1. Haberler
  2. Genel
  3. KARADA VE DENİZDE GÜVENLİK.. KAPTAN SÖKMEN ANILARIYLA ZENGİNLEŞTİRDİ

KARADA VE DENİZDE GÜVENLİK.. KAPTAN SÖKMEN ANILARIYLA ZENGİNLEŞTİRDİ

Emperyal sistemin dünya düzenini yeniden dizayn edip küreselleşme adımlarının büyük çapta atılması hesapta olmasa da düşündükleri global dünyada güvenlik sistemini ön plana çıkardı. Hesapta olmasa diyorum, başlangıç 1979 senesinin aralık ayında Rusya’nın Afganistan’a girmesiyle öne çıktı. Rusların hareketi bir işgal değildi, o dönemde Afgan Cumhurbaşkanı Nur Muhammet Taraki iç bünyedeki dogma düşüncenin ülkeyi karanlığa götürme gayretlerini Rusya’dan yardım isteyerek önlemek istedi. Brejnev sosyalist Nur Muhammet Taraki’ye yardımı esirgemedi ve Afganistan’a yardım birlikleri yolladı. Brejnev’in hatası olaya Varşova Paktı olarak el koymayıp sadece Rusya olarak girişimde bulunmasıdır. Buna karşılık kapitalist sistemin öncüsü Amerika benzer olaylarda NATO kuvvetleriyle hareket eder ve mesuliyeti yayar. Misal Kore savaşı.KAPTAN MEHMET ALİ SÖKMEN

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Rusya önce duruma hakim olur gibi gözükse de emperyal kuvvetlerin Afganistan’ı kendi ideallerine göre kaybetme korkusu öne çıktı. Rusya ile mücadeleyi göze alamayan ABD, dini olguları harekete geçirip Suudi Arabistan, İran destekli gerillaları alana sürdü. Neticede bugün anarşinin, terörün gövdesini temsil eden Taliban, El Kaide, İŞİD gibi dini temsil ettiklerine inanan gerilla grupları ortaya çıkarken Hüssam Bin Ladin gibi liderlerde adını duyurdu. Rusya Afganistan’dan çekildi. Bu çok pahalıya mal oldu ve neticede Sovyetler Birliği’nin dağılmasının başlangıcı oldu. Terör bumerang gibidir. Amerika başardık derken kendi yarattıkları İslami gerilla 2001 senesinde ikiz kuleleri yerle bir etti, onlarca insan öldü.

Komplo teorileri hemen yaygınlaştı. Bir iddiaya göre o günü ikiz kulelerde ofisi olan hiçbir Yahudi işe gitmemiş. İkinci önemli iddia ikiz kulelerin vurulması Amerika’nın Irak’ı işgaline sebep gösterildi. Denizcilik konularından  uzak görülse de ikiz kulelerin vurulması SOLAS- IMO gibi denizcinin , doğanın, limanların korunması için konferanslar ve konvensiyonların geliştirilerek ve uygulanması daha doğrusu emniyet tedbirlerinin ön plana çıkarılması kaçınılmaz olmuştur. Olgularımızda son günlerde öne çıkan korsanlık olayları ile girelim. KÜDENFOR toplantılarımızda değerli hatiplerin konuşmalarından tuttuğum not ile başlayayım. Deniz gücü ile denizcilik gücü çok farklıdır. Deniz gücü dediğimiz zaman bireysel olarak anlaşılan askeri bahriyedir. Ya da ayrı bir konumu olsa da ticaret bahriyesidir. Denizcilik gücü dediğimiz zaman ise askeri bahriye ile ticaret bahriyesinin birlikteliğidir. Önemli olan ikisini birden güçlendirerek hareket etme bilincinde olmak ve bu hareketi sağlamaktır. Bu önemli bir stratejik olgudur. Korsanlık olayları ancak belli bölgelerde deniz gücünü harekete geçirip korsanlara göz açtırmamak şeklinde önlenir. Korsanlar belli firmaların gemilerine saldırırlar. Yani alacakları fidyeye bakarlar. Mesela dünya denizlerinde Amerikan bayraklı ticaret gemisi çok azdır. Dünya sıralamasında dwt. ton olarak devamlı birinci sırada olan Liberya bayraklı gemilerin armatörlerinin çoğu Amerikalıdır. Bir örnek vereyim. İzmit Körfezi’nde kılavuzluğum döneminde 15-20 günde bir gelen dünyanın sayılı chemical tanker firmalarından Stolt firmasının armatörü Norveç’de yaşıyordu (Yakop Stolt Nilsen) gemiler Liberya bayraklı bir- ikisi Norveç bayraklı idi. Kaptanlar Amerikalı veya Norveçli olurdu. Yalnız dikkat management yani yönetim Amerika’dan yapılıyordu.

 

 

Gemiyi korsan saldırısında veya dış etkenlerden korumanın bir yolu da kolay bayrağı tercih etmektir. Aksi takdirde yaşanan öğrenilmemiş çaresizlik oluyor. Kara tesislerinin güvenliğine gelirsek. Olayı iki türlü ele almak lazım. A) emniyet ( safety) B) güvenlik ( security ) . Emniyet olgular, personel çalışması ve dikkati, burada önemli olan talimler ( drill) , yangınla mücadele ( fire fighting) , aydınlatma düzeni  gibi. Güvenlik olgularına gelirsek her şeyden önce personel ciddiyeti ön plana çıkar. Burada “Uluslararası Güvenlik Yönetimi” (ISM) kodu uygulama esasları ele alınır. Bu kod gemilerin güvenle işletilmesi ve kirliliğin önlenmesi için ISM kodunun IMO tarafından kabul edilmesi, bu hedefin hükumetler tarafına yansımasıdır.  ISM kodunun zorunlu uygulaması geçerli kurallar, örgüt, idareler, klas kuruluşları ve denizcilik endüstrisi organizasyonlarının tavsiye ettiği esaslar ve standartlar dikkate alınmasını temin etmeli, desteklemeli ve teşvik etmelidir.

ISM in getirdiği zorunluluklar neticesinde liman devletlerinin ülkelerine gelen gemileri denetleme kuralını getirmiştir. PSCO – Portstate Control prensipte bu kontrol iç eğitiminin SOLAS- IMO – MARPOL bütün kuralların gemilerde devamlılığın kontrolüdür. PSCO- kontrolleri bir bakıma önemli sörveyörlerdir .

Gemilerin bundan başka denetlenmesi gerektiren kuruluşların başlıcaları şunlardır.   1- Bayrak devleti denetimleri,

2- Bağlı olduğu klas kuruluşlarının denetimi

3- Gemilerin bünyesini belirleyen denetimler. a) yıllık sörvey ( annual survey) b) ara sörvey ( intermediate sörvey ) c) kapsamlı sörvey ( special sörvey) bu periyotlar haricinde ; yaş sınırını aşmış gemilerde ekstra bakım ve yenileme maksadıyla yapılan ve ( years of  grace sörvey) denilen gençleştirme sörveyleri ile kiracı kuruluşun  ( charterer) özel talebine karşılık zaman üzerinden kiraya ( time charter)  verilecek gemiye perido dışı yapılan ekstre muayenelerde vardır. Not: son üç sene çalıştığım üç gemide kapsamlı olarak bu kontrollerden geçtim.

Kara tesislerinin güvenlik koduna gelirsek (liman- tersane) kara tesisleri ve dolaylı olarak gemilerin kara tesisleri ile bağlantılarıdır.

Burada sorumluluklar dağıtılır. ISPS kodunu onaylayan devletlerin sorumlulukları başta gelir. İdarece tanınan güvenlik kuruluşlarının (klas gibi) sorumlulukları önemlidir. Bunların haricinde limanla ilgili her oluşumun bireysel sorumluluğu vardır. Limanların, tesislerin, tersanelerin güvenlik planları vardır. Liman tesis güvenliği plan dahilinde uygulanmalı ve konulan kurallara mutlaka uyulmalıdır.

Burada bireysel olarak eleştirmek istediğim konu ISPS ‘i SOLAS’ içinde yürümesidir. Bence bağımsız ayrı bölüm olmalıydı. Tersane ve limanla ilgili iki hatıramı nakletmeden geçemeyeceğim. 2007 senesi kaptanı olduğum 34 bin dwt tonluk tankerle Tuzla tersanesinde havuza girmek üzere havuzun rıhtımına yanaştım. Gemide 300 metre küp slop var. Slop barcının parası 15 gün önceden yatırıldı, slopu basmak için barcı bekliyoruz. Gelen giden yok. Bu arada güvertede işler var, her gün 30-40 işçi geliyor. Gemim gas freeing ( tankerlerdeki tehlikeli gazları boşaltmak) işlemini halletmiş yalnız slop duruyor. 1997 senesinde TPAO ( 120 bin dwt. Ton ) gemi slop tankında  çıkan yangında Tuzla’da tersanede yandı. 2 itfaiyeci öldü, 19’u itfaiyeci, 24 kişi yaralandı. İtfaiyeciler gemi yangınına nasıl müdahale edileceğini öğrenmemişler, bilmiyorlar. Naylon giysilerle çalışıyorlar. Naylonlar vücutlarına yapıştı ve öldüler, yaralandılar. Gemiye “NOMEX” kıyafetle müdahale edileceğini sonunda öğrendiler.

Gemide çalışan işçilere gemiye girişlerinde gemi devresinden anons ettiriyordum üstlerinde sigara, kibrit, çakmak gibi yanıcı, parlayıcı madde olmasın. Kim dinler? Sonunda girişte lumbar ağzında iki nöbetçi koyup hepsinin üstünü arattım. Sigaralarını çoraplarına saklamışlar. Slopu gemiden atamadık . Endişeden 10 gün eve gidemedim, gemide kaldım. Gece çok geç saat kamaramın kapısına vuruluyor. Endişe ile fırlıyorum, tanımadığım bir adam

‘Süvari Bey gece nöbetçi amiriyim içim yandı bir soğuk biranız var mı?’

 

Çok normal İSPS kodundun içinde bunlar var

Şansımız varmış havuzda sıra gelmedi. Kiracı sıkıştırıyor. Sonuçta havuz Varna’da ayarlandı, Varna’ya gittim. Gemi havuza girip döşeklerin üzerine oturur oturmaz ilk iş 250 metre hortum donatıldı, gelen kara tankerlerine slobu bastık. Tankı yıkadık, havalandırdık. İki hanım kimya mühendisi gaz ölçümü yaptılar, ateşle çalışılır raporunu verdiler. Son derece disiplinli bir çalışma. Sabah 07.30 baş mühendis gemide, 2. kaptanla yapılacak işleri planlıyorlar sonra gelip beni bilgilendiriyorlar ve akşam 18.00’e kadar sıkı bir çalışma. İstediğimiz her şey mükemmel yapıldı ve 10 günde işimiz bitti, havuzdan çıktık. 2008 senesinde denizde çalışırken Marmara Adası’nda kılavuzluk teklifi aldım. Adayı inceleyelim dedim ve eşimle beraber gittik. Pasifik’te Japonya ile Amerika’ya aynı mesafede “ Midwey” adası vardır. Hawaii adalarının kuzey batısındadır. Adada Amerikan askeri üssü var. Yalnız zorda kalan ticaret gemilerine de “ bonoface” iyi niyetle geliyorsanız gelin, probleminizi halledin ibaresi Admiralty kılavuz kitaplarında var.

Ben Marmara Adası’nı Midwey Adası’na benzettim. Çanakkale- İstanbul boğazlarının tam ortasında. Önce kılavuzluk yapalım ama denizci olarak adaya ne faydamız dokunur diye düşünmeye başladım. Mesela marina , ufak çekek tersaneleri, limanı büyütüp boş konteyner sahası , gemilere ikmal imkanı  vs….

Ama öyle bir kayaya çarptık ki bırakın diğer işleri esas görevimiz olan kılavuzluğu dahi yapmamız zora girdi. Kendisi vefat etti, hakkında hiçbir zaman kötü düşünmedim, Belediye Başkanı ile yıldızımız barışmadı.  Liman belediyenin. Belediye Başkanı bize kılavuzluk yaptırmak istemiyor. Ben Foça’dan arkadaşım Ersin Yirmibeşoğlu’nu da getirdim, beraberiz. İkimizde   de kıdemli kılavuz kaptan sertifikasına sahibiz. Elimizde Denizcilik Müsteşarlığı’ndan alınmış müsaade belgesi var. İşe müdahale edecek liman başkanı olayı uzaktan seyrediyor. Bu arada limanla – liman başkanlığının arası 26 km . Başkanlık güneyde liman kuzeyde.

Uzun mücadelelerden sonra kılavuzluk işimize başladık. Gemileri limana yanaştırıp kaldırıyoruz. Bu sefer de kestiğimiz kılavuz faturalarına itiraz edildi. Üç ay ödeme yapılmadı. Anlaşmada olan denizcilik müsteşarlığına ödenecek 6.5 pay . devlete üç ay da peşin vergi, ayrıca yeniden ev düzdük, ofis açtık , hatırı sayılır borca girdik. Bu masrafları üç ay cepten ödedim. Zor bela sonunda kestiğimiz faturalar ödenmeye başladı.

Bir ara kendi kendime kızmaya başladım. Denizde ne güzel çalışıyordum. İzmit Körfezi’nde kılavuzluktan boyunun ölçüsünü aldın, ne vardı buralara gelmeye. Bir de Ersin Kaptan’ı peşimizden sürükledik, adamı işinden gücünden ettik.  Hanıma sordum, nasıl istersen öyle yap dedi.

Sonra biraz işler düzelir gibi oldu. Belediye Başkanı ile geçici olarak savaş baltalarını gömdük.

Aklımda limanı nasıl tanıtırız, gerçek bir liman hüviyetine nasıl getirebiliriz düşüncesi var .Gayretlerimiz neticesinde sağ olsunlar Marin Firması o günkü değeri 2 milyon dolar olan Gulf III römorkörünü palamar motoru ile beraber yolladılar. Römorkörün 30 ton çekme gücü ( bollard pull- tbp) ,2000 beygir gücünde ( horse power) o liman için idealin çok üstünde bir römorkör 7 personelle beraber. Ayrıca 10 günlük değiştirme vardiyası ile 14 personel var.

Sağ olsun Belediye Başkanımız yeniden çileden çıktı. Sulh baltaları topraktan çıkarıldı. Römorkörü çalıştıramıyoruz. Liman Başkanlığına gittim, ellerinde yönetmelik yerine geçen bakanlık kararnamesi var. Buna uymaya mecburlar. Limana gelen 1000 grs. üzeri gemi kılavuza , 2000 grs. üzeri gemi römorköre tabidir maddesi var.  Liman Başkanı biz bir şey yapamayız diyor, ağlar mısın güler misin. Römorkör rıhtımda bekliyor gelen gemilerin kaptanları şaşkın şaşkın bakıyor , niye römorkör hizmeti alamıyoruz diye soruyorlar.

Belediye Başkanına gittim, bakın limanınızın emin liman ( safe port) , emin rıhtım (safe berth) olması için bu römorkör şart. Römorkörün 360 derece dönen yangın nozulu var. Yangında denizden müdahale ancak bu römorkörle olur, daha çok uzun konuştum, anlattım ama anlatamıyoruz. Bu römorkörün burada ne işi var diyor. Limanın ISPS kodunu aldım, gerisi teferruat diyor. ISPS kodunu balıkçı barınağı olarak almış. Gerisini nasıl anlatayım. Avni Ağabey aklıma geldi ( Avni Arbaş) “ insanlar öğrenemediklerinden asla vazgeçemezler” derdi.

Tek çare durumu Ankara’ya bildirmekte kaldım. Bildirdik de …. Denizcilik Müsteşarlığından bu işlere bakan genel müdür, bölge müdürü, işlerin içinde olan liman başkanı beraber geldiler. Belediye Başkanı onları bir güzel ağırladı. Bize haber bile verilmedi. Genel Müdür akademisyenmiş, meslektenmiş, denizde çalışmış mı, kaptanlık yapmış mı ? bilmiyorum. Kendilerini ben çağırdım bizle görüşmeden adadan ayrılıyorlardı ki durdurdum. Römorkörün bordasına götürdüm kendilerine uzun bir brifing verdim. Bir şeyler anlamışlardır zannettim. Sonra ortaya çıktı, Belediye Başkanına “Sen de bir kılavuz bul, kılavuzluk işi yap demiş.

Kılavuz buldularda, şansımıza bulunan arkadaş donanmadan ayrılma, uzun zaman Bandırma Limanında kılavuzluk yapmış. Adeta Belediye Başkanına ders vermiş, “Kılavuzluk teşkilatının olduğu bir bölgede ikinci bir teşkilat olmaz, kılavuzluk mesleği rekabete kapalıdır” demiş.          Arkadaş şansımıza donanmadanmış diyorum, ya başka bir yerden olsaydı …. Biz neler gördük de..

Neyse uzatmayayım römorkör 5 ay bekledikten sonra çalışmaya başladı. Bu arada Denizcilik Müsteşarı Sayın Hasan Naipoğlu’na da yardımlarından dolayı teşekkür ederim. Ekim – 2010 tarihinde Belediye Başkanını kaybettik, kendisine rahmet diliyorum. Yerine seçilen Süleyman Aksoy Bey ile çok iyi diyalog kurduk, son 1.5 senemiz rahat ve problemsiz geçti. Bu arada Belçika armatör firmasının yetkilisi acentesi ile beraber Ada’ya geldiler. Yetkili bu limana gemilerimizi yollayacağız port facilities görmek istiyorum. Kendisine limanı anlattım, çok memnun oldu, gözüm arkada kalmadan gidiyorum dedi. Başka bir firmanın Montenegrolu ( Karadağ) kaptanı acentesiyle Bandırma’dan geldi. Limanın imkanlarını kendisine izah ettim memnun kaldı ayrıldı. Bu arada limanın imkanlarını , planını “ Seyir Hidrografi Dairesine ve Denizcilik Müsteşarlığına yolladım. Yayınladılar mı, takip etmedim. Limana ağırlıklı olarak Suriye gemileri geliyordu, Ocak 2011 tarihinde Suriye Armatörler Birliği Başkanı telefonla aradı, Mayıs ayı içinde sizi ve eşinizi Tartus’a davet ediyoruz, uçak biletlerinizi yollayacağız, Hatay’a gelirsiniz oradan sizi aldırırız. Memnuniyetle karşıladım.

Yazım uzun olmasaydı kılavuzluk sistemimiz hakkında da bir şeyler yazmak isterdim. Yalnız şunu ilave edeyim dünya üzerinde olmayan kılavuzluk patronu bizde yaratıldı.

Peki sen Marmara Adası’nda neydin? diyebilirsiniz… Ben gemilere çarmıhtan tırmanan emeği ile çalışan bir emekçiydim. Yan yatıp kimseyi sömürmedim. Ayrıca benim adada kurduğum sistem bu ülkede devrimdi. Tabii kafasının içinde rant olan adamlara bunu anlatmak çok zor. Liman – kılavuzluk- römorkör ayrı firmalar çalışırken compact oluyorduk. Aynı yola koyulurken aynı düşünceyi yaşamamız gerekir. Aynı düşünceyi paylaştığımız zaman güç birliği doğar, yani örgütlenmiş oluruz. Başarı ondan sonra gelir. Yaşamı değerli kılan, sahibine kazandırdıkları değil topluma yararıdır. İnsanı unutulmaz kılan da gerçekleştirdiği, sağladığı ve vurguladığı yararlar, yapıtlar, kurduğu örnek ilişkilerle değerlendirilirler.

Bu toplumda meslek etiklerine uygun, geleceğe yönelik en önemlisi akla dayanan rasyonel çözümler üretmek imkansız. Çünkü karşınıza çıkanların tek düşüncesi ve idealleri rant. Umudunu yitirdin mi derseniz asla. Senelerce futbol oynadım, rakip kaleye şut attığım zaman o şutta bir umut vardı. Gol olur veya olmaz. Ama şut atmaktan asla vazgeçmedim. Yani umudumu hiç kaybetmedim. Şuta devam. Umuda devam. Yalnız takım arkadaşların kendi kalemize gol atarsa yapacak bir şey yok.

Sevgi ve saygılarımla

Kaptan Mehmet Ali SÖKMEN

KARADA VE DENİZDE GÜVENLİK.. KAPTAN SÖKMEN ANILARIYLA ZENGİNLEŞTİRDİ
0







Bizi Takip Edin