Şimdi gelelim şu meşhur “SİRTAKİ” ye…
TOPHANELİ VASİL VASİLYADİS!

Önce yakın geçmişten, nam-ı-diğer VASİL BABA’dan başlamak gerekir şu meşhur ‘SİRTAKİ’ dansını anlatmaya…
Baba dede Karamanlı, babası İstanbul’lu, 1915 İstanbul Tophane doğumlu Vasil Baba, sirtaki’nin ”Taçsız Kralı’ olarak 2010 yılında 95 yaşında hayata gözlerini yumduğunda çoktan efsane olmuştu bile. Tam dört yıl askerliğini yapmış, Rum asıllı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı. 80’li yaşlarında bile sirtakiye kalktığı zaman bütün masalar yemeği bırakıp tavernalarda onu seyredermiş. Vasil Baba’nın kendi deyimiyle, onun Sirtaki’si yerel sırtaki, yani İstanbul Sirtaki’si. Yunan Sirtaki’si başkadır dermiş Vasil Baba. Maceraları; eski Rum mahallesi Tophane’de Apostol’ün kahvesinde başlıyor Vasil Baba’nın. Gündüzleri tornacı akşamları ise Beyoğlu’nda tavernalarda kendine özgü sirtakisini oynuyor mavi gözlü çapkın. En çok da KURTULUŞ’taki Mandra ve Foçali tavernalarında! Yokluk çekiyor, hiçbir zaman eli bollaşamıyor. Varlık vergisi zamanlarında Vasil Baba; “ Şu varlık vergisi var ya, bizi hiç etkilemedi, çünkü bizde varlık yoktu..” diye esprili bir şekilde durumunu anlatırmış. 1986 senesinde Vasil Baba başlıyor tavernacılıktan biraz para kazanmaya. Para kazandıkça ve fırsat buldukça sık sık Yunanistan’a gezmeye ve eğlenmeye gidiyor ve usta sirtakiciliği orada da tanınmaya başlıyor ama hiçbir zaman Yunanistan’a yerleşmeyi düşünmüyor. “Yer içer eğlenir, döner gelirim. Ben İstanbul’luyum, buraya aitim” diyor.(Vasil Baba’nın en iyi arkadaşlarından birinin, günümüzün efsanevi Yunanlı müzisyenlerinden George(Yorgos) DALARAS’ın babası meşhur Buzuki Ustası Luka DALARAS olduğunu biliyor muydunuz?) 85 yaşında bile halen dans ayakkabıları ile gezen Vasil Baba dördüncü evliliğinden sonraki maceralarını pek hatırlamıyor ama, 1974 yılında Atina’da bir tavernada Yunan’lı armatör ONASSİS’in, yaptığı sirtaki performasından sonra masalarına gelip onu tebrik etmesini, masalarını baştan aşağı yeniden donatmasını ve döneminde dünyanın en meşhur ve en büyük armatörü Manisa’lı Aristotales ONASSİS’in; “İşte bu hemşerimin yaptığı gerçek kasap havasıdır.” şeklindeki iltifatını hiç unutmuyor. Rakısına asla su katmayan Vasil Baba bunun sebebini soranlara; “ Efendim, malumunuz su yıkanmak içindir” diye cevap verirmiş esprili ve nazik bir şekilde…

Şimdi biraz da “SİRTAKİ” kelimesininin kökenini inceleyelim. SİRTAKİ; Yunan “SİRTO” dansı adının sonuna küçük sevimli şeylere takılan “AKİ” ekinin ilavesiyle elde edilmiştir. (Küçük ve sevimli şeylere takılan ekler başka lisanlarda da var. Örneğin İspanyolca Teresa küçük ve sevimli bir kız ise Teresita derler mesela. Aki değil de İta, farklı olmasına ama vurgulama şekli özünde biraz benziyor gibi, sanki.)
SIRTAKİ; Giorgos(Yorgos) PROVİAS tarafından “HASAPİKO” dansının 1964 tarihli “ZORBA” filmi için düzenlenmesi ve Mikis THEODORAKİS’in “ZORBA” film müziğini bestelemesiyle de dünya çapında çok sevilen popüler bir dans olmuştur.

(Girit Kandiye doğumlu Nikos KAZANCAKİS(1883-1957), 1946 yılında “Zorba” romanını kaleme almıştır. Aykırı bir yazar olarak bilinen KAZANCAKİS; 1946 ve 1961 yılları arasında 8 roman, 1 şiir kitabı, 3 deneme ve 3 tiyatro oyunu kaleme almıştır ancak bırakın dünyayı, ülkesinde bile pek tanınmamaktadır o yıllarda. Ta ki Meksika asıllı Amerikalı ünlü filim yıldızı Anthony QUEEN’in (1915-2001) başrolde oynadığı “Zorba” filminin 1964 yılında çevrilmesine kadar. Bu tarihten başlayarak günümüze kadar geçen süre zarfında KAZANCAKİS ülkesinde ve bütün dünyada tanınan ve artarak sevilen bir yazar haline gelmiştir. Anthony QUEEN; “Zorba” karakterine o kadar iyi oturmuştur ki; Zorba romanını Nikos KAZANCAKİS tarafından Anthony QUEEN için yazılmış bir senaryo ve Anthony QUEEN’i Yunanlı zanneden hayranlarının sayısı azımsanmayacak kadar çoktur.)

Daha önce yukarıda belirttiğimiz gibi“HASAPİKO ARGO” (Ağır Kasap) aynı ritimle başlayıp biten yavaş bir danstır. Mikis THEODORAKİS ve Manos HACIDAKİS gibi efsanevi bestecilerin 1960’lı yıllarda geleneksel Yunan müziklerine getirdikleri yeni yorumlarla birlikte, geleneksel Yunan dansları da bu dönemde bazı değişimlere uğrar. Örneğin; ağır bir ritimle başlayan “HASAPİKO ARGO” belli bir noktadan sonra giderek hızlanır. Bu yeni türü saf Hasapiko’dan ayırmak için Yunanca “SİRTO” kelimesinden “SİRTAKİ” sözcüğü ile yeni bir dans türü “icat” edilmiştir desek, yanlış olmaz. İşin özeti “SİRTAKİ” dansı; “HASAPİKO ARGO” (Ağır Kasap) ile başlayan ama bir süre sonra “HASAPİKO GRİGORİ” (Hızlı Kasap) ile hızlanan dansın yeni bir isim verilmiş şeklidir. SİRTAKİ; bu sebepten hem “HASAPİKO” ya bağlı hem de ondan bağımsızdır. Mandra ve Foçali tavernaları ve onların vazgeçilmez müdavimi meşhur sirtakici Vasil VASİLYADİS’in suyun her iki yakasına yayılan şöhreti, bu dansın Kurtuluş semtinden doğduğu şeklinde söylenceleri de kulaktan kulağa günümüze kadar getirmiştir.
Müzik ve Dans şüphesiz bütün kültürlerin vazgeçilmez ögelerinden biridir. Ticaret gemilerinde çalışan bütün “denizciler”çok iyi bilir. Dünyanın belli başlı bütün limanlarında, gemiden karaya ayak bastıktan sonra, sağa sola fazla sapmadan şöyle biraz yürüdüğünüzde karşınıza illaki “sirtaki” yapılan bir “Grek Taverna” çıkar. Çinlisi, Japonu dahil, her milletten bütün denizcilerin tercih ettikleri bu eğlence mekanlarında seferden “özellikle yeni gelmiş denizciler” ceplerindeki paralar “suyunu çekene” kadar gönüllerince eğlenir. (Hatıraları gözünde canlanan meslektaşlarımın gülümsemelerini görür gibiyim. Hepinize selam olsun…)
GELELİM BANA
Hancıdır liman
Bilmez dışarıdaki denizi
Gideni bilir
Geleni bilir
Ancak arada ne olmuş
İskele babalarının anlattığı kadar bilir
Yolcudur Kaptan
Zaruri ihtiyaçlar haricinde
Denizde kalması lazımdır
Yıldızların gürültüsü istila etmiş geceler
Resmi bayramlarıdır hayatın
Kendinden başka bir şey olmaz etrafında
Karada eşine zor rastlarsın
Gelelim bana
Yelkenler toplanmış
Tekne yanaşmış
Gündüz geceye yaslamış
Bedenim yorgun
Gözüm tok
Karnım aç
Boğazım kuru
Tenim tuzlu
Dimağım duru
Son birkaç adım kalmış karşıdaki tavernaya
Birazdan hazır olurum hikayemi anlatmaya bütün dünyaya*
Böylelikle bir KAHVE MOLASI’nın daha sonuna geldik değerli dostlar. Müzik ve Dans ile beraber, şiirler de hayat maceranıza her daim eşlik etsin. Dilerim öyle olsun.

Sağlıcakla Kalın !
Derleyen &*Şiir “İki Gönül Bir Olunca-2015”,
Talip Özcengiz, Atina, 17.01.2021






















