Yeni Haberler

Bizim Denizler

OLİMPİYAT SPORCUSU OLABİLMEK… NELERİ KUCAKLAYIP, NELERDEN VAZGEÇMEK…

Herşeyden önce bayrağımızı büyüleyici ve heyecan dolu o havada dalgalandırmak demek bana göre… Bayrak olmak bir bakıma, ay yıldızını taşıdığın göğsünde. Tüm olmazlara rağmen, olmak, oldurmak… Sağlıklı, özenli ve sürekli olabilmeyi başarmak… Yalnızlaşırken, kendinle cesurca çoğalmak… Aileni, sevgilini, geleceğini bekletmeyi, bir kenara bırakabilmeyi göze almak…Seni senden daha iyi tanıyan bir antrenörle ,varolduğunu sandığın, sınırlarını aşmak veya…Kendinin ebeveyni olmak…Hayal kurabilmek ve ona tutunabilmek…Çevresel koşullara uyum sağlama becerisinin yüksek olması…Hayat yarışında, her türlü dönüşüme uyum sağlayarak, hedefe odaklanmak ve çabayı seçmek diğer yandan… Yarış stratejisini iyi belirlemek, yarıştıkça rakiplerini tanımak… Antrenmanların ve yarışların verdiği acıya aşina olmak ve mental olarak her seferinde daha da güçlenmek demek, bazen de zayıflamak, kendinin farkına varıp yine toparlanmak…

AÇIK DENIZ

DOST ATEŞİ TCG KOCATEPE’Yİ NASIL BATIRDI? TCG KOCATEPE’Yİ UNUTTURMAMAK İÇİN

25 yılı aşkın süre EOKA’nın katliamlarına uğrayan Kıbrıslı Türklerin acısına son vermek ve adaya barış ve güven getirmek için düzenlenen harekatın 50. yılındayız. Yarım yüzyıl önce Türk Silahlı Kuvvetlerinin gerçekleştirdiği başarılı harekat ile Doğu Akdeniz’de bir Türk devleti daha kurulurken askeri terminoloji ve jeopolitik eksen değişmişti. 20 Temmuz-18 Ağustos 1974 arasında gerçekleşen harekatta Türk ordusu 498 şehit verirken, 70’i mücahit 1672 Kıbrıs Türkü hayatını kaybetmişti. 13 Şubat 1975’te kurulan ilk devletin ardından 15 Kasım 1983’te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) kuruluşu dünyaya ilan edilmişti. Kurucu ve ilk cumhurbaşkanı mücahit Rauf Denktaş olmuştu. Harekatın yıldönümünde yıllar sonra bile büyük hüzün ve acı hatırlatan TCG Kocatepe isimli savaş gemimizin nasıl dost ateşiyle battığını konuştuk. Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 50’nci yılında, çıkarmaya katılan Emekli Deniz Kurmay Yarbay Özhan Bakkalbaşıoğlu, Gazeteci Gökhan Karakaş’ın sunduğu Harici Youtube programına konuk oldu.

Bizim Denizler

KAMU-AKADEMİK KURULUŞ İSİM VE UYGULAMALARINDA ÖZENSİZLİK… NEZİH BİLECİK YORUMLADI

Ülkemizde kamu kurum ve akademik kuruluş isimlendirilmelerinde sözcük anlamlarını dikkate almayan bir özensizlik zaman zaman yaşanmış ve günümüzde de bu umursamazlık sürdürüle gelmektedir. Özellikle mutluluk duyarak görev yaptığım ve oradan emekli olduğum Tarım Bakanlığı da bu özensizliğin odağında olan bir teşkilattır.

Tarım Bakanlığındaki ikilem isimlendirmeler
Hatırlarsanız geçmiş zamanda Bakanlığın adı Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı idi. Oysa tarım sözcüğü içerik olarak bitkisel üretim ile hayvansal üretimi kapsar. Hal böyle olmakla beraber bakanlık tanımlamasında sanki hayvancılık farklı bir uygulama alanıymış gibi isimlendirmeye monte edilmişti.
1972 yılında ise Tarım Bakanlığı bünyesinde Su Ürünleri Genel Müdürlüğü kurulduğunda bu isimlendirme balıkçılık tanımlamasının eşdeğeri varsayılarak ülkesel ortamda yerini almıştı. Sonrasında genel müdürlük daire başkanlığına dönüştürüldü. Bakanlık bünyesinde 1985 yılında yapılan reorganizasyon sonucu daire başkanlığı da lağvedilmişti.

Alternatif Enerji Arayışı

GERİ DÖNÜŞÜMDE ÜRKÜTEN GERÇEK: AVRUPA’DAN YILDA 25 MİLYON TON ÇÖP İTHAL EDİYORUZ

TÜİK’in yayınladığı Türkiye Atık İstatistiklerini yorumlayan ÇEVKO Vakfı Genel Sekreteri Mete İmer, çok tartışılan yurtdışından atık ithal edilmesi konusunda da yorumda bulundu. İmer, “Türkiye’deki bu tesislerde geri dönüştürülen atıkların, en iyi olasılıkla, yarıya yakını Türkiye’deki imalat sanayinden temin edilirken, yarıdan fazlasının yani 24-25 milyon tondan fazlasının ithal edildiği düşünülebilir. Geri dönüştürülen atıkların önemli bir kısmının da ihraç edildiği tahmin edilmektedir. Sonuç olarak, ciddi bir geri dönüşüm kapasitesine sahip olan Türkiye, bu kapasitesinin büyük bölümünü ithal ettiği atıkları işleyerek kullanırken, değerlendirilebilir atıkların büyük bölümünü bertaraf etmekte, yani toprağa gömmektedir. Sorun, kendi atıklarımızı ayrı toplayıp değerlendirememe sorunudur. Atık ithalatında yaşanacak daralma, bu nedenle, geri dönüşüm kapasitesini atıl hale getirebilir. ” dedi. Öte yandan, TUİK verilerine göre toplam 1.391 belediyenin 1.389’unda atık hizmeti verildiği, 2022 yılında belediyelerce 30,3 milyon ton atık toplandığı, atıkların yüzde 85,9’u atık işleme tesislerine, yüzde 13,5’i belediye çöplüklerine gönderilirken, yüzde 0,6’sının ise açıkta yakılarak, gömülerek, dereye veya araziye dökülerek bertaraf edildiği öğrenildi.

AÇIK DENIZ

ESKİ KABOTAJ BAYRAMLARI NEREDE… PROTOKOLE BOĞULAN ŞİMDİKİLER NEREDE

Çocukluk yıllarımda o anlamını pek de bilmediğim adıyla ne için kutlandığını tam anlayamasam da severdim Kabotaj bayramlarını. Sahil şehirlerinde oturan belli bir yaşın üzerindekiler belki hatırlarlar. Bir zamanlar mavici edebiyatçıların, bu günlerde ise mavi-vatanperver denizci ve deniz/denizci dostu aydınların ve her zaman denizlere tutkuyla bağlı insanlarımızın ulusça denizcileşme gayret ve cesaretlendirmelerinin adeta senede bir gün de olsa devlet eliyle yapılanıydı. Adına bayram, festival, panayır… ne derseniz deyin. Kabotaj Bayramları, bir zamanlar, gerçekten de bir denizcilik kutlamasıydı. Çünkü, devlet erkanı ve protokolün yanında, halkın ve gönüllülerin de katılımıyla şenlikler düzenlenirdi. Gençler yağlı direk ucuna kadar giderek takılı bayrağı almaya çalışırken suya düşenler elenir, bayrağa ulaşan alkışlanır ve ödüllendirilirdi.

Bizim Denizler

TÜRDEF DÜNYA DENİZCİLİK GÜNÜNDE TALEP EDİYOR: OK TO BOARD SİSTEMİ YAYGINLAŞMALI

25 Haziran Dünya Denizciler Gününü kutlarız.
2010 yılında beri kutlanan Dünya Denizciler Gününde IMO tarafından denizcilerin önemine vurgu yapılmasını memnuniyetle ifade ederiz. IMO tarafından bu yıl yayımlanan bildirgede “Denizciler Günü, dünya ticaret hacminin yüzde 80’inden fazlasını taşıyan gemilerde çalışan dünya çapındaki iki milyon kişiyi kutlama ve tanıma zamanıdır. Denizciler, nihayetinde pazarlara, evlere ve sofralarımıza ulaşan temel malların sorunsuz bir şekilde akışının sağlanmasında hayati öneme sahiptir. Onlar olmasaydı, dünya toplumların hayatta kalmak için ihtiyaç duyduğu büyük miktarlardaki emtiayı taşıyamazdı.” ifadesine yer verilmiştir.

Bizim Denizler

İSTANBUL’UN TEKNESİ KARTAL İSTANBUL’DA KALMALIDIR

Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk, 13 Kasım 1918 günü Kartal istimbotun pruvasında İstanbul’u işgale gelen birleşik donanmayı gördüğünde söylediği “Geldikleri Gibi Giderler” sözleri tarihe geçmişti. 2016 yılında kaderine terk edildiği Tuzla’nın Güzelyalı koyunda bulunduktan sonra yenilenerek tarihe kazandırılan ikonik Kartal istimbotunun İstanbul yerine Çanakkale’de sergilenme düşüncesi, Kartal İstimbot Platformu üyelerinin tepkisini çekiyor. Teknenin Beşiktaş olmazsa yeni düzenlenen Sarayburnu’nda sergilenebileceğini belirten Prof. Dr. Bingür Sönmez, “Kartal, Sarayburnu’na yakışır. Sarayburnu’ndaki Atatürk heykeli 1926 yılında yapılmış ülkemizin ilk Atatürk heykelidir. O’nun isteği üzerine sırtı saraya dönüktür ve sağ ayağı Anadolu’ya doğru adım atar. Ayrıca Sarayburnu açıkları, tarihe geçen bu sözlere ilham veren sahnenin yaşandığı yerdir. Değil Çanakkale, İstanbul dışında bir yerde sergilenmesi zaman-mekan ilişkisine terstir” dedi. Kartal İstimbot Platformu Üyesi Kaptan Adil Tuğcu; “Kartal İstimbotu tarihe geçtiği bir çevre dışında sergilenebilir mi? Tarihi olayların değerlendirilmesinde iki ilke esastır: Olayın mekanı ve zamanı.” dedi.

Bizim Denizler

ATATÜRK’ÜN GEMİLERİ OKUYUCUYLA BULUŞTU

Çok araştırılmayan Mustafa Kemal Atatürk’ün denizcilik anlayışı, Gazeteci Gökhan Karakaş ve Deniz Tarihçi Ali Bozoğlu tarafından kaleme alındı. Atatürk’ün 1918-1938 yılları arasında bindiği 34 gemiyi bilgi, belge ve görselleriyle biraraya getiren Karakaş ve Bozoğlu’nun kitabı Atatürk’ün Gemileri Pankuş yayınlarından çıktı. 4 yıl süren bir araştırmanın sonucu olan Atatürk’ün Gemileri’nde cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün denize bakışı ve halkı denizle buluşturmak için çabası da vurgulanıyor. Atatürk’ün denizle ilgili günümüze ulaşan ilk anısının 13 Kasım 1918 günü Kartal istimbotta yaşandığı öğrenildi. Ulusu kurtarmak için 16 Mayıs 1919 günü Bandırma vapuruyla çıktığı deniz yolculuğu, 8 yıl 1 ay 19 gün sonra İstanbul’a dönerken yine neden deniz yolunu seçtiği, Türkiye Cumhuriyeti’nin modern yüzünü gösteren dünyanın ilk halkla ilişkiler vapuru S/S Karadeniz ve Eyfel kulesinde okunan ezan, Türk sivil denizciliğinin sembolü olan çift çipalı yastıklar, 23 Nisan’larda paylaşılan salıncak fotoğrafı, çocuk heyecanıyla beklediği ancak 55 gün binebildiği Beyaz Kuğu Savarona, Antalya-Alanya- İtalya sloganı atan İtalyan Benito Mussoli’ye meydan okuma, İngiltere Kralı VIII. Edward’ın beyaz ceketini baca dumanıyla kirleten yat, Vahdettin’i yurt dışına kaçıran İngiliz gemisinin 16 yıl sonra geri gelişi, Atatürk’ün ölüm tehlikesi geçirdiği polis teknesi, Cumhurbaşkanı Atatürk’ün Yunanlılar tarafından Nobel Barış Ödülü Adayı gösterilmesi gibi ilginç detaylar kitapta yer alıyor.

Bizim Denizler

BÜYÜK KABATAŞ BULUŞMASI 26 MAYIS’TA

Türk eğitim hayatının temel kurumlarından Kabataş Erkek Lisesi’nin mezunlarının geleneksel buluşması bu yıl 26 Mayıs’ta gerçekleşecek. Kabataş Erkek Lisesi Eğitim Vakfı’nın desteğiyle gerçekleşecek Kabataş Pilav Günü’nde, 60 yıl önce mezun olan kıdemli Kabataşlılar plaketlerini de alacak. Öğrenci ve mezunların müzik dinletilerinin de sahneleneceği pilav gününde, Gece Yolcuları grubu konser verecek.

Bizim Denizler

KAPTAN ÖMER ASMALI İSTANBUL’DA ALEV KAPANI’NI KİTAPLAŞTIRDI

İki kıta arasında 18 deniz mili boyunca uzanan dünyanın en işlek su yolu, 13 Mart 1994 gecesi alevlere teslim olmuştu. Yaklaşık 100 bin ton ham petrolü taşıyan 276 metre boyundaki Nassia tankeriyle kuru yük gemisi Shipbroker’in iki kavak arasında çatışmasıyla turkuaz mavisi Boğaziçi, siyah bir nehre dönmüştü. 31 kişinin hayatını kaybettiği, yakın coğrafyadaki milyonlarca insanı korkutan, deniz ekosistemine büyük zarar veren kazanın ardından başlayan çalışmalarda görev alan Kaptan Ömer Asmalı, yaşadıklarını kitap haline getirdi. “İstanbul’da Alev Kapanı- Nassia Yangını’nın 30 Yıl Sonra Hatırlattıkları” isimli kitap, dönemin gerçekleriyle çıkartılan dersleri aynı anda gözler önüne sererken, İstanbul’un atlattığı tehlikenin büyüklüğü hakkında da bilgi veriyor. Meke Denizcilik, Kuzey Sigorta ve Türkiye Denizcilik Vakfı desteğiyle çıkartılan 96 sayfalık kitap ilgilenenlere ücretsiz veriliyor. Kaptan Ömer Asmalı, “Bu olayı tarihi sorumluluğumuz çerçevesinde hatırlatarak, genç kuşakların geçmişte yaşananlar hakkında gikir sahibi olmasını istedim” dedi. Kitapta 1923 tarihli Montrö sözleşmesinden günümüze uzanan süreçte İstanbul Boğazı’nda meydana gelen kazaların genel dökümü yapılırken, ilk kez yayınlanacak belge ve görsellerle olayın ürkütücü boyutu gözler önüne seriliyor.







Giriş Yap

Deniz Kartalı ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!