin kara ofislerinde denizci kökenli müdür veya personel çalıştırmak gerek işveren gerek çalışanın her zaman lehine olmuştur.)
Denizde ve bir kara işletmesinde çalışan emekçilerin çalışma koşulları arasında belirgin farklar vardır. Bunlardan bazılarını aşağıdaki şekilde sıralayabiliriz.
- Karada belli bir saate mesainiz biter ve öbür yaşamınız başlar. Denizde mesai 24 saattir. Başka bir yaşamınız yoktur.
- Karada akşam olduğunda gideceğiniz bir eviniz, aileniz vardır. Geminiz sizin evinizdir. Başka gidecek yeriniz ve yaşam alanınız yoktur.
- Karada akşam uykunuz geldiğinde yatağınıza yatıp uyursunuz. Denizde uykunuz geldiğinde yatıp uyuma şansınız yoktur. Geminin işleri ve koşulları müsaade ettiği zaman dilimleri arasında uyuyabilirsiniz. Bu yarım saat veya bir saat de olabilir. Gece ve gündüz arasında bir ayırım yoktur.
- Karada akşam olduğunda, sevdiklerinize, ailenize ve çocuklarınıza sarılıp yatağınızda uyuma şansına sahipsinizdir. Denizde ise gözyaşlarınız ile ıslanmaktan kırışmış bir resme arada sırada çıkarıp bakarsınız. ( O bile rüzgarın insafına kalmıştır. Köprü üstünde elinizden aniden uçup dalgaların köpüklerine karışabilir.)
- Karada takvim çok önemli değildir. Hayatı etrafınızda hissedersiniz. Denizde takvim vazgeçilmezdir. Onu mutlaka kamaranızda istersiniz.
- Karada hastalandığınızda en azından sıcak bir çorba akşama evde sizi beklemektedir. Denizde hasta olmayı bir kenara bırakın, fırtınalı havalarda fındık kabuğu misali bir o yana bir bu yana sallanan gemide haftalarca bir tas çorbayı hayal bile edemezsiniz.
- Karada bir tatil günü sabahı üzerinde boyası ıslak günlük gazetenizi alıp tuvalette keyif yapabilirsiniz. Denizde mideniz kalkmasın diye yediğiniz kuru gıdaların mükafatı saatlerce tuvalet taşında oturma sonucu oluşan bacak ve baldır tutulmasıdır.
- Karada sabah kalktığınızda annenizin veya eşinizin katlayıp dolaba koyduğu mis kokan çamaşırlarınızı giyersiniz. Denizde ise eğer vakit bulabildiyseniz kendi yıkadıklarınızı giyersiniz.
- Karada hasta olunca doktora, dişiniz ağrıyınca diş hekimine, ilaç için eczaneye, alışveriş için bakkala veya markete, pasta almak için pastaneye, çocuğunuza oyuncak almaya, hava güzel ise hafta sonları ailecek piknik yapmaya, kayınbirader ile maç seyretmeye, sinemaya, tiyatroya, konsere veya arabanızı tamire gidebilirsiniz. Denizde ise hasta olunca Efendi Kaptan’a, karnınızı doyurmak için yemek salonuna, uyku dışında dinlenme saatlerinde yemek masasının yanındaki oturma grubuna geçersiniz. Belki hava güzel ise güvertede birkaç yüz adım atarsınız. İşte hepsi o kadar. (Efendi Kaptan; Süvari Bey veya Beybaba da denilen, gemi baş kaptanından sonra gelen ikinci, üçüncü, dördüncü hatta beşinci kaptanlara, diğer bütün personel tarafından genel bir hitap şeklidir. “Süvari Bey” direkt hitap şeklidir. “Beybaba” ise direkt hitap şekli olmayıp daha ziyade üçüncü şahıslara baş kaptanı anlatırken kullanılan, genelde “yaşını başını almış” olanları için söylenen bir hitap şeklidir. Yük gemilerinde ayrıca bir “Gemi Doktoru” yoktur ama revir vardır. Geminin güverte zabitlerinden biri- ki genelde 3. Kaptandır bu- revirin, revirdeki ilaçların, alet ve edavatın sorumluluğunu taşır. Güverte Zabitleri, okul döneminde mecburi olarak bir devlet hastanesinde 15 gün ilk yardım stajı yapar. Meraklısı, kalçadan iğne yapmayı, bir yaraya agraf atmayı veya bir yarayı dikmesini öğrenebilir.)
- Karada yeni arkadaşlar edinebilirsiniz. Sabah yolda güzel bir kızla tanışabilir veya bir arkadaşınızın düğününde cici bir hanımla dans edebilir ve ona yuva kurmayı teklif edebilirsiniz. Her gün yaşam adına yeni bir gündür ve her yeni gün, önünüzde gelecek vaat eden olaylarla doludur. Denizde ise zaman durmuştur. Denizcinin, diğer “mürettebat”, kitapları ve yunuslardan başka arkadaşı yoktur. Denizcinin limanlardaki kısa molalarda en iyi arkadaşı cebindeki dolarlar ve onunla satın aldıklarıdır. Onun dışında anlatılan “liman maceraları” , bu çilekeş insanların hayatına diğer insanlar tarafından yamanmış hikayelerdir. Büyük çoğunluğu hayal ürünüdür.

Tüm ekmek kavgaları kutsaldır
Burada büyük ölçekli bazı diğer işletmelerden küçük örnekler vermek istiyorum. Örneğin; bir mağazanız veya bir iplik fabrikanız var ise, sizin istediğiniz şartların veya koyduğunuz kuralların yerine getirilip getirilmediğini günün her saatinde kontrol etme şansına sahipsinizdir. Denizde ise bütün servetiniz, gönül birliği yaptığınız ve sizin seçtiğiniz denizcilere emanettir. Dünyanın sayısız ve karmaşık doğa şartlarında, medeni ve medeni olmayan ülkelerinde ve denizlerinde, önce can ve mal emniyetini sağlayarak ticaretin gereklerini yapacaklardır. Becerikli, akıllı, kıvrak zekalı, uyanık, soğukkanlı, dürüst, çalışkan, işletmesi ile uyum içinde ve MESLEĞİNİ İYİ BİLEN insanlar olmak zorundadırlar. Onların mesaisi, sadece ticaret için değil, kendi canları ve onları geride bekleyen bakmakla yükümlü oldukları aileleri içindir. Denize yatırım, büyük özveri ve cesaret ister. Bu sebeple gemi sahiplerinin çabalarını göz ardı etmek söz konusu değildir bilakis takdire şayandır. Hiç şüphesiz bütün ‘ekmek kavgaları’ kutsaldır ancak denizcinin kavgası bana göre biraz daha özel bir yerdedir. Bütünüyle göz önüne alındığında yerin yüzlerce metre altında çalışan maden işçilerinden sonra en zoru olduğu düşüncesini taşımaktayım.
Peki ya iyi bir gemi işletmecisi nasıl olmalı?
Gelelim iyi bir gemi işletmecisine; muhakkak ticari kararlarında başarılı olmalı ve gemisini en verimli şekilde çalıştırmalıdır. Bunun yanı sıra;
- Ödeme planlarını yaparken sadece geçmiş ayın değil, bir sonraki ayın maaşlarını da düşünmeye gayret etmeli. Nakit akışı içinde gemi personeli maaşlarını büyük karakterler ile işaretlemeli.
- Denizde çalışanların maaşlarını her ayın ilk mesai gününde hesaplarına yatırmaya azami gayret etmeli.
- Bayram, yılbaşı, okulların açılması gibi özel günlere denk gelen maaş ödemelerini mutlaka en geç bir mesai günü öncesinden gemi personelinin hesaplarında olacak şekilde yapmaya çalışmalı. (Yeni okula başlayan çocuğuna kitap, defter, önlük alacak olan gemi adamı ve ailesinin heyecanı ile filosuna yeni katılan bir geminin deniz iniş töreninde gemi sahibinin duyduğu heyecan arasında özünde bir fark yoktur.)
- Kaptan ve gemi adamlarını özellikle yurt dışı limanlarda kasasında dövizsiz bırakmamalı.
- Denizcinin, kara işletmesini arayan ailesine karşı her zaman kibar ve anlayışlı olmalı. Elinden gelenin ve yapılması gerekenin en iyisini en kısa zamanda yapmaya gayret etmeli. Özellikle merak içinde kalan ailelere mutlaka haber ulaştırmalı.
- Denizcinin kumanya, yedek parça ve diğer ihtiyaçlarını karşılayabileceği limanlar ve acentalar ile önceden temasa geçerek maliyetlerini bir an evvel tespit etmeli. İkmal yapma imkanı olmayan liman veya limanları önceden öğrenmeli veya aşırı maliyetler yüzünden gereken ikmalleri yapamayacak durumda kalmamalı. Gemisinden her zaman bir adım değil, birkaç adım önde olmalı.
- Bayramlar, yılbaşları ve her yazışmada tüm denizcilere her zaman iyi dileklerde bulunmalı. Duacı olmalı ve hayırlı selametler dilemeli. ( Her geminin ruhu vardır. Ruh yoksa o gemi gitmez bir gün bir yerde takılır kalır. Bu sebepten her fırsatta o geminin ruhunu okşamak ve onu asla incitmemek lazımdır.)
- Kaptan, gemi sahibinin temsilcisidir. Dünya denizlerinde ve limanlarında ismini ve bayrağını gururla gezdirmek onun görevidir ancak bu “iyi bir gemi işletmecisinin” gemisine gösterdiği özenle mümkün olur.
- Bulunduğu makamın ona bir “emanet” olduğunu hiçbir zaman unutmamalı. Elindeki imkanları kullanırken adaletli olmalı ve asla haksızlık yapmamalı. Gemi sahibi de dahil olmak üzere gemide çalışan personeli herkese karşı korumalı ve kollamalı.
- Eşinin yemekten sonra mutfakta pişirdiği kahve kokusu burnunda, akşam yatağında huzur içinde uyuyakalmış çocuklarının yanağına bir öpücük kondurduğunda, aylardır babasız çocuklarını göğsüne bastırarak uyumaya çalışan sabır taşı anaları ve onların denizdeki babalarını hatırlamalı.
- Akşam dostlarıyla bir yemek davetinde kadeh kaldırdığında; sigara yerine gazete kağıdına çay sarıp içen, yıllarda tank suyu içmekten ağzında diş kalmamış, aylar yıllar boyu evinden uzak çilekeş denizcileri hiçbir zaman aklından çıkarmamalı.
- Evden çocuğun ateşlendiğini haber verdiklerinde nasıl telaş ve sabırsızlıkla eve koşturduğunu; aynı şeyleri yaşayan denizcilerin ise, binlerce mil uzakta uçsuz bucaksız okynuslarda dalgalarla boğuşmaktan ve dua etmekten başka ellerinden bir şey gelmediğini unutmamalı.
Deniz hiçbir zaman şakaya gelmez. Eğer ömrünün sonuna kadar geceleri yatağında dönüp durmak istemiyorsan vicdanın her zaman rahat olacak şekilde yaşamalı ve yaşatmalısın. Sekiz aydır memlekete uğramamış bir gemiye gidecek kolinin içine koyulan “iki takım gazetenin” gerçek bir hazine olduğunu unutmayın.(Bir takım zabitan salonuna, bir takım mürettebat salonuna, aman ha.) İnce düşünen bir deniz işletmecisi için gönül bağı kurduğu denizcileriyle “tıkır tıkır” çalıştırdığı gemileri ve evine döndüğünde çocuklarının gözlerinin içine korkmadan bakarak kucaklamasından daha güzel ne olabilir bu hayatta?
Hürmet edin hürmet
Sakın ıskalamayın denizi
İçinizdeki ışığı yakmak için
Ona ihtiyacınız var

Hikayemi başlatan işletme müdürü rol modelim oldu
Ve işte geldik son sözlere.. Her denizci gibi benim maceram da 1982 senesinde bir işletme müdürünün karşısında başladı. D.B Deniz Nakliyatı gemilerinde mecburi hizmetimi tamamladıktan sonra artık özel firmalarda( armatör) şansımı denemek istiyordum. Herkesin girmek için can attığı bir kumpanyanın gemisinde iş buldum. İmza attığım 8 aylık kontratın sonucunda da muhtemelen artık “İkinci Kaptan” olarak ülkeme dönmüş olacaktım güya. Fakat, gel gör ki kader beni 2,5 ay sonra tekrar o işletme müdürünün karşısına oturttu. 2,5 ay önce karşısında o sevinçten yerinde duramayan genç zabit, artık yer yarılsa da yerin dibine girmek isteyen, ölümlerden ölüm beğenen biriydi. Karşımda oturan, bu yazımda bir nebze anlatmaya çalıştığım şeylerin hepsine ve daha fazlası özelliklere sahip “İYİ BİR GEMİ İŞLETMECİSİ” benim sıkıntımı gözlerimden anladı ve gözlerinin içi gülerek şöyle dedi; “Tamam, sevgili kardeşim. Hiçbir sorun yok. Senin için hayırlısı ne ise o olsun… ” Bir gönül meselesi olduğunu anlamıştı. Daha çok toy, yolun başında genç bir zabitin kalbini kırmayarak, hem ona bütün hayatı boyunca bir rol model oldu, hem de ömür boyu sürecek bir dostluğun temelleri böylelikle atılmış oldu. İyi ki varsın Kaptan Levent AKSON. Allah sana uzun ömürler versin ve başımızdan eksik etmesin.
Allah her şartta bütün “denizcilere” selamet versin. Işığını onlardan esirgemesin.
Dilerim öyle olsun.
Talip Özcengiz, 22.11.2020, Atina




















