
İstanbul Boğazı (tarihi ismiyle Bosporus) iki kıtayı ayırdığı için dünyanın en yoğun deniz trafiğine sahne olurken aynı zamanda deniz ekosistemi için çok önemli bir su yolu. 18 milyon insanın yaşadığı İstanbul’un Avrupa ve Anadolu yakası olarak ikiye bölen İstanbul Boğazı, tuzluluk ve sıcaklık gibi farklı özellikleri bulunan Karadeniz ile Marmara Denizi arasındaki tek bağlantı olduğu için pek çok canlı türünün göç yolunda bulunuyor. Tuzluluk oranı binde 17 olan Karadeniz ile binde 35 tuzluluk oranı olan Marmara Denizi’ni yüzey ve dip akıntılarıyla birbirine bağlayan İstanbul Boğazı’nda genel olarak Akdeniz iklimi görüldüğü için deniz sıcaklığı ile hava sıcaklığı aynı seviyelerde seyrediyor. Tuna, Dinyeper, Don başta olmak üzere pek çok nehir ile beslenen Karadeniz’den Marmara Denizi’ne, yılda 660 milyar metreküp su hızı saatte 7 knot’a(13 km) ulaşan akıntıyla İstanbul Boğazı aracılığıyla dökülüyor. Marmara Denizi’ne göre 40 cm daha yüksekte olduğu yıl boyu eksilmeyen akıntı, pek çok balık türünün de göç etmesine imkan sağlıyor. Büyük gırgır tekneleri Beykoz-Sarıyer açıklarındaki bölgede en az 24 metre derinliğe ağlarını atarken, pek çok sivil toplum örgütünün tepkisini çekiyor.

Balık eskisi kadar bol değil
Özellikle sosyal medyada teknelerin yoğunlukla bulunduğu fotoğrafların paylaşıldığı görülürken, İstanbul Boğazı’nda sadece küçük ölçekli balıkçılığa izin verilmesi için kampanyalar sürüyor. WWF Türkiye Yönetim Kurulu ve Kurucu üyesi Nergis Yazgan, 70 yıldır yaşadığı İstanbul Boğazı kenarında endüstriyel balıkçılığın artık balık stoklarını tehlikeye düşürdüğünü belirtti.

Yazgan, “Çocukluğundan beri denize girerek saatlerce yüzen, deniz çayırlarının arasında iskorpit, lipsoz ve kırlangıç balıklarını izleyen bir İstanbul tutkunuyum. Eskiden torik akını olduğunda balıkçıların çabasını ve boğazın üstünün nasıl ışıldadığını görerek yaşadım. Fakat yakın geçmişte büyük balıkçı teknesine verilen kontrolsüz yetki bize ‘bu kadar balık stoku var mı ki’ diye düşündürüyor. Av kapasitesi kontrolsüz şekilde artarken aşırı avcılık dramatik bir biyoçeşitlilik kaybına neden oluyor. Dünya ‘sürdürebilirlik’ kavramını uygularken balıkçılığın sürdürülebilirliği en fazla çaba göstermemiz gereken konuların başında gelmeli. Denizlerimizde aşırı avcılık çok ciddi bir problem ama İstanbul Boğazındaki durum ise çok vahim. Dünyanın en dar ve doğal su yolu olan boğazda, yüksek av kapasiteli gırgır tekneleriyle avcılık yapılması kabul edilemez. Gırgır teknelerinin dip dibe avcılık yapmaları insanı kahrediyor. Bırakın balıklar buradan geçsin üresin ve diğer denizlerimizin can suyu olsunlar. İstanbul Boğazı büyük ölçekli balıkçılığa kapatılmalı ve küçük ölçekli balıkçılar desteklenmeli” dedi.

“Büyük tekneler açık denizlere yönlendirilmeli”
Deniz biyoloğu ve balık araştırmacısı Mert Gökalp ise, İstanbul’da yaşayanların insanın balıkla iletişiminin 10 bin yıl öncesine kadar indiğini ve denizin sunduğu bereketin şehri cazip hale getirdiğini vurguladı. Gökalp, “Bazı balıkçı teknelerinin boyları 30 metre ve kilometrelerce uzanan ağları var. Hatta 50 metrenin üstünde açık denizde av yapabilecek özellikler barındıran gemilerde İstanbul Boğazı’nda zaman zaman görülüyor. Üzerlerinde gelişmiş sonarlar ve balık bulucular bulunan adeta yüzer fabrika gibi denizi tarayan bu gemiler büyük miktarda avcılık yapıyor. Suyun altındaki balığın boyu, miktarı ve türü gibi tüm detayları ölçen cihazlarla donatılmış gemiler avlanıyor. İki deniz arasında biyolojik yolculuk yapan balığın, 1 km genişliğindeki kanaldan geçerken 30-40 metre boyunda güçlü cihazlarla kendilerini bekleyen gemilerin arasından geçmesi çok zor. Yüksek av kapasitesindeki bu gemilerin Karadeniz, Marmara Denizi ve boğazlarda avlanması balık stoklarını tehdit ediyor. İç deniz olan Akdeniz’de bile avlanmaması gereken bu gemilerin açık denizlere yönlendirilmesi gerekli.” dedi.

Büyük balıkçı teknelerinin ideal üreme boyu 27 cm üstü olarak kabul edilen lüferin küçük boyda avladığını vurgulayan Gökalp, “Lüfer aslında 30 cm’den büyük balığa denir. Bunun altında alacağınız tüm lüfer türleri bebektir yani üreme olgunluğuna erişmemiştir. Yasal avlanma boyu olan 18 cm lüferin soyunu korumaz. Geçen yıllarda hiç bulunmayan lüferin bol olmasının en büyük nedeni müsilaj nedeniyle büyük balıkçının avlanmaması. Balık üreyebildi ve göç edebildi.” diye konuştu.




















