1. Haberler
  2. AÇIK DENIZ
  3. ŞEYH SAİT İSYANI VE CEHALET ÜZERİNE… UMUT MERİÇ BERBEROĞLU YAZDI

ŞEYH SAİT İSYANI VE CEHALET ÜZERİNE… UMUT MERİÇ BERBEROĞLU YAZDI

Türk Dil Kurumuna göre 'Cahil' kelimesi öğrenim görmemiş, bilgisiz, belli bir konuda yeterli bilgisi olmayan kişiler için kullanılmaktadır. Cehalet ise cahilden gelen bilgisizlik anlamındadır. Cahil adam cehaleti yayar. Cehalette cahiller; bilmez, neyi bilmediğini bilemez, bilmediği konular hakkında fikir sahibi olur. 21. yüzyıla kadar cehalet vardı, cehaletin türleri vardı. İslam öncesi dönemlerde “Cahiliye Devri” denen bir devir vardı bu devirde insanlar yeniliklere kapalıydı, yeni fikirleri kabul etmiyorlardı ve genellikle kız çocukları toprağa gömülüyordu. Biz halk olarak 21. yüzyılda da maalesef bu devirle karşı karşıyayız. Cehaletin diğer mikrobik vakalardan farklı ilacı kimyasal değildir. Bir kısım yazarlar tabi buna bizler de dahiliz, cehaletin ilacını hastaya sunarlar hastanın bünyesi eğer bilgiyi kabul ediyorsa bunu alır yok eğer kabul etmiyorsa kabul etmez. Bunların ilacı kitaptır.

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Bu cehalet düzeyinin örneğine hiçbir devirde rastlayamazsınız

Gelişen dünyada ve çağımızda artık röportajlar dışarı taşındı halk fikirlerini söylemeye başladı, konuşmaya başladı. Konuşmanın neresi zararlı? Konuşmak zararlı değil aksine her insanın fikri vardır ve bu fikrini söylemek zorundadır. Fikri olmayan düşüncesi olmayan insan odundan farksızdır. Gelgelelim bizim zamanımızda 2005 ve sonrası dönemlere kadar insanlar “Bilmiyorum” kelimesini kullanıyorlardı. Evet evet, eskiden bilmiyorum diye bir kelime vardı ve çok kullanışlıydı. Şimdiye baktığımızda herkes her şeyin farkında ve herkes her şeyi çok iyi biliyor. Bu cehalet düzeyinin örneğine hiçbir devirde rastlayamazsınız. Sözüm ona kamuoyuna mal olmuş bazı kalem tutanlar cehaletin bu rolünü kullanmayı çok iyi biliyorlar. Tıpkı Köstebek misali olayların ortasını deliyorlar kapatması ise bize kalıyor. Şimdi size herkesin çok bilmişlik tasladığı ya da biliyor da aslında yanlış biliyor dediğimiz bir olayı anlatacağım: Ülke işgal edilmişti, işgalciler Anadolu’nun dört bir yanında terör estiriyorlardı. Mustafa Kemal Paşa 19 Mayıs 1919’da payitahttan uzaklaştırılmak amacıyla Samsun’a gönderildi. Gazi Paşa Samsun’a çıkarak halkı bilinçlendirdi oradaki isyanı bastırdı. Hasılı sonrası malumunu kongreler, genelgeler yapıldı ve nihayetinde Türk ordusu Milli Mücadele’de, Büyük Taarruz’da Sakarya’da Dumlupınar’da işgalciler alt edildi. Cumhuriyet kuruldu, Saltanat kaldırıldı, yeni Anayasa kabul edildi sonrasında eski vergiler kaldırıldı, Hıyanet-i Vataniye Kanunu çıkarıldı, İstiklal Mahkemeleri kuruldu. Daha sonrasında artık İnkılaplar dönemi başladı; hukuk, eğitim, kılık kıyafet ve birçok alanda köklü değişimler gerçekleşti. Milli Mücadele döneminde ufak çaplı isyanlar vardı onlar alt edildi ama İnkılapların yapıldığı halkın bilinçlenmeye başladığı dönemlerde bu sefer yeni yeni isyanlar patlak vermeye başladı.

Nasturi İsyanı, Şeyh Sait İsyanı, Şemdinli İsyanı…

Nasturi İsyanı, Şeyh Sait İsyanı, Şemdinli İsyanı, Raçkotan ve Yaman İsyanları, Eruhlu Yakup Ağa ve Oğulları ile Pervari İsyanı, Koçuşağı İsyanı, Hakkari İsyanı vb. daha da uzayıp giden toplamı 20’ye dek olan isyanlar 1924-1938 arasında görüldü. Benim de başlık olarak verdiğim “Mikrobus Cehaletus” öyle bir hastalıktır ki delinin biri kuyuya bir taş atar arkasından bütün cehaletus hastalığına yakalanmış olanlar bu taşı yakalamak için denize atlar. Bu hastalığa yakalananların genelde bir ortak özelliği daha vardır ki o da kendilerinin ve çevrelerinin inandığı bir tarih yazmaktadır. Bunlar kendileri yazar kendileri oynar. Bizlerin anlattığı, yazdığı çoğu şeye burun kıvırır ve inanmazlar tezlerimizi bilgisizlikle çürütmeye çalışırlar. Genellikle belge vermeden konuşurlar. Cehaletus hastalığına yakalananlarla tartışmak bazen baş ağrısına ve çeşitli kalp rahatsızlıklarına neden olabilir bu yüzden uzak durmak gerekir. Biz yine bilgimizi bugün vereceğiz herkes kendi payına düşeni elbet alacak: Şeyh Sait isyanının organizatörü 1923 yılında kurulmuş Azadi Teşkilatı’dır. İsyanın elebaşı olan Sait elebaşları olarak biliniyordu. Şeyh Sait 1925 yılında yaptıkları kongrelerde Mustafa Kemal Paşa ve Cumhuriyeti kuran ekiple ilgili şu beyannameyi yayınlıyordu; “Kurulduğu günden beri Din-i Mübin-i Ahmedî’nin temellerini yıkmaya çalışan Türkiye Cumhuriyeti Reisi Mustafa Kemal ile arkadaşlarının ahkâmına aykırı hareket ederek Allah ve Peygamberi inkâr ettikleri ve Halife-i İslâmı sürdükleri için gayr-i meşru olan bu idarenin yıkılmasının bütün İslâmlar üzerine farz olduğu, Cumhuriyetin başında olanların mal ve canlarının Şeriat-i Garrâ-i Muhammediyye’ye göre helal olduğu ilan olunur.” İsyancılar Allah ve dini kullanarak halkın kanına girmeye çalışıyorlardı. 17 Kasım 1924’te Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kurulduğunda parti tüzüğünden liberal ve dini bir çizgide olduğu bariz görülüyordu. Mustafa Kemal Paşa bu isyanı partiyle ilişkilendiriyordu.

Parti, dinsel düşünce ve inançlara saygılıdır sözlerini ilke edinip bayrak gibi kullanan kişilerden iyi niyet beklenebilir mi?

Bu konuyu Nutuk eserinde; “Parti, dinsel düşünce ve inançlara saygılıdır sözlerini ilke edinip bayrak gibi kullanan kişilerden iyi niyet beklenebilir mi? Cumhuriyetçi ve ilerici oldukları sanısını vermek isteyenlerin yine bu bayrakla ortaya atılmaları, dinsel bağnazlığı coşturarak ulusu, Cumhuriyete, ilerleşmeye ve yenileşmeye karşı kışkırtmak değimliydi? Bakınız Baylar! Bu ilkeye bağlı olanlardan birinin çok zaman önce yani 10 Mart 1923 günü aşılmış Cebran’lı Kürt Halit Bey’e yazdığı mektuptaki şu cümlelere: “Müslümanlık dünyasının kalımlı olmasını sağlayan ilkelere saldırıyorlar. Bu konudaki açıklamalarınızı arkadaşlara da okudum. Hepsinin çabasını arttırdı. Batılılaşmak, tarihimizi, uygarlığımızı yitirmeyi” zorunlu kılar… “Halifeliği yıkamak din işlerine karışmayan bir hükümet kurmayı düşünmek; bunlar Müslümanlığın geleceğini tehlikeye atacak etmenleri yaratmaktan başka bir sonuç veremez.” Şeklinde eleştiriyordu. Başbakan Fethi Okyar isyanın temelinin hilafet ve şeriatçılık olduğunu, dini bir propaganda ile şeriatın geri getirilmeye çalışıldığını söylüyordu. İsyan 13 Şubat 1925’te 6 tane asker kaçağını yakalamakla görevli teğmen Mustafa ve Teğmen Hasan Hüsnü Bey’in komutasındaki Jandarma müfrezesinin  Diyarbakır’ın Eğil nahiyesine bağlı Piran köyünde arama yaparken Şeyh SaİT’in kardeşi Abdurrahim’den kaçakları istemesi üzerine isyancılar müfrezeye ateşle karşılık verdiler. Şeyh, 16 Şubat’ta Darahni’yi basarak valiyi ve yanındaki görevlileri esir aldı.

Diğer aşiretlerin de desteği geldikten sonra Maden, Siverek ve Ergani’yi ele geçirdi. Kazım Karabekir Paşa hükümetin Doğu illeri siyasetini ve isyanı bastırmasını savunmuştur. Meclis tartışmalarından sonra Fethi Bey görevinden istifa etti yerine İsmet İnönü Paşa bir hükümet kurdu. Birilerinin bugün Gazi Paşa üzerinden İsmet Paşa’ya salyalarını akıtarak saldırmaları, Paşa’nın Takrir-i Sukün kanunuyla ilgilidir. Ayrıca İstiklal Mahkemeleri kurulmuştur. Şeyh SaİT ve avaneleri üzerine gönderilen ordu isyanı bastırdı. 15 Nisan 1925’te İsyancılar İstiklal Mahkemelerinde yargılandılar. Şeyh Sait isyandan bir süre sonra yargılandı ve sorgulandı.

 

Mahkeme Başkanı: Niye İsyan ettiniz?

İsyancının cevabı: Medreselerde Fıkıh okudum Şeriat hükümleri uygulanmazsa kıyam vaciptir. Kaza ve Kader beni buraya sevk etti. Binaenaleyh şeriatımız yolunda ölürsek dinsiz gitmeyiz!

Mahkeme Başkanı: Yunan ordusu İslamiyet’in merkezini ayaklar altına almışken cihadın farzlarını niye yerine getirmediniz?

Cevap: O zaman muhacir ve perişan haldeydik.

  1. Başk: Din hükümlerinin zedelendiğini söylerken neyi kast ettiniz?

Cevap: İçki yasağı kaldırıldı.

  1. Başk: Peki hükümetin din karşıtı olduğunu nereden çıkardınız?

Cevap: Gazetelerden, dergilerden, gelen tüccar ve mebuslardan

  1. Başk: Hangi Gazetelerden

Cevap: Seblürreşad, Tevhid- Efkar (Dönemin Cumhuriyet karşıtı gazetelerdir.)

  1. Başk: Din kalktı diyorsun! Namazını kılmıyor muydun?, Camilerde ezan okunmuyor muydu?

Cevap: Evet, ibadetime kimse karışmıyor, her isteyen namaz kılabiliyor ve Camilerde ezan okunuyor. Fena yaptık! Bundan sonra daha iyi olur inşallah

25 Şubat’ta bu isyan Mecliste tekrar görüşüldü. Kazım Karabekir Paşa sıkıyönetimi uygun bulduklarını belirtti. “Efendiler dini araç yaparak milli varlığı tehlikeye atanlar lanetle anılmalıdır. Bu hareket vatana ihanettir” dedi. Ardından oylama ile sıkıyönetim ilan edilerek Hıyanet-i Vataniye Kanununa şu madde eklendi: “Dini veya dinin kutsal kavramlarını siyasi amaçlara esas ya da alet etmek için dernekler kurulması yasaktır. Bu tür dernekleri kuranlar ya da bu derneklere girenler vatan haini sayılırlar. Dini ya da dinin kutsal kavramlarını alet ederek devletin şeklini değiştirmek ve başkalaştırmak ya da devletin güvenini bozmak veya dini ya da dinin kutsal kavramlarını alet ederek her ne surette olursa olsun halk arasına bozgunculuk ve ayrımcılık sokmak için gerek tek başına gerek toplu olarak sözle ya da yazı ile ya da fiilen ya da nutuk söyleyerek ya da yayın yaparak harekette bulunanlar da ‘vatan haini’ sayılırlar.” Buradan da anlaşılıyor ki dini meseleleri siyasete alet etmek Vatan Hainliği suçudur. Ve ne 21. Yüzyılda ne de geçmiş dönemlerde devlete ihanet edenler papatyalarla karşılanmadılar. Atatürk: “Vatana ihanetin nedeni değil er ya da geç bedeli olur demiştir.” Vatanına ve devletine ihanet edenlerin isimleri oraya buraya verilmeye layık değildir. Bir ismin sokağa veya bulvara verilmesine şaşırmıyorum çünkü dört ayaklı evlatların yeri sıcak yuvalar bazı iki ayaklı KÖPEKLERİN layık olduğu yer ise sokaklardır.

Bugün Milli Mücadeleyi veren ve Cumhuriyetimizi bize bahşeden isyancıları bir böcek gibi ezen başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını saygıyla anıyorum

 

1)AYBARS, Ergün, İstiklâl Mahkemeleri, Cilt I-II, Dokuz Eylül Üniversitesi Yayınları, İzmir 1988.
2) CEBESOY, Ali Fuat, Siyasi Hatıralar, Cilt II, Doğan Kardeş Yayınları, İstanbul 1960.3) GOLOĞLU, Mahmut, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi, C. I, Devrimler ve Tepkileri (1924-1930), Goloğlu Yayınları, Ankara 1972
4) Metin Toker, Şeyh Sait ve İsyanı, Ankara, 1994, s. 18, 22, 96-100, 129

5) TBMM Zabıt Ceridesi,
Devre II, C.14, 25 Şubat 1925, s. 306- 311

ŞEYH SAİT İSYANI VE CEHALET ÜZERİNE… UMUT MERİÇ BERBEROĞLU YAZDI






Giriş Yap

Deniz Kartalı ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!