1. Haberler
  2. Genel
  3. YOLCU GEMİSİNDE YOLCU OLMAK!..KAPTAN TALİP ÖZCENGİZ’DEN YAŞAM NOTLARI

YOLCU GEMİSİNDE YOLCU OLMAK!..KAPTAN TALİP ÖZCENGİZ’DEN YAŞAM NOTLARI

ANILAR DİYARINDA, BİR DENİZ MASALI YAŞAMAYA GİDECEĞİZ, SİZLE BERABER! Karantina günlerindeyiz. Gözle görülmeyen bir virüs dünyada 1,5 milyon insanın canını aldı ve almaya devam ediyor. İzin alarak gelebildiğim ofisimizin penceresinden, PİRE Limanı'nın boşta kalan bütün rıhtımlarını doldurmuş denizaşırı yolcu gemilerinin hüzünlü manzarasına dalıp gittiğim bir sırada kapı çaldı. “Kırk yıllık hatırı bitmiş kahvesini tazelemeye gelmiş” çok değerli bir dostum, Fizyoterapist Efstratios Skotiniyadis eşikte duruyordu. Aristo’dan, yaşadığımız günlere çok uygun bir sözü ile güzel bir sohbet başlattı aramızda. “Sabır acıdır, meyvesi tatlıdır.” Kahvelerimizi yudumlarken, ne olacak bu gemilerin hali çok yazık oluyor şeklindeki sohbetimize, Brezilya’lı yazar Paulo Coelho’nun “Bir tekne limanda emniyettedir ama teknenin amacı bu değildir” sözleri damgasını vurdu. Kahveler ile birlikte üzerimize çökmüş karamsar hava artık iyice dağılmışken telefon çaldı. Milano’da yaşayan, yine çok eski bir ortak dostumuz yelkenci Renay Kurban hattın ucundaydı. Sanki sohbetimizi duymuş gibi o da bize ilk öğretmen Yunan filozof Aristo’ya üstadı Platon’dan miras kalmış şu sözlerini bir kere daha hatırlattı. Dünyada üç tip insan vardır. Canlılar, ölüler ve denize açılanlar!

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

TOPLAM DEĞERİ 167MİLYAR DOLAR OLAN 483 TANE DEV YOLCU GEMİSİ İŞSSİZ !

Evet yanlış duymadınız. Bugün itibariyle değeri 167 milyar dolar olan 483 adet dev yolcu gemisi dünya limanlarda tam 10 aydır işsiz yatıyor ve daha ne kadar yatacağı da belli değil. Yüzbinlerce çalışanın işsiz kaldığı senelik takribi 30milyar dolarlık bir kaybın olduğu bu denizaşırı turistik yolcu taşımacılığı sektörü maalesef korkunç bir yıkıma uğradı ve uğramaya devam ediyor. Telafisi pek mümkün olmayan bu kayıplar birçok şirketin iflasına sebep olacak gibi gözüküyor. Allah hepsinin yardımcısı olsun. Bu karantina günlerinde üzerimize serilen ölü toprağını hep birlikte üzerimizden atacağız. Yeter ki, yaşanan kayıplar, mali kayıplar olsun sadece. Yeri doldurulabilir şeyler bunlar. Her zaman her ortamda kendime söylediğim şu söz, iş hayatımda bana her defasında çok iyi gelmiştir. Sizinle de burada paylaşayım. Size de iyi gelsin inşallah.

“Ümidin hariç her şeyini kaybedebilirsin, sana bir zararı olmaz”

(Bu arada, şu karantina sözcüğü nereden geliyor acaba? Bilmeyenler ve merak edenler için kısa bir bilgi verelim. 14. Yüzyılda dünyayı kasıp kavuran veba salgınına karşı Venedik Devleti, limana gelen gemileri kırk gün beklettikten sonra-eğer gemide hastalık görülmediyse- limana yanaşmasına izin veriyordu. Venedikçe kırk demek olan “cuaranta-kuaranta” bilahare İtalyancaya kırk kelimesinin karşılığı “quarantina-kuarantina” olarak geçmiştir. Oradan da okunduğu şekli ile yani “karantina” olarak Türkçeye girmiştir.)

 İKİ GÖZÜM

İki gözüm

Gelirse gelir

Dört gözle bekleme hiçbir şeyi*

Artık anılar diyarında bir deniz masalını yaşamaya gitme zamanımız geldi değerli dostlar. Daha önceki yazımızda bildiğiniz üzere yük gemisinde yolcu olmayı denemiştik. Şimdi kahvemizden bir yudum alarak, yine denizci ağzıyla “başı kıçı belli” rahat ve mükellef bir yolculuğa çıkmak üzere bavulumuzu hazırlayalım. Bu seferin olmazsa olmazı, gözlerinin içine bakmaktan yorulmayacağınız bir eş, bir de takım elbise kravat. Yine unutulmaz anılar ile dolu eski jurnallerin tozlu raflarına müraacat etmiş olsak dahi, bu karantina günlerinde -artık askıya alınmış- böyle ihtişamlı ve konforlu bir yolculuğa çıkmaya kimsenin itiraz edeceğini sanmıyorum. Hele bu seyahat, zamanının en büyük yolcu gemisiyle olacaksa sevgili eşim Asuman Özcengiz’in beni ikna etmesi uzun sürmemişti.

Sırf keyifmiş dediler inanmadım
Canın yanmamışsa işe yaramaz melhem
Gidip bir görmek şart oldu
Madem deniz çağırmış emir büyük yerden

Deniz ben seni fırtınalarınla sevdim
Sende esas sevdiğim hüzünlü ve zor yüzün
Ama bu sefer küçük ve yaramaz bir çocuk gibi
Koynunda şımarmak istedim*

Haydi bakalım, şimdi kendimizi şımartmaya ve bir masalı yaşamaya gidiyoruz!

Güneş Prensesi…Bekle Bizi Geliyoruz!

8 Şubat 1998, sıcak bir cumartesi günü New York aktarmalı uçağımız gemiye bineceğimiz Florida’nın Fort. Lauderdale şehrine doğru alçalmaya başladığında artık iyiden iyiye sabırsızlanmaya başlamıştık. Dile kolay, bugüne kadar inşa edilmiş en büyük ve en lüks yolcu gemisi SUN PRINCESS ile rüya gibi bir seyahate çıkacaktık. Uçağımız genelde işadamları ve turistlerle tıklım tıklım doluydu. Birkaç sıra önümüzdeki koltuklarda oturan aşırı kilolu bir kadınla elinde sondasını taşıyan adam dışında Amerikalıların bizim dolmuşlara biner gibi bindikleri sıradan küçük bir dahili hat seferiydi. Adamın sesinin ayarı yoktu ve arada dikkat çekici bir şekilde homurdanıp durmaktaydı. Ağzından dökülen anlaşılmaz sözlere karısı olduğunu tahmin ettiğimiz kadın aldırmaz gibi gözüküyordu.

Hayat zor ve her şey insanlar içindi. Biz yapacağımız bu muhteşem yolculuğun veresiye keyfini yaşamaya başlamışken bu insanlar kim bilir hangi sebepten bu zor şartlarda uçak seyahatini göze almış ve kim bilir nereye gidiyorlardı. Belki tedaviye belki de akrabalarının yanına gitmekteydiler. İnsan gerçekten her zaman ve her koşulda şükretmeyi bilmeli ve başkalarının başına gelen bütün iyi ve kötü şeylerin bir gün kendi başına da gelebileceği gerçeğini hiçbir zaman aklında çıkarmamalıydı. Böylelikle hayat daha anlamlı, daha keyifli ve daha kolay olmaz mıydı acaba ?

DEĞSİN

Dal budak sar

Neye değerse değsin elin

Değsin

Yaşadığına değsin

Ellerinin damarları

Bir ağacın dallarına benzesin zamanla

Durup dururken

Şelaleler aksın yüreğinden bir çiçek yüzünden

Değsin

Yaşadığına değsin

Orman olsun sana

Geçtiğin bütün yollar

Değsin

Yaşadığına değsin

Sevdir kendini bugüne

İlk ve son sevgilin senin

Bir gözün karada olsun

Bir gözün denizde

İki gözüm

Fırtınalardan korkma diyorum yani

Değsin

Yaşadığına değsin

Sevin sevinebildiğin kadar yaşadığına

Dal budak sar

Neye değerse değsin elin

Zengin Amerikalıların yazlığı Florida da en güzel aylar aralık, ocak ve şubattır. Bizdeki yaz aylarında “Karayip Denizi” adalarında “hurricane”(tropikal fırtına) mevsimidir ve bu bölge dayanılmaz sıcak ve nemli olup ani fırtınalara gebedir. Hem memleketimize göre kışın ortasında yazı yaşamak keyfi için hem de bu bölgede en güzel havaların şubat ayında olması sebebiyle bu seyahate “high season” yani  “sezonda” çıkmaya karar vermiştik ama 14 Şubat Valentine’s Day-Sevgililer Günü’nün SUN PRINCESS gemisinde National Holiday yani “Milli Bayram” olduğunu nereden bilebilirdik ki!? AŞK GEMİSİ İÇİNDE AŞIKLAR GÜNÜ! Hadi buyrun, sigaralarınızı buradan yakın bakalım! Bugüne kadar hayatımızda görmediğimiz ve muhtemelen hayatımızın geri kalanında da göremeyeceğimiz kadar kırmızı kalplerle dolu bir gündü. Sadece bir gün ve gece için gemide yapılan bu kadar değişiklik ne zaman olmuştu anlamak mümkün değildi. Komodorun bütün birbirini sevenleri geminin güvertesinde “tekrar” evlendirdiği ve kırmızı kurdelalı sertifika ile belgelediği gündü o. (Princess Cruise gibi deniz aşırı yolcu taşıyan köklü firmalarda şirketin en eski ve en tecrübeli kaptanı bütün gemi kaptanlarının üstünde sembolik bir üst rütbe ile komodor olarak tayin edilir(miş). Bu komodor seferimizde bizim gemideydi. Devlet Başkanları emin olun yanlarında sönük kalır.) Gün boyu geminin her yerinde canlı latin müzik yapan küçük gruplar eşliğinde, kalplerle süslü aşıklar günü kokteylleri içilmiş, onlarca değişik kalp şeklinde çeşit çeşit pastalar, çörekler servis yapılmış, muhteşem öğlen ve akşam yemeklerinde aşıklar menüleri yenilmiş ve içilmişti. Bütün masalar kırmızı güllerle donatılmış, masa örtüleri, servisler, peçeteler, lambalar, avizeler, perdeler, şapkalar, sayısız kırmızı kalp şeklinde balonlar ve konfetiler ile süslenmişti. Geminin baş tarafındaki tiyatroda gösteriler, şarkılar ve danslar hep aşk ve aşıklar üzerineydi. Geminin ana salonlarında beyaz ve siyah kuyruklu piyanolarda aşk şarkıları çalınmıştı. Gemideki bütün bar ve gece kulüplerinde canlı müzik ve dans vardı. Kamaranıza yatmaya geldiğinizde kamarotunuzun kar gibi bembeyaz kuştüyü yastığınızın üzerine itina ile bıraktığı uçları birbirine bitişik kırmızı kalp şeklinde ve üzerinde Good Night and Happy Valentine “İyi Geceler ve Aşıklar Gününüz Kutlu Olsun” notu iliştirilmiş iki küçük yaldızlı çikolata ile gece ve gündüz birbirine karışmıştı.

Gemiye katılacağımız rıhtıma geldiğimizde muhteşem organizasyon ilk sinyallerini vermeye başlamıştı. Göz kamaştıran beyaz denizci üniformaları içerisinde inanılmaz doğallıkta ve güler yüzlü gemi görevlileri, bavullarımızı daha biz taksiden inerken tekerlekli arabalara yüklemiş ve rıhtımda kurulmuş en az on kişinin çalıştığı bir resepsiyona olan tahmini elli metrelik bir mesafeyi, uzun zamandır görüşmemiş eski dostlarıymış gibi koyu bir sohbete girerek bizle beraber yürümüşlerdi. Bu yolculukta sizin özel olduğunuzu hissettirme gayreti içinde oldukları ve bunun için First Impression First touch- “İlk İzlenim” eğitimi aldıklarını sonradan öğrendik. Eğer bu ilk izlenim kötü olursa sonraki günlerde sizi etkilemek için 880 kişilik mürettebatı ile 350 milyon dolarlık Güneş Prensesi’nin bile sönük ve yetersiz kalacağını çok iyi bildikleri her hallerinden belli oluyordu. Son derece dikkatli ve kibar birkaç formalite ve imzadan sonra gemide kullanacağımız üzerinde gemi resmi ve isimlerimizin yazılı olduğu kimlik kartlarını teslim aldık. Bu kartın kimlik kartı, gemi kredi kartı, gemiye giriş-çıkış kartı ve aynı zamanda kamara anahtarı olduğunu, seyahat boyunca gemide ve indiğimiz limanlarda başka bir resmi evrak taşımamız gerekmediğini hayretle öğrendik. Demek ki “Güneş Prensesi” misafiri olmak doğal güzellikleri ile zengin ama ekonomik olarak son derece fakir Orta Amerika ülkelerinde pasaport yerine geçiyordu!? Bavullarımız aynı uçaklarda olduğu gibi, elektronik tanıma sistemi ile işaretlenmiş ve kamaramızın önünde elinde hoş geldin kokteylleri ile bizi bekleyen Filipinli kamarotumuzla beraber bize sürpriz yapmıştı! Pırıl pırıl kıyafetleri içerisinde son derece nazik ve akıcı bir İngilizce ile kamaramızın tanıtımını yaptı. Kamara kapısı yanındaki posta kutusu içerisinde gemiyi tanıtan broşür ve gemi günlük gazetesi duruyordu! Bu vesile ile gemide 3152 kişi için günlük gazete basan ufak bir matbaa olduğunu hayretler içerisinde öğrenmiş olduk. Arada yapılan kısa anonslar ile geminin kalkış saatini bildirip tüm yolculara hoş geldiniz ve iyi yolculuklar temenni ediliyordu.

Seyahatimizin en anlamlı şokunu, uçakta gördüğümüz tekerlekli sandalyesinde bir elinde sondasını ve diğer elinde hoş geldin kokteylini tutan adam ve yanındaki aşırı kilolu kadını gördüğümüzde yaşadığımızı belirtmeliyim…

Ama önce bizim “Güneş Prensesini” biraz tanıyalım !

-Geminin adı SUN PRINCESS
-İnşa yılı ve yer 1995, Fincantieri, Monfalcone- ITALY
-Gross tonu 77441 mton
-Tam boyu 261.3 metre
-Eni 32.2 metre.
-Yolcu kamarası 1011 adet.
-Yolcu kapasitesi 2272 kişi.
-Mürettebat 880 kişi.
-Sürat saatte 22 deniz mili.
-İnşa edildiği tarihte DÜNYANIN EN BÜYÜK YOLCU GEMİSİ.
-3 futbol sahası uzunluğunda.
-2 havuz, 4 spa.
-Dünyaca ünlü 30 sanatçının çalışmalarıyla eski Roma tarzında dekore edilmiş.
-15. yüzyılda yaşamış İtalyan ressam Botticelli etkisinde stilize edilmiş.
-8. güvertede ilk Roma imparatorluğundan kalma tarihi mozaikler sergilenmekte.
-Antika koleksiyonu müze klasında ve değeri 2,5 milyon dolar.
-Sadece gümüşleri parlatmak için 8 mürettebat.
-Okyanusa bakan 14. güvertedeki emsalsiz jimnastik salonu, geminin baca boşluğunun 
içinde(!) basketbol, voleybol, badmington ve duvar tenisi oynama imkanı.


-Mücevher mağazaları, butikler, alışveriş merkezi.

-5 adet bar, 2 piyano bar.
-5 adet kahvaltı ve yemek salonu.
-Kumarhane, gece klübü, kütüphane, çocuk kulübü, kuaför, terzi, müzik dinleme ve

  oyun salonu, 2000 kişilik kabare tiyatro, yüzme havuzları, sauna, masaj, su terapisi.

-İçinde yoğun bakım ünitesi olan küçük bir hastane.
-Yedi günlük bir seferde takribi 80-85 ton civarında yiyecek ikmali yapılmakta olup bazı

  kalemlerin “günlük” sarfiyatları ise aşağıdaki gibidir.

-Balık 550 kilo.
-Çeşitli et 2150 kilo.
-Un 650 kilo.
-Meyve 2430 kilo.
-Sebze 1050 kilo.
-Kahve 1000 litre.
-Günlük yıkanan tabak 50 bin adet.
-Günlük yıkanan bardak 17 bin adet.

Gemide yolcular için “mutfak gezisi turu” düzenlendiğini ve bu turda
merakımdan gruptan kopup geminin mutfağında kaybolduğumu söylesem abarttığımı düşüneceksiniz ancak nasıl uçlarda dolaştığımızı gösteren çok güzel bir örnektir.

Gemimizin ilk uğrak limanı Bahama Adalarının kuzey batısında Princess Key adında küçücük bir adaydı. Takribi yarım mil açıkta demirleyen gemimizin bordasından hidrolik kollarla üç dakika içinde küçük bir geminin yanaşabileceği bir iskele açılmıştı. Bağlı olduğu mataforalardan (Matafora: Filikaları askıda taşıyan vinçler) sadece doksan saniyede saatte 30 deniz mili sürat yapan 200 kişilik kapalı filikalar denize inivermişti.

Karaya çıkmak isteyen 1000 civarı yolcu takribi 20 dakika içinde sahile çıkarılmıştı bile. Demirledikten yarım saat sonra Karayiplerin turkuaz renkli muhteşem denizini kucaklamış ve artık hayatımızın geri kalanında orada yaşamaya kesin kararımızı(!) vermiştik bile… Bundan sonra rotamız yemyeşil ormanlarıyla ve masmavi deniziyle “regi” müzik efsanesi Bob Marley’in memleketi Jamaika’nın Ocho Rios limanı, resiflerinde kıyılmış kalamarlarla ellerimizle beslediğimiz, insana alışmış stingray “dev vatoslar” ülkesi Cayman adalar grubundan Grand Cayman adası, bugün Meksika toprakları olan ve bir avuç İspanyol tarafından yok edilen koskoca Aztek medeniyetinin kilometrelerce cennet kumsallara sahip dünyada başka hiçbir yerde olmayan  renkteki denizi ve mercan resifleriyle dalış cenneti Yucatanlı Cozumel! Yüzbinlerce yıl önce uzaydan gelen bir meteorun açtıgı bir kratere dolan okyanus sularının yarattığı, korsanlarıyla meşhur Karayip adalarında yaşayan yerli halkın yüzyıllardır muz yiyemediğini, turizm ve şeker kamışından yapılan efsanevi gemici içkisi rom dışında tek gelir kaynağı olan muz ve hindistan cevizinin tamamını ihraç etmek zorunda olduklarını, bir plantasyon gezisinde Afrika göçmeni yerli halkın kendi ağzından büyük bir üzüntüyle duyduk. (Bir an için muzdan da hindistan cevizinden de ölesiye nefret ettik ama masal gemisine dönünce, her şeyi unuttuk gittik, yine, her şey gibi, her şey de olduğu gibi…)

Gemimiz Ft.Laudardale Florida’ya dönüş seyrine başladığında karışık duygular içerisindeydim. Vücuduna yapışık kan kırmızı dekolte elbisesiyle gece kulübünde tekerlekli sandalyedeki adamın karşısında dans eden aşırı kilolu kadın ve gözlerini ondan ayırmadan vücudu ile ileri geri sallanan adam gözümün önümden bir türlü gitmiyordu. Yaşları 80-90 civarında bembeyaz saçlı “meleklerin” rüya gibi salsa yaptıkları o gece, yaşama ve hayata dair beynime küçük küçük dev notlar aldım. Sevdiğinle beraber her koşulda yaşamak ve beraber yaşlanmak kadar güzel bir şey yok diye düşündüm. Bütün olumsuzluklara ve zorluklara göğüs germek, her şeye rağmen pes etmemek ve mücadele etmek! Hayatı anlamlı kılan bu mücadele değil mi zaten? Bu zorluklarla yaşarken arada bir durup soluklanmak ve her koşulda kendisine değer verildiğini bilmek insanlara şüphesiz büyük bir güç ve yaşama sevinci verecektir diye düşündüm. Bu hissi bende ve benden bin kat daha fazla yarattığını düşündüğüm tekerlekli sandalyesindeki hasta adam ve onunla bu zor yaşamı paylaşan o kadın için; bir yolcu gemisinin 261 metre boyunca ve 14 güvertesindeki sayısız noktaya kimseye ihtiyaç duymadan tekerlekli sandalye ile gidilebilmesini sağlayan, ekolojik olarak bir avuç suda bile kirlilik yaratmayacak şekilde tasarımı için onlarca milyon dolarlar harcanmış “ince zeka” yüksek teknoloji ürünü Güneş Prensesi’ne, gerçekten bir teşekkür etmek gerekiyordu.

 Güneş Prensesi
Başka prenseslere benzemiyorsun sen
Zarafetin kendinden
Bilgeliğin denizden*

Bu vesile ile dünyanın en büyük denizcilik şirketlerinden biri olan İngiliz P&O şirketine bağlı Princess Cruise Line’ın kuruluşundan günümüze kadar ki gelişimini anlatan, çok pahalı olduğu için satıldığı bankonun önünden defalarca geçip gitmeme rağmen bir türlü “battı balık yan gider” deyip de alamadığım, ama daha sonra sevgili eşim tarafından sevgililer günü hediyesi olarak kamaramızda bulduğum bu muhteşem kitaptan bazı alıntılar yapmak istiyorum. Soluk almadan okuduğum bu kitapta hayatta hiçbir şeyin tesadüf olmadığını, yüzlerce yıllık bir şirketin, nesiller boyu kazanılan bilgi ve tecrübeler ile bugünlere nasıl geldiğine şahit oldum.

P&O firmasının kuruluş tarihi en eski buharlı gemilerin denizlerde dolaşmaya başladığı zamana rastlar. 1837 yılında ilk taşıma kontratını alan 166 yıllık firma şu an tartışmasız dünyanın en büyük denizcilik şirketidir. Londra’nın kenar mahallelerinde 10 yaşında balık
ayıklayarak hayatını kazanmaya başlayan ARTHUR ANDERSON gönüllü olarak gittiği donanma gemilerinde denize sevdalanmış ve dönüşünde ortağı Brodie McGhie Willcox ile karaya oturmuş küçük bir gemiyi onararak İngiltere’nin Dover limanından Portekiz’e ilk seferlerini gerçekleştirmişlerdir.

Kraliçe Victoria döneminde Akdeniz ve Mısır’a gemi yolculuğu çok heyecan vericiydi. 1844 başlarında P&O okyanus aşırı yolcu taşımacılığını başlattı. Bu yıllarda sağlıklarına kavuşması için hastalara gemi yolculuğu önerilmeye başlandı. Bir yüzyıl sonra şirketin ihtişamlı bembeyaz lüks yolcu gemilerinde seyahat etmek büyük bir ayrıcalıktı. 150 yıl boyunca Britanya denizciliğinin efsanevi merkezi Leadenhall caddesindeki ofisinde hizmet veren P&O bugün 79-Pall Mall in London’s West End’dedir.

Ve yine geldik bir Kahve Molası’nın daha sonuna. Bu yolculuk; seyirde en üst güvertesinde güneşi batırdığım anlar haricinde bende MAALESEF “DENİZDE YOLCULUK ETKİSİ YARATMAMIŞ” ve çoğunlukla “LÜKS BİR OTELDE KONAKLAMA” hissi yaşatmıştır. Ancak, adı gibi gerçekten bir prenses edasında denizde süzülen bu dev masal gemisinde; insan ve çevre bilincinin birleşerek ulaştığı en uç noktada binbir mükemmel ve çarpıcı detaylarla dolu olması, yoğun ve stresli çalışma ortamlarda çok bunalmış, moral depolamak, rahat bir tatil geçirmek isteyen ve şüphesiz maddi imkanı olan kişilerin denemesi gereken bir tecrübe olabilir diye düşünüyorum. Maddi imkanları elvermediği için böyle bir seyahate çıkamayanlar, sakın üzülmeyiniz, hiç bir şey kaçırmadınız. ÇÜNKÜ DENİZ, SİZE EN YAKIN YERDE KUCAK AÇMIŞ SİZİ BEKLİYOR. GELİNCE, BEN GELDİM DEYİN ONA KENDİ SESİNİZLE YETER…

Koşun bir sahile

DENİZE merhaba deyin
Siz yeter ki hayal edin
Rüzgarlar sizi istediğiniz yere götürecektir
Sakın ha, üzülmeyin!*
                    

Sağlıcakla Kalın!

*Şiirler/Derleyen : Talip Özcengiz, Atina, 27.12.2020

YOLCU GEMİSİNDE YOLCU OLMAK!..KAPTAN TALİP ÖZCENGİZ’DEN YAŞAM NOTLARI
0







Giriş Yap

Deniz Kartalı ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!