ERKEK EGEMEN POPÜLER DENİZ KÜLTÜRÜNÜN EN MEŞHUR EFSANEVİ YARATIKLARI ..
Dünyanın çeşitli coğrafyalarında ve değişik kültürlerinde DENİZ KIZI’na rastlanıyor. Denizler ve okyanuslar dışında nehirler, göller buna dahildir. Milattan önce 5000’li yıllardan günümüze kadar gelen, belden aşağısı tek kuyruklu veya çift kuyruklu balık formunda, üstü çıplak, küçük göğüslü, uzun dalgalı saçlı, ‘yahu keşke aşağıya kadar böyle devam etseymiş iyi olurmuş be’ diye düşündüğümüz deniz kızlarının nefes almak için sudan çıkarken başlarına yosunlar dolanmış ‘DENİZ İNEKLERİ’ olduğunu biliyor muydunuz?

Hadi bana inanmakta güçlük çektiniz diyelim. O zaman Kristof Kolomb’a sorun. Çünkü hayalleri ilk kırılan odur. (Sütyen veya büstiyer gibi şeyler takmış olanları dahil yüzlerce hatta binlerce binlerce deniz kızı görseli vardır. Bu konuda hayal gücünün sınırı yoktur)
KİMİ YER KİMİ SEVER HESAP SORAMAZSINIZ ONLAR DENİZ KIZI
DENİZ KIZI; kadının cazibesinin insanı felakete sürüklemesi üzerine denizciler tarafından kurgulanmış sayısız hikayeden oluşur. Aylarca değil, yıllarca süren bitmek bilmez seferlerin gece nöbetlerinde açlık ve susuzluktan halüsinasyon (varsanı) gören gemicilerin, fırtınalı havalarda rüzgarın uğultusunu güzel sesli kadınların şarkılarına benzetmesi, daha iyi duymak için ona doğru yaklaşmaları, maalesef yorgun ve bitkin bedenlerinin uykusuzluğa yenilmesi, kayalıklara çarparak parçalanan gemilerden mucizevi olarak sağ kalmış ama aklını yitirmiş olanlarının artık gemilerde iş bulamadıkları için liman meyhanelerinde rom şişeleri arasında anlattıkları hayal mahsulü hikayelerden ibarettir. Kimi DENİZ KIZLARI denizcileri yer. Kimi iyi kalpli olan DENİZ KIZLARI ise fırtınada gemisi batmış olan gemicileri kurtarmak ister. Onları iyileştirmek için suyun altındaki yuvalarına taşır fakat suyun altında nefes alamadıklarını bilmedikleri için sonuç değişmez. Hepsi boğulur. Neticede bu deniz kızlarının iyisi de kötüsü de, denizciler için aynı kötü son ile biten hazin bir hikayedir.
İLK DENİZ KIZI MI?
Bizi endişeye boğan çığlıklarını duyduğumuz ambulans, itfaiye ve polis arabalarının düdüklerine sirenadı verilmesi görüldüğü üzere tesadüf değildir. (İçimizi bir endişe kapladığında bilim adamlarına kulak verelim her zaman. Onlar duyduğumuz endişelerin onda dokuzunun asılsız olduğunu söylüyorlar) Bilinen ilk Deniz Kızı hikâyesi M.Ö. 1000 yıllarında Asur medeniyetinden çıkmıştır.

Asur kraliçesi Semiramis’in annesi Atargatis, ölümlü bir çobana aşık olan ölümsüz bir tanrıçadır. (Yunan mitlerinde Asur’lu Atargatis Derketo olarak geçer.) Aşık olduğu genç çoban ölür. Acısına dayanamaz ve bir balığa dönüşmek için bir göle atlar. Suyun sihirli gücü ona suyun içinde nefes alma özelliği verir ve bir balık gibi yüzebilsin diye de belden aşağısını balık formuna sokar. Sirenler veya Deniz Kızları, denizcilere şarkılar söyleyip onları isteyerek veya istemeden büyüler ve denize düşmelerine sebep olurlar. Bazı deniz kızları boğulma tehlikesi geçiren erkekleri kurtaran iyi kalpli deniz canlıları olarak tasvir edilir. Masallarıyla tanıdığımız Andersen’in Küçük Deniz Kızı masalında sevgi galip gelir ve Deniz Kızı sevdiği prens ile beraber olabilmek için hayatına insan olarak devam eder.

Yunan mitolojisinde sirenler deniz kızları ile birleştirilmiş ve birçok kültüre de zaman içinde bu şekilde aktarılmıştır. İngiliz kültüründe uğursuzluk getirdiğine inanılır ve felaket habercisi sayılır.(Bu kültürde deniz erkekleri de vardır ama konumuz dışındadır ve zaten cazip bir tarafı da yoktur.) Denizden ne çıkarsa yiyen “suşici” Japon kültüründe deniz kızı eti yiyenlerin ölümsüz olacağına inanılması sizce de çok normal değil mi? (Tam burada ben biraz güldüm siz de gülerseniz sevinirim.) Deniz Kızları’na benzeyen başka bir efsanevi yaratık ise “hiç yaşlanmayan genç ve güzel” su perileri olarak bilinen Nemfler’dir.

Bugünkü Thessaloniki (Selanik) şehrinin hikayesi ise en ilginç ve en popüler olanıdır. Büyük İskender’in kızkardeşi Thessalonike’de (Tesalonike) öldükten sonra bir deniz kızına dönüşür ve Ege Denizi’nde yaşamaya başlar. Karşılaştığı denizcilere şu soruyu sorar:
“KRAL İSKENDER YAŞIYOR MU?”
“YAŞIYOR VE YÖNETİYOR” demeyen denizcileri, bir gorgona dönüşerek gemileri ile beraber yok eder. (Gorgon’lar Yunan mitolojisinin en güçlü ve en meşhur üç canavarıdır. En çok bilineni yılanbaşlı Medusa’dır. Medusa ölümlü diğer ikisi ölümsüzdür)

Kısaca özetlersek; Deniz Kızları, Sirenler ve Su Peri’leri birbirlerinden ayrı olarak anılan efsanevi yaratıklar gibi gözükse de birbirlerinin çeşitli türevleridir. Her kültür kendine göre bir şekil vermiştir. Genel olarak bizim sevdiklerimiz, romantik kalıplar içerisinde kalan ve diğerlerine göre iyi tarafları nispeten daha ağır basan Deniz Kızları’dır diyebiliriz.

Bir KAHVE MOLASI’nın daha sonuna geldik değerli dostlar. Başta da değindiğimiz denizi korumak dediğimiz şey aslında kendimizi korumaktır. Denizlerde ve buna bağlı olarak dünyadaki biyolojik çeşitliliği geri getiremediğimiz takdirde insan ırkının eninde sonunda yok olmaya mahkum olduğu bilimsel bir gerçek. (İnsanoğlu bir şeyi anladı, onu da yanlış anladı. Biyolojik çeşitliliği biyolojik savaş ile karıştırdı, hep beraber ilk denemelerini yaşıyoruz.) Dünya’yı bir kenara bırakın, bütün güneş sistemini yok edecek kadar çok, on binlerce nükleer bombayı birkaç düğmenin ucuna bağlamış insanoğlu geleceği çok da umursamıyor aslında. Biz yine de “elinden geldiğince bir şeyler yapmaya çalışanlardan biri” olma arzumuzu ve gayretimizi bir kenara bırakmayalım, en azından kendi vicdanımız için.

Sonlara yaklaşırken; Deniz Kızları’nın üst kısmı bütün gemicilerin hayallerini süslemeye devam etsin, o konuda bir sıkıntı yok. Fakat şunu unutmayalım, balık şeklinde belden aşağısı en iyi yerli ve milli içkimiz rakıyla gider! Ha bir de, ne olur ne olmaz, denizde olur ya karşınıza bir gün bir “Deniz Kızı” çıkıp; “Kral İskender Yaşıyor mu?” diye sorarsa aman ha, öldü falan demeyin. İçimizde yaşıyor, Allah başımızdan eksik etmesin falan şeklinde tatlı tatlı ve yavaşça topu taca yuvarlayın. Denizciler; şüphesiz her zaman her yerde temkinlidirler ama dünya hali bu, yine de boş bulunmamak lazım. Eskilere her daim kulak verelim. Ne demiş eski kurtlar; “Denizdeyken, ….tünde bile gözün olacak…”

Kulağa biraz masal gibi gelse de değerli dostlar; “İlk Gerçekler” zaman içinde kaybolup gitmemesi için efsanelerin içine “günü gelince çözülmek üzere” itina ile yerleştirilmiştir.

Ve son olarak; “Hoş Geldin Kaptan” diyerek bitiriyoruz kahvemizi…Dikkat edin bakın, her kahvenin son yudumunda hep “ bir şeye” karar verir insan…
HOŞ GELDİN KAPTAN
Duvar duvar akşamın karanlığı
Şehrin ışıklarına kızar
Niye kızar bilinmez
Kızar bazen
Sessiz fırtınalar kopar
Sebepsiz yere
Niye kopar bilinmez
Kopar bazen
Sorumsuz dünya
Niye başladı her şey
Niye bitecek
Kim bilir neden
Kaç sefer oldu
Kaç sefer daha atacaksın
İn artık gemiden
Gözyaşlarından derinleşti denizler
Limana geldiğinde
Ne zaman gittin kimse bilmez
Sokaklar hatırlasın istersin seni
Bir aldıran olmaz
Yetim bir çantadır her şeyi bilen
Sapı ağlamaklı
İçinde birkaç çamaşır bir iki resim
Hoş geldin Kaptan
Sağlıcakla Kalın !

Derleyen/Şiir: Talip Özcengiz, 24.01.2021, Atina



















