1. Haberler
  2. Deniz Kültürü
  3. KAVRAM OLARAK LAİKLİK… UMUT MERİÇ BERBEROĞLU BAKIŞ AÇISIYLA

KAVRAM OLARAK LAİKLİK… UMUT MERİÇ BERBEROĞLU BAKIŞ AÇISIYLA

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Okullarda din dersleri kaldırılarak yerine ahlak bilgisi dersleri

Din ve devlet işlerinin ayrılmaya başlamasıyla birlikte; laisizim, dışlayıcı laiklik ve pasif laiklik tanımları ortaya çıkmıştır. Dışlayıcı laiklik; dini kamusal alandan uzaklaştırıp özel alanlarla sınırlamak için devletin belirli bir tavır takınması demektir. Dışlayıcı laikliği en iyi şekilde 1875-1905 arasında Fransa yaşamıştır. Özellikle 1789’da yaşanan Fransız Devrimiyle birlikte siyasi, sosyal, ve hukuki yönden değişimler gözle görülür olmuştur. Kıta Avrupa ülkelerinde bu köklü değişimlerden payını almayı ihmal etmemiştir. Fransız devriminin dayandığı temel ilkeler “özgürlük” ve “eşitliktir”. Bu kavramlar 26 Ağustos 1789’da İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisiyle somut hale gelmiştir. Fransız devriminin ertesi günü devrimciler doğrudan doğruya kiliseleri hedef aldılar ve rahipleri öldürdüler. Kiliseye ait mallar kamu malları haline getirildi, dini tatiller kaldırıldı, dini kökenli yer ve cadde isimleri tamamıyla değiştirildi. Bu ve bunun gibi dini alanlardaki değişimler arttı. O tarihten itibaren Fransız Cumhuriyet Takvimi kullanılmaya başlandı. Fransa’da 1789-1801 arasında laisizm yaşanmıştır. 1875-1905 arasında ise dışlayıcı laiklik egemen oldu. Devlet okulları ücretsiz hale getirildi, ilköğretim zorunlu tutuldu, resmi okullarda din dersleri kaldırılarak yerine ahlak bilgisi dersleri kondu. İlk ve orta çağlarda din ve devlet işleri birbiriye bütün haldedir. Rönesans ve Reform hareketleriyle, İslam ülkelerinin Hıristiyan ülkelerinden üstün olması, felsefi ekoller Hıristiyan dünyasında iç hesaplaşmalara neden olmuştur. İşte bu iç hesaplaşma ortamında laiklik ortaya çıkmıştır.

TÜRKLERDE LAİKLİĞİN GELİŞİMİ

Türkler tarihinin en eski çağlarından beri din, inanç ve siyaseti birbirinden ayırmışlardır. Hazar Devleti’nin İtil şehrinde Cami, Kilise ve Havralar yan yana bulunuyordu. İtil özellikle ticaretin üst düzeyde olduğu bir şehirdir. Tacirler burada birbirleriyle kaynaşmışlar ve kimse kimsenin dinine karışmamış. Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerinin Demir dediği Timur’un 7 kuşak torunu olan Ekber hocalara atıfta bulunarak, “Allah’a tapmak iddiasında bulunanların ekserisi kendi emellerine taparlar” demiştir. Bu sözün günümüzde haklılığını tecrübe edinerek maalesef öğrenmiş bulunuyoruz. Ekber kendi yönetiminde şu yenilikleri ortaya koymuştur;

1-Birden fazla kadınla evlilik yasaktır

2- Akraba evliliği yasaktır

3- Eğitimde ahlak ve bilime önem verilir

4- şarap satma ve içmeye izin verilir.

Gelelim bir diğer örnek olan Nadir Şah’a. İran’da Afşarlılar Milletlerinin kurucusudur. Nadir Şah ise yönetiminde;

1-Şiilik ve Sünnilik mezheplerini yani düşman olarak bilinen iki mezhebi barıştırmak istemiştir.

2- İncil kitabını kendi dillerine çevirmek istemiştir ki her padişah bu dinin buyruklarını öğrenebilsin.

3-Mollaların etkisini azaltmak istemiştir. Ona göre eğer bir devlet Mollaların etkisinde kalırsa o devlette ilerleme de olmaz.

Selçükiler Devleti’nin ise laiklik konusundaki en güzel örneği; 1058 senesinde Selçükiler Sultanı Tuğrul Bey’in Abbasi Halifesi ile anlaşmasından sonra  din işlerinin halife tarafından yürütülmesi ve saltanat işlerine karışmaması kararlaştırıldı halife kılıcını Tuğrul Bey’e verdi.

DEVLET-İ ALİYYE (OSMANLI DEVLETİ) DÖNEMİNDE LAİKLİK

Devlet-i Aliyye’nin dönemin Avrupa’sına göre daha laik olduğu söylenemez. Devlet-i Aliyye’de halk millet adı altında toplanmıştır. Vergiler bu esasa göre alınmıştır. Yargı düzeni ve dönemin eğitimi cemaatler tarafından yürütülmektedir. Osmanlı Devleti’nde en yüksek hukuk mertebesinden sorumlu kişi şeyhülislam’dır. Önemli konular danışılır ve önemli devlet idaresi konularında fetvalar verirdi. Osmanlı zamanında Osmanlı Padişahı halife sayılıyordu. 19. Yüzyıla gelindiğinde özellikle dış ülkeler halifeyi ruhani bir varlık olarak görmeye başladılar ki padişahlar da bunun yetkisini kullanmayı çok iyi bildiler.

  1. yüzyılın Osmanlı Devleti’nde askeri alanlarda değişiklikler görülmüştür. Aynı yenilik hukuk ve ticaret alanlarında sürdü. 1850 senesinde Kanunname-i Ticaret kabul edildi. Yeni kanunla birlikte faiz kabul edildi, ticari davalarda din-mezhep ayrımı kaldırıldı. 1863 yılında Ticaret-i Bahriyye Kanunnamesi kabul edildi. Bu kanunname denizci Avrupa uluslarına bakılarak hazırlandı. Davaya bakacak hakimler nizamiye mahkemelerinden seçildiler yani şer-i hakimler değillerdi. Ali Paşa Fransız Medeni Kanunu’nu kabul ettirmek istiyordu. Cevdet Paşa ve muhafazakar grubu 1868-1876 yılları arasında 16 kitaplık Mecelle-i Ahkam-ı Adliyye’yi hazırladılar ve bu kanun kabul edildi. Arazi Kanunnamesi laikliğin bu dönemde atılmış en önemli adımıdır. Bu dönemde arazilerden kız çocuklarına eskiden farklı olarak erkeklere eşit hisse verilmiştir. 1878’de Osmanlı Devleti parlamentosunda Dersaadet ve Vilayet Belediye Kanunu kamusal alanda laikleşmeyi hızlandırmıştır. 1876 Kanun-i Esasisi artık laikliğe adım adım gidişin bir belgesi konumundadır. Meclis-i Mebusan’da Gayrimüslim üyeler de yer aldılar. O dönemlerde %20 gibi bir oranı taşıyan Gayrimüslimler parlamentoda yer aldılar. 1908’de ise aile hukukunun ilk adımları atıldı.

 

           ATATÜRK DÖNEMİNDE LAİKLİĞE DOĞRU ATILAN ADIMLAR

  1. Mahmut döneminde şeyhülislam devlet protokolünden çıkarıldı. Şeyhülislamların memur gibi maaşlı çalışmasına karar verildi. İkinci Meşrutiyet ilan edildikten sonra Batıcılık ve Milliyetçilik fikirleri doğdu. Bu durum laikliğin kapılarını daha da açıyordu.

Mustafa Kemal Paşa Türk toplumunu siyasi, sosyal, ekonomik ve toplumsal alanlarda çağdaşlaştırmayı hedefliyordu. Mustafa Kemal Paşa millet ve devlet işlerinin, hukukun, eğitimin akla yatkın çağdaşlıkta bilime ve çağın gerekliliklerine uygun olarak şekillenmesini istedi. Devlet yönetimini dar, bağnaz, hurafelerden uzak tutmuş bazı dini yorumlamaları isteyerek laiklik ilkesini benimsemiştir. Amasya Genelgesi’nde, Erzurum Kongresi’nde, 1921-1924 anayasalarında laikliğin asıl temeli olan milli irade ve millet egemenliği kavramlarına yer vermeyi ihmal etmemiştir. Teşkilat-ı Esasiye Kanununda egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu belirtilmiş ve padişahlık makamının olmayacağı millete bildirilmiştir. 29 Nisan 1920 döneminde asker kaçaklarını engellemek ve doğrudan doğruya devlete karşı yapılan isyanlara karşı Hıyanet-i Vataniye Kanunu çıkarıldı. Bu kanunla birlikte dinin siyasi amaçlarla kullanılması engellendi. Buna bağlı olarak 1926’da ceza yasaları çıkarıldı ve bu suçlar artık cezaya bağlandı. 1 Kasım 1922’de saltanat kaldırıldı artık ülkede tek söz sahibi TBMM oldu. 3 Mart 1924’te dış ülkelerde Tanrı olarak anlaşılan ve tanrısal bir kurum haline gelen halifelik kaldırıldı. Şer-iye ve Evkaf vekaleti kaldırıldı yerine Diyanet İşleri kuruldu, Tevhid-i Tedrisat Kanunu çıkarılarak eğitimde  bugün hala ayrılmaya çalışılan birlik sağlandı. 10 Nisan 1928’de devletin dini İslam’dır ibaresi kaldırıldı çünkü din ve dini düşünce Allah ile kul arasındaki bir meseledir. Kimsenin dini düşünce ve davranışlarına devlet dahi olsa karışamaz. Kimse kimsenin Müslüman olup olmadığıyla ilgilenemez. 5 Şubat 1937’de anayasaya devletin laik olduğuyla ilgili madde eklendi. Laiklik Türk toplumunu kısıtlı ve kapalı kapanlardan doğrudan kurtarmıştır. Bakınız dinden kurtarmıştır demiyorum kapalı kapanlardan kurtarmıştır diyorum. Bugün millete sormadan millet adına karar veren ve Atatürk’ün kurduğu kurumda çalışıp halkın ödediği vergilerden maaş alanlar halk adına konuşmaya ve hüküm vermeye başladılar. Atatürk ümmet olmanın dışında millet olmayı hedefledi ki Osmanlı Devleti döneminde halka millet gözüyle değil de ümmet gözüyle bakılıyordu ve buna göre muamele ediliyordu.

 

Doğulu toplumlarda geri kalmışlık, bağnazlık ve bahsettiğim kapana kısılma mevcuttu ama bizler Doğu’dan kurtulduğumuz gibi tamamıyla Batı’ya dönmedik bunu bu şekilde anlayıp yorumlamak lazım. Atatürkçü bir düşüncede düşünce, bilim, sanat ve gündelik yaşam laik olmak zorundadır. Akıl özgür olmalı ve kapana kısılmamalıdır. Atatürk bu meseleyle ilgili; “Din, bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye muhalif değiliz. Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyoruz; kaste ve fiile dayanan taassupkar hareketlerden sakınıyoruz. Gericilere asla fırsat vermeyeceğiz.” demektedir. Büyük Atatürk’e göre din önemlidir ve gereklidir. “Din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz milletlerin devamına imkân yoktur. Yalnız şurası var ki din, Allah ile kul arasındaki bağlılıktır.Demiştir.

Bugün bilinmelidir ki Atatürk’e edilen dolaylı ya da dolaysız her hakaret asılsızdır ve bir takım cahilce zihniyetlerden çıkmıştır. Atatürk’ün aziz vatanımız ve Türk milleti adına yaptıkları açıktır ve bariz bellidir. Onun ismi 21. Yüzyılda dahi Dünya devletlerince biliniyor ve saygı duyuluyorsa oturup düşünmek ve idrak etmek lazımdır. Evet düşünmek diyorum, bazı kafaların yapamayacağı bir işlev. Şayet düşünmek yetmez okumak da lazım. Onu okuyacağız ve üzerine düşüneceğiz. Osmanlı Devleti Aliyyesi’nin başarılı bir askeri ve eşsiz devlet adamı Atatürk’ün adı öyle şanlıdır ki onun şanlılığı Türk olmasındandır. Siz küçük kafalar onun üzerinden hesaplar yaptıkça bizler onunla ilgili daha fazla yazıp daha fazla konuşacağız. Onun kurduğu bu şanlı ve son Türk devletinde onun evladı olarak elime kalemimi aldığımda adını haykırarak yazmak ve onun izinde “Ne mutlu Türk’üm!” diyebilmek boynumun borcudur. Zira Atatürk okunmadan tartışılmayacak bir liderdi. Kaldı ki bizler onun neferi olarak bu cehaletin ve cehaletin yarattığı bilgi kaosunun daima karşısında olacağız.

 

       Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın…

 

 

 

      UMUT MERİÇ BERBEROĞLU

KAVRAM OLARAK LAİKLİK… UMUT MERİÇ BERBEROĞLU BAKIŞ AÇISIYLA






Bizi Takip Edin
Giriş Yap

Deniz Kartalı ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!