1. Haberler
  2. Genel
  3. ASLI VARKEN SAHTESİNİ TÜKETMEK… HALİT KONANÇ BİLGİ BİRİKİMİYLE

ASLI VARKEN SAHTESİNİ TÜKETMEK… HALİT KONANÇ BİLGİ BİRİKİMİYLE

Kendimi okyanus bilimcisi yerine koymadan ve akademik literatüre takılmadan... Hani nasıl desem ki? sıradan insanların anlayacağı dille bir şeyler yazmanın doğru olduğunu düşünenlerdenim... Sosyalist bir dünya görüşüne sahip aynı zamanda Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde öğretim üyeliği de yapan ve 2008 yılında yitirdiğimiz Prof. Dr. Sadun Aren’e göre, “Kapitalizm gezegende ortak kullanılması gerekenleri metalaştırarak kullandıran bir sistemdir.” Sadun Aren hocaya göre; “Sistem doğanın kendi koşullarında insan müdahalesi olmaksızın ürettiği her şeyi değersizleştiriyor. Onların doğal olmayanını, yapay olanlarının üretilmesi ve kullanılması için her şeyi deniyor.”

featured
Google'da Abone Ol
1
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

19’ncu yüzyılın başlarında feodalizmin doğurduğu kapitalizm; doğallığa müdahale bağlamında 20’nci yüz yılda gezegenin gırtlağını sıkarak bu günlere geldi. Sistem; 1970’lerin sonunda küresel sermaye düzenine dönüşerek vahşiliğin pabucunu dama atarcasına yarına/geleceğe erme dâhilinde devam ediyor. Hal böyle olunca bilimsel verileri ve bilimcilerin önerilerini ticarileştirerek gezegenin asli kaynaklarının ekosistemlerini yerle bir ederek adeta küresel tsunamiye neden oluyor.Sucul dünyayı tehdit eden nedenler; dünyamız üzerinde oluşan ve küresel ölçekte insanlığın geleceğini de karamsarlığa iteleyen üç temel tehlikenin kökeni de kapitalizmin doğurduğu sonuçlardır.

A)Küresel ısınma.

  1. B) Okyanuslardaki genel kirlilik ile son dönemlerde yoğunlaşan plastik atık kirliliği.
  2. C) Endüstriyel balıkçı filosunun vahşi avcılığıdır.

Özetle;

  1. A) Küresel ısınmada baş sorumlu karbondioksit oranının artmasıdır. Karbondioksit artımına endüstriyel işlemler, ulaşım, fosil yakıt kullanımı, ısıtma ve soğutma, elektrik kullanımı gibi faaliyetlerin toplamı yüksek oranda enerji tüketir ve karbondioksit emisyonunu artırır.

Okyanuslarda suda çözünme ve fitoplankton tarafından absorbe edilme, sonra da planktonun deniz dibine çökmesiyle atmosferden çekilmekte ise de, bu mekanizmaların kapasitesinin üzerinde karbondioksit salımı, dünyamız üzerinde sera etkisi yaratmaktadır. Ayrıca deniz suyunun aşırı karbondioksit yüzünden asitleşmesi okyanus ekolojisi, mercanlar, kabuklular ve yumuşakçalar açısından da ciddi bir yaşamsal problem doğurmaktadır.

B) 18. yüzyılın ikinci yarısından itibaren dünyamız bir sanayi devrimi sürecine giriş yaptı.

Bunun sonucunda hava-su-toprak bütünselliği kirlilik olayıyla tanışmış oldu. Özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısında küresel ölçekte okyanuslar çok yönlü kirletici ajanlar nedeniyle yoğun şekilde ekolojik erozyona maruz kalma sürecini yaşamaya başladı.

Sanayi, kimyasal, biyolojik, tarımsal, evsel vb. atıklar kıyılardan başlayarak okyanusları tüm olumsuzlukları ile etkisi altına altı.

Güncel olarak da okyanuslar plastik kökenli atıklar nedeniyle devasa boyutta mikro plastik ortamına dönüştü.

Okyanusları tehdit eden plastik atık kirliliğinin en olumsuz yanı sucul ortamdaki tüm canlıların yaşamını ve ekosistem sağlığını olumsuz bir şekilde etkilemesidir. Özellikle okyanuslardaki besin zincirinde ilerleyen mikroplastiklere bulaşan sucul canlılar da dolaylı olarak insan sağlığı için risk oluştururlar.

  1. C) Okyanuslardaki yaşam ile ilgili olumsuzluk sürecini asıl tetikleyen gelişme, vahşi avcılığı geleneksel hale dönüştürmesi nedeniyle açık ara endüstriyel ticari balıkçılıktır.

Okyanuslardan milyonlarca balıkçı gemisi her gün yüzbinlerce ton balık avlıyor. Bu devasa filonun %10’na tekabül eden ve gelişmiş teknoloji ile donanımlı endüstriyel balıkçı gemileri ile yapılan avlanma okyanuslardaki balığın handiyse %90’ını avlıyor.

Özellikle trol gemileri ile yapılan avcılık okyanus ekosistemleri ve habitatına en büyük zararı veriyor. Bitkisel yaşamın egemen olduğu 50 metreye kadar ki tabansal ortamdaki milyonlarca hektarlık yaşam alanı yoğun sürütme ağları nedeniyle çöle dönüşüyor. Haliyle sabit yaşayan canlı türleri ile deniz çayırları yok oluyor. Bu nedenle okyanusların sürdürülebilir yaşamına önlem alma zamanı çoktan gelmiş hatta geçmiştir. Okyanusları talan eden bitkisel yaşam alanlarını adeta buldozer gibi yok eden aşırı, zararlı ve kaçak endüstriyel balıkçılık durdurulamadıkça veya endüstriyel balıkçılık av gücünü kabul edilebilir normal seviyesine çekilemediği…

Bu aşırı ve zararlı vahşi avcılığı tetikleyen endüstriyel  akvakültür balıkçılığı disiplin altına alınamadıkça okyanuslarda ekosistemlerin iyileşeceğini ummak tamamen hayaldir. Günümüzde ticari balıkçılığın çok yüksek ekonomik getirisi dâhilinde okyanuslardan alınan büyük balıkların nüfusu 40 – 50 yıl öncesine göre %95 ila %99 azalmıştır. Juvenil (genç) balıkların da 40 – 50 yıl öncesine göre yeterli büyüklüğe  ulaşamadan aşırı zararlı ve kaçak avlanmaya bağlı nüfusu %20’nin altına düşmüş durumdadır.

Bu tehlikeli ve olumsuz gidişata rağmen endüstriyel balıkçılığın doğrudan yarattığı küresel tehlike bilinçli bir şekilde uluslararası ve yerel kuruluşlarca perdelenmekte, buna karşın küresel ısınma ile kirlilik konusu ise ağırlıklı olarak toplumlara yansıtılmaktadır.

İrdelenmesi gereken tablo

Çevreci ve okyanus koruyuculuğuna soyunan sitelerin, kuruluşların  neredeyse tamamı balığın nasıl ve hangi koşullarda avlandığı ile ilgilenmez. İlgilendikleri şey bağış ve katkıda bulunanların yüksek düzeyde deniz ürünleri tüketimidir. Onlardan korunarak sürdürülebilir balıkçılık  sorusunu yanıt ararsanız verebilecekleri bir cevapları da yoktur.

Neden mi?

Çünkü onlar endüstriyel balıkçılığın dümenindeki onlarca küresel, on binlerce yerel şirketin oluşturduğu fonlardan beslenmektedirler.

Bu gerçeği, verileri bilerek veya bilmeden gizleyerek örtbas etmeye çalışanlarla soruna çözüm bulmak olası değildir.

Endüstriyel balıkçılık sistemi nasıl işliyor? Kimler yönetiyor? Uluslararası ve yerel kuruluşlar, çevreci ve okyanus koruyucu STK’lar, vakıflar bu işin neresinde? Bir de ona bakalım.

EARTH IZLAND

Onlarca küresel ve yüzbinlerce endüstriyel balıkçılık şirketlerinin desteği ve katkıları ile kurulmuş dünyanın en büyük sürdürülebilir balıkçılık sertifikasyonunu organize  eden kuruluştur. Balıkçılık endüstrisinde en büyük pazar payına sahip Unilever ve Mitsibushi’nin en büyük  kurucu ve destekçisi olduğu kuruluş yüz milyarlarca doların kazanıldığı pazarda sadece sertifika dağıtımından yılda 30  milyar dolar civarında kazanç sağlamaktadır.

DOLFHIN SAFE

Earth Izland’ın kurduğu dünyanın dört bir yanındaki zengin sofraları, otel, restoran ve marketlere endüstriyel balıkçı şirketlerince üretilen konserve vb. su ürünlerine sürdürülebilir yunus dostu (!) güvenli gıda sertifikası veren kuruluştur.

PLASTIC POLLUTİON CORALİTİON

Earth Izland’ın kurduğu ve finanse ettiği kuruluşun amacı; tüketiciyi endüstriyel ticari balıkçılığın üretimlerini  kullanmaya teşvik etmektir. Sözde kâr amacı gütmeyen bir kuruluştur. Birçok ülkede faaliyet gösteren yine sözde kâr amacı gütmeyen yüzlerce çevreci kuruluşa; okyanus koruyucu, kirliliğe ve küresel iklim karşıtı vb. kampanya katılımcılarına fonlar aracılığı ile destek vermektedir. Endüstriyel balıkçı şirketlerinin katkıları ile  oluşturulan uluslararası fonlardan destek alan dünyanın en büyük çevreci diğer gurupları ise:

Surfrider, Marine, Sierra clap, MSC, Just one Ocean, Ocean Conservancy… gibi kuruluşlardır.

Bu gurupların internet sitelerinde web sayfalarında; plastik kullanım karşıtı yazılar, etkinlik ve kampanya duyuruları handiyse %90 civarındadır. Sanayi, biyolojik, kimyasal atıklar ve küresel iklim krizi vb. yazıların tamamı ise %10 civarındadır. Yukarıda belirtilen kuruluşların okyanuslardaki canlı kaynaklar için asıl tehlikenin endüstriyel ticari balıkçılığın vahşi avcılığı olduğuna dair bir paragraflık yazısını dahi bulamazsınız.

Endüstriyel  balıkçılık sektörünün okyanuslarda neden olduğu sorunlara AB (Avrupa Birliği), FAO (Dünya Tarım ve Gıda Örgütü), ICCAT (Atlantik Ton Balığının Korunması Uluslararası Konvansiyonu), GFCM (Akdeniz Genel Balıkçılık Komisyonu), NEAFC (Kuzeydoğu Atlantik Balıkçılık Konvansiyonu) vb. uluslararası kuruluşlar adeta “görmemiş, duymamış ve söylememiş” üç maymun duruşu sergilemekteler. Okyanusların, özellikle kıyıların korunması için küçük ölçekli balıkçılığın himaye edilmesi ile endüstriyel balıkçı filosunun azaltılmasına dair yaptırım içermeyen önerilerde bulunmanın ötesinde adımlar atmıyor veya atamıyorlar!

Bu gelişme çerçevesinde küresel ve yerel endüstriyel ticari balıkçı şirketleri bildiğini okumaya devam ediyorlar. Bu vurdumduymazlık, umursamazlık ve pişkinlik nereye kadar devam edebilir? Korkulan okyanus ve balıkçılık uzmanlarının 2050 yılına varmadan denizlerde ticari açıdan avlanacak balık kalmayacağı yönündeki bilimsel tahminleridir.

Sonrası mı?

Yandı gülüm keten helvası.

Deniz Emekçisi-Aktivist

Halit Konanç

ASLI VARKEN SAHTESİNİ TÜKETMEK… HALİT KONANÇ BİLGİ BİRİKİMİYLE
1







Giriş Yap

Deniz Kartalı ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!