1. Haberler
  2. Bizim Denizler
  3. KUMPANYA… KAPTAN ULUÇ HANHAN KURGULADI

KUMPANYA… KAPTAN ULUÇ HANHAN KURGULADI

Figen sabah saatlerinde çalan telefonunu zorlukla açabildi. Akşamdan kalmaydı, ağzında ekşimsi bir tat, dağınık saçları, çapaklı gözleri yumuk yumuktu. Başındaki hafif ağrıya rağmen kalkarak İzmir Körfezine bakan odanın camını açıverdi. Arayan Güney Kaptan'dı. - Günaydın Figen - Günaydın Süvari Bey. Kargalar kahvaltısını etti mi? - İzmir Valisi bile kalktı kızım. Nerede söndürdün feneri sen yine? - Sana ne? Söndürdük bir yerlerde işte. - Neyse boş ver şimdi. Sana güzel bir haberim var. - Yoksa kumpanya başlıyor mu? - Tam isabet, üstüne bastın kaldır ayağını. Baksana öğleden sonra saat üçte Alsancak Sirena’da buluşuyoruz. Hee Sami de gelecek, ona göre, iş ciddi. - Tamam Güney Kaptan görüşürüz o halde.

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

“Sokakta yürüdüğünde hem erkeklerin hem de kadınların bakışlarını üzerinde hissederdi”

Figen ile Sami’nin arası biraz limoniydi. Son işte onu 10.000 TL çarpmıştı. Belki bu sefer uyanık olur, onu telafi ederim diye düşündü Figen. Aslında Figen bu tür işleri bırakmak istiyordu. Ama para da tatlıydı doğrusu. Şöyle kendi potansiyelini daha iyi kullanacağı bir iş hayal ediyordu. Sarışın, ela gözlü, balık etli, orta boylu, sevimli bir kızdı. Yanağındaki gamzeler hemen göze çarpardı. Harika bir ses tonu olan kız, yanı başından kitapları ayırmazdı. Sokakta yürüdüğünde hem erkeklerin hem de kadınların bakışlarını üzerinde hissederdi.

Güney Kaptan ile Sığacık’ta bir tekne turunda tanışmışlardı. O zaman Güney, tur teknesinde kaptandı. Aralarında duygusal bir bağ yoktu. Zaman zaman kaptanın hesabına çalışırdı. Kaptan bu hoş kadını gizliden gizliye seviyor, onun hep yanında bir yerlerde olmasını istiyordu. Haklıydı da. Kız çok çekiciydi. Ama çekicilik tek başına yeterli olur muydu onu bilemiyordu.

 

Güney Kaptan eskiden kosterlerde çalışmıştı. Ancak denize alışamamıştı. Daha doğrusu yasadışı işlere bulaşınca gemilerden uzak duruyordu. Sami onun Kapılar’dan arkadaşı idi. O, bir zamanlar bu semtte bulunan pavyonlarda garsonluk yapmıştı. Zaten tanışıklıkları “Broadway” adlı mekâna kadar uzanırdı. Zaman zaman iş için buluşur, sonra herkes kendi yoluna giderdi. Bugün de böyle bir gündü. Güney mutat olduğu üzere Sami’yi aradı ve öğleden sonra Sirena’ya davet etti. Üçlünün buluşmasına az kalmıştı. O saatlerde İzmir sıcaktan kavruluyordu.

Figen duşunu aldıktan sonra, kendine çok yakışan kırmızı mini eteğini ve siyah dekolte bluzunu giydi. Siyah çanta ve siyah yüksek topuklu ayakkabıları ile kıyafetini tamamladı. Hafif bir yaz akşamı makyajını yapmayı ihmal etmedi. Lobide onun görenlerin az daha gözleri çıkacaktı. Otelin köşesindeki demode kafede hafif bir şeyler yiyip içti, sonra kuaföre doğru seyirtti. İzmir’in nemli imbatı saçlarını uçuşturuyordu. Üçlü saat üçte Sirena’da buluştu. Biraz geç gelen Figen kuaför sonrası bir içim su olmuştu. Alımlı kız mekâna girince tüm gözler ona çevriliverdi. Güney ve Sami masalarına doğru gelen Figen’i karşılamak için heyecanla ayağa kalktılar. Figen’in gülmeye alışık yüzü yine canlandı. Masaya ulaştığında Güney onun elini reveransla öptü. Sami ise elini  sıkmayı tercih etti. İçerisi içki, çerez , tütün ve parfüm kokuyordu. Nedense bu koku kısa bir süre sonra insanı rahatsız etmezdi.  Fonda hafif bir müzik vardı.  Figen içinden bunun son iş olması için dua ediyordu. Son işte bir hayli zor anlar yaşamışlardı. Söze Güney girdi.

Bu gömleği nereden buldun?

  • Merhaba dostlar, hoş geldiniz! Sizinle tekrar buluşmak ne güzel! Figen yine etrafı yakıyorsun.

Figen gülümseyerek bir baş işareti yaptı.

Sami’ye “bu gömleği nereden buldun?” diye sordu.

Sami gülümsedi. Sami’nin bir zaafı vardı. Nerede ilginç bir gömlek görse onu hemen satın alır giyerdi. Genelde zayıf vücuduna bu gömlekler bol gelirdi. Ama olsun, o kendine yakıştırırdı.

-Elimde ciddi bir teklif var. Bana bir hayli kârlı göründü. Onu sizinle paylaşmak istiyorum.

Figen sefer nereye? diye sordu. Sami de “inşallah İzmir’e uzak bir yer değildir” dedi.

Güney, Yunan balıkçıların taktığı siyah Kaptan şapkasını başından çıkardı ve siyaha boyanmış sakallarını okşayarak ,

-“Sefer, Didim’e” dedi.

Figen “tam da deniz mevsimi. Altınkum’u özlemiştim, benim yeni bikinilere ihtiyacım olacak” diye karşılık verdi.

Sami  “iyi bari İzmir’den uzak değilmiş diye ilave etti.

İkisinin olumlu yaklaşımı bu seferin yapılacağına işaret ediyordu. Kaptanı severlerdi, kaptan da neşelendi. Hep beraber içkilerin tokuşturdular. Bu anlaşmanın yapıldığına işaretti. Hep böyle yaparlardı. Biraz sonra Güney sözlerine şöyle devam etti.

  • Didim ‘in merkezinde bir aylığına bir ofis tuttum, tabelası asıldı bile. Ayrıca ofis mobilyaları vb. oraya ulaştı. Biz gelmeden her şey hazır olacak. Didim’de askerlik arkadaşım var, o bu işleri organize edecek. Biz de onun tuttuğu yazlıkta kalacağız bu sürede.

Sami sözü aldı:

  • Güney Ağabey, ben bu sefer ikinci Kaptan olmak istiyorum, hani geçen sefer bana söz vermiştin.
  • Hatırlamaz mıyım? O apoletler sana kurban olsun. Üniforman, şapkan, kemerin, apoletlerin hepsi hazır. O iş kolay.

Sami bu yanıttan hoşnuttu. Çocukluğunda izlediği TRT’de yayınlanan Captain Onedin dizisindeki Bay Baines gibi olacaktı demek ki.

Güney Kaptan her ikisine dönerek bir Süvari edasıyla “kumanda bende, her şey yolunda, seferimiz bir ay sürecek, size iki gün süre. İki gün sonra demir alıyoruz. Hazırlıklarınızı yapınız.” Dedi. Güney kaptanı gören onu bir balina avlama gemisinin kaptanı sanırdı. Hatta geminin adı “Moby Dick “ olmalıydı.

“Yine herkes kendi yoluna gitti”

Figen ve Sami aynı anda “Baş üstüne Süvari Bey” dediler. Sonra hep beraber gülüştüler.  Her üçü de garsonun getirdiği soğuk içkiyle dolu bardaklarını havaya kaldırdılar ve “Didim’e” diye tokuşturdular. Mekândan çıktıklarında imbat iyice mayna etmişti. Biraz yürüdükten sonra, iki gün sonra buluşmak üzere ayrıldılar, yine herkes kendi yoluna gitti.

Yolculuk günü kaptanın arabası otelin önünde durduğunda Figen henüz aşağıda yoktu. Güney önce Sami’yi Basmane’den almıştı. Beş dakika sonra Figen otelin kapısında bitiverdi ve yanında iki küçük bavul vardı. Sami önce arka sağ kapıyı açtı, Figen’ buyur etti, sonra bavulları bagaja koydu.

Beyaz denizci üniformasını, apolet ve şapkasını görünce onları iyice inceledi

Birkaç saat sonra Didim’e ulaştılar, doğruca ofise gittiler. Ofis üç katlı bir binanın giriş katındaydı. Güneşle dosttu. Girişte bir salon ve yan yana iki oda bulunuyordu. Figen’in kullanacağı cam masa salonda yerini almıştı; salonda bunların yanında birkaç kanepe ve gemi söküm tesislerinden alınma gemi eskileri vardı ve pek havalıydı. Figen’in cam masası denizci ülkelerin küçük bayrakları ile doluydu. Salonun tavanı a’dan z’ye alay sancakları ile süslenmişti. Salonun duvarlarında büyük yolcu gemilerinin, yük gemilerinin, büyük yatların  ve hatta Titanic’in bile büyük boy resimleri vardı. Fondaki hafif müzik insanları rahatlatıyordu. İki odadan biri, kaptana aitti. Kaptan odasına girdiğinde giysilerini masanın yanındaki sandalyenin üzerine koydu ve masasına geçip piposunu yaktı. Duvarlar yine resimler ile doluydu. Bu odanın önemli aksesuarı ise bir dümen dolabı idi. Sami ise kendi odasına geçip cılız vücudu için ısmarlanmış beyaz denizci üniformasını, apolet ve şapkasını görünce onları iyice inceledi ve çok hoşuna gitti.

Üçü de yanında getirdikleri bazı özel dekorları odalarına koydular. Daha önceden kentte dağıtılan ilanlar sayesinde açılış günü olan ertesi gün için enerji toplamaları gerekiyordu. Akşam fazla geç kalmadan yazlığa gittiler.

Heyecandan sabah çabuk oldu, erkenden ofise geldiler ne de olsa ilk günleri idi. İyi bir başlangıç her şeye değerdi. Sami herkese hafif bir kahvaltı hazırladı. Saat 9 civarında telefonlar çalmaya başladı. Herkes ilk telefona kulak kesildi. Arayan çevre köylerden birinde yaşayan bir amcaydı. Şuh sesli Figen, Amca ile konuşarak onu ofise davet etti. Adam da kabul ederek telefonu kapattı. Bu ilk telefon kutlanmaya değerdi. Figen açılış gününe özel olarak, mini bir etek ve derin dekolteli bir bluz tercih etmişti. Lisedeki tiyatro kolundaki günlerini hatırlayarak şuh bir çalışan rolüne hemen bürünüvermişti. Sami ise üniformasını giymiş, ortalıkta caka satıyordu. Bu arada esnaf komşular da hayırlı olsuna geldiler.

Güney Kaptan da hazırdı, piposunu yakmış, bir yandan siyah boyalı sakallarını okşuyor, bir yandan da önündeki ajandaya bir şeyler yazıyordu.  Odası ile 2. Kaptanın odası arasında telefon bağlantısı vardı. Müşterinin gözünü boyamak için ara sıra 2. Kaptanı arardı. Ona genellikle gemi ismi ve limanda olacağı zamanı vb. sorardı. Sami bazen kaptanın yanına girer bilgiler verirdi. Müşteri bu iki üniformalı arasında kalır, hangisine bakacağını şaşırırdı. Arada denizci dilinde sözlük parçaladıklarında müşterinin gözleri büyür, doğru yere gelmişim diye sevinirdi.

Bir süre sonra kapının zili çaldı. Gelen ilk müşteri olmalıydı. Kapıdakiler Figen’in biraz önce konuştuğu kişi ve altı arkadaşıydı. İlk kuşlar kafesteydi. Figen’i gören her biri ona hayran hayran bakıyor, gözlerini ondan alamıyorlardı. Figen onları salona aldı, bir şeyler ikram etti ve kısaca yurtdışında dolar kazanacaklarına gemiler hakkında bilgiler verdi. Tabii kayıt ücretlerini de açıkladı. Adamlar Figen’e mi, duvardaki resimlere mi, deniz eskilerine mi baksınlar şaşırdılar. Ama hallerinden memnundular. On beş dakika sonra müşteriler kaptana havale edildi. Artık karşılarında bir gemi kaptanı vardı. Güney davudi sesiyle onlara hitap etti. Süslü cümlelerle onların akıllarının başından aldı, ikna gücü kuvvetli idi. Daha sonra muhasebeye yani Sami’nin yanına geçtiler. Sami nakit çalışırdı. İşlemler yapıldıktan sonra ilk müşteriler yolcu edildi. Onlar da mutlu bir şekilde evlerinin yolunu tuttular. Artık yolda dolarların hayalini kuruyorlardı.

“Arabadaki radyoda Pamela Spence’den İstanbul çalıyordu”

O ilk müşterilerin ardından ofis iş için gelenlerle dolmaya başladı. İşler açılmıştı bir kere. Bugün yarın derken bir ay içinde 800’e yakın kişinin kaydını yapıp parasını almışlardı. Kayıt olanlar birkaç gün sonra tekrar geliyor ve ofisi kontrol ediyorlardı. Üçlünün orada olduğunu gördüklerinde de gönülleri ferahlıyordu. Bir ayın sonunda bir pazartesi günü hepsine söz verildi. Bunun öncesi Pazar günü pılıyı  pırtıyı toplayıp üçlü Didim’den ayrıldı. İlk mola yerinde paraları paylaştılar ve İzmir’in yolunu tuttular. Arabadaki radyoda Pamela Spence’den İstanbul çalıyordu.

 

Uluç HANHAN/ www.uluchanhan.com

KUMPANYA… KAPTAN ULUÇ HANHAN KURGULADI
0







Bizi Takip Edin
Giriş Yap

Deniz Kartalı ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!