Kategoriler : Genel

Hayvanları Koruma Kanunu’nda değişiklik

Önümüzdeki haftalarda TBMM Genel Kurulu’nda görüşülecek olan araştırma komisyonu raporunu, ülkemizde hayvan haklarının geliştirilmesi açısından önemli bir politika belgesi olarak görüyoruz. Bu nedenle de sivil toplum olarak, komisyon toplantı ve çalışmalarına gereken katkıyı sunduk. Olması gerektiği gibi, hayvan hakları için çalışan sivil toplumun aktif katılımı ilkesinin benimsenmiş olması Türkiye açısından umut verici olsa da raporun bütünü düşünüldüğünde, hayvanlara hakları teslim edilmemiş, sadece belli hayvanların hakları olduğu kabul edilmiştir.  Komisyonun kuruluş amacının hayvanlara yönelik şiddetin engellenmesi için önerilerde bulunmak olduğunu hatırlatarak, komisyonun da işaret ettiği gibi hayvanların “duygulu” bireyler olduğunu vurguluyoruz. Hayvanları hem “duygulu” bireyler olarak tanımlayıp hem de kimi hayvanların hakları ve bedenleri üzerinde her türlü tasarruf hakkını kendimizde görmeyi de etik açıdan oldukça sorunlu bulduğumuzu belirtmek istiyoruz.

Yakın bir zamanda Ak Parti tarafından çalışmalarına başlanacak olan, Hayvanları Koruma Kanunu’nun değişikliğine dair yasa teklifinin de bu rapor doğrultusunda, raporda yer alan olumlu öneriler esnetilmeden, hatta hayvanları daha fazla gözetecek şekilde hazırlanması yönündeki beklentimizi vurguluyoruz. Bu beklentimiz karşılanmadığı takdirde, hem komisyonun hem de sivil toplumun yoğun emeği ile şekillenen bu rapor, sadece bir politika belgesi olarak kalacak ve birçok araştırma komisyonu raporu ile aynı kaderi paylaşıp Meclis’in tozlu raflarına kaldırılacaktır. Bunun olmaması için kanun teklifi, asgarî olarak bu raporda yer alan hayvanlar açısından olumlu ve ilerici önerilere riayet edilerek hazırlanmalı ve teklifte yer alacak maddeler TBMM’nin ihtisas komisyonda tartışılırken yine sivil toplumun aktif katılım ilkesi gözetilmelidir. Sivil toplum katılımına dikkat edilmediği, hayvan hakları örgütlerinin taleplerinin karşılanmadığı kanun teklifleri, hayvanları da, onların haklarını da koruyamaz. Bunu daha önceki yasama süreçlerinde defalarca deneyimledik.

Komisyonda; birçok türden farklı hayvanı ve hayvanların haklarını ilgilendiren pek çok konu gündeme gelmiş ve tartışılmıştır. Gündeme gelen bu konulardan, komisyon toplantılarında süre olarak en çok tartışılanları ise faytonlar, avcılık, petshoplar ve “yasaklı ırklar” olarak tanımlanan köpekler olmuştur. Komisyon raporu, hayvanları koruma alanında faaliyet gösteren 300’den fazla sivil toplum örgütünün ortak taleplerinin çoğunu karşılasa da üzülerek belirtmeliyiz ki komisyon, hayvanlar konusunda en can alıcı hak ihlâllerinin, sistematik işkencelerin yaşandığı alanlarda suskun kalmayı tercih etmiş ya da o sektör ve alanlarda hem bedenen hem de mental olarak zarar gören hayvanların haklarını yok saymıştır.

Komisyon, sivil toplumun sokakta yaşayan hayvanlar konusundaki taleplerinin neredeyse tamamını karşılayarak raporuna eklemiştir. Bu önerilerin hayata geçirilmesi konusundaki en önemli engel, bütçenin etkin bir şekilde belirlenmesi, harcanması ve takip edilmesidir. Bu bağlamda bizler de komisyonun, Hayvan Hakları/Refahı Fonu oluşturulması yönündeki tavsiyesinin önemine vurgu yapıyor; devlet ve hükûmetin komisyonun bu önerisinin arkasında durmasını talep ediyoruz.

Komisyon üyeleri ile sivil toplum temsilcileri, komisyon toplantılarında bazı konularda ciddi fikir ayrılıkları yaşamıştır. Bu konuların başında, faytonlarda çalıştırılan atlar gelmektedir. Komisyon, atlı faytonların ulaşım aracı olmaması gerektiğini savunmakta, faytonların sembolik düzeyde, turistik amaçla kullanılmasını önermektedir. Bu da Adalar özelinde, faytonlarda yaşanan hak ihlâllerini engelleme konusunda yetersiz kalacak, hatta atların sayısının düşürülmesinden kaynaklı hak ihlâllerini artıracaktır. Denetim, çözüm olarak sunulsa da 15 senedir sağlanamayan denetimin ne şekilde etkin bir şekilde yapılacağı hâlâ belirsizliğini korumaktadır. Faytonlar olduğu sürece, atlar ölmeye, ölen atların yerine yenileri getirilmeye ve kazalar olmaya devam edeceğini düşünüyoruz. Bu nedenle talebimiz, çağdışılığı ortada olan atlı faytonların, etik gereklilikler göz önünde bulundurularak tamamen kaldırılması, faytonlarda çalıştırılan atların ömürlerinin sonuna kadar korumaya alınması ve adaların doğal yapısına zarar vermeyecek doğa dostu çözümlerin benimsenmesidir.

Bir başka fikir ayrılığı yaşadığımız konu ise avcılık olmuştur. Komisyon toplantılarından biliyoruz ki komisyon üyelerinin büyük bir çoğunluğu avcılığa karşı bir tutuma sahip. Ancak komisyon başkanının, avcılığın sınırlandırılması konusundaki görüşlerini basın ile paylaşmasının ardından, avcılar Türkiye genelinde komisyonu ve üyeleri hedef alan açıklamalar yapmış ve avcılar ile silah üreticilerinden oluşan bir heyet, komisyonda üç saat boyunca dinlenmiştir. Daha önceden, hayvan haklarını savunan 47 STK ve oluşum olarak yayınladığımız ortak bildiride de değindiğimiz üzere, avcılığın hayvanlara yönelik bir cinayet eylemi olduğunu ifade ediyoruz. Komisyonda, kendilerini “milis güç” gibi lanse eden avcılar, avcılığı bir popülasyon kontrolü, spor, hobi veya devlet için gelir kapısı olarak görse de bizler, “yasal” ya da “kaçak” gibi sıfatların avcılık, yani can alma konusunda kullanılamayacağını düşünüyoruz. Avcılığın yasal bir düzlemde gerçekleştirildiği bir ortamda, hayvan haklarından da bahsedilemez. Ayrıca yaban hayatın korunması konusunda genel bir tutum benimserken, ülkemizin birçok yerinde ekolojik yıkım getiren, yaban hayvanlarını zorunlu göçe tâbi tutan ve insan-hayvan çatışmasına yol açan enerji, maden alanlarındaki projelerden hiç bahsedilmemesini de kabul edilemez buluyoruz. Komisyonda hayvan hakları değil, maalesef av ve silah endüstrisinin lobisi ağır basmıştır.

Petshoplarda hayvan satışının yasaklanması da yıllardır ülke gündemini meşgul eden ve her sene hayata geçirileceği yönünde vaatlerde bulunulan başka bir konudur. Komisyon toplantılarında, petshoplarda sadece kedi ve köpeklerin satışının yasaklanması tartışılmıştır. Kuş, balık, tavşan gibi hayvanların seri şekilde üretilmeleri ve hapsedilmeleri komisyonda tartışılmamıştır bile. Hayvanların bir “mal” olarak görülmesi ve satışa çıkarılması, ülkemizde hayvan haklarının geliştirilmesinin önünde en büyük engellerden biridir.

Komisyon, “geleneksel” veya “folklorik” olarak tanımlanan, boğa, deve gibi hayvanların dövüştürülmesini bir hak ihlâli olarak tanımlamış ancak bunların yasaklanmasını önerememiştir. Komisyon toplantısından biliyoruz ki bunda maalesef seçmen kaybetme gibi siyasî kaygılar etkili olmuştur. Hayvanların işkence gördüğü, zorla dövüştürüldüğü, şiddetin “eğlence” olarak pazarlandığı bu istismarı da kabul etmiyoruz. Hayvan istismarının, şiddetin “gelenek” ya da “kültür” olarak görülmesi, hayvanların haklarının esnetilmesi demektir.

Komisyon raporundaki en büyük etik çelişkilerden biri de şudur: Belli hayvanlara hakları teslim edilirken, “damak zevki” gibi şımarıkça nedenler ya da gıda ve tıp endüstrisinin bilimsellikten uzak, “sağlıklı olmak için hayvan yemeliyiz, hayvansal ‘ürün’ tüketmeliyiz” iddiaları sebebiyle, birtakım hayvanların hakları teslim edilmemiştir. Hâlbuki köpek ile koyunun, at ile sığırın, muhabbet kuşu ile tavuğun arasında haklar bağlamında da, hisler bağlamında da hiçbir fark yoktur.

Yunus parklarının kapatılması için süre iki sene olarak belirlenmiştir. Bizler bu sürenin altı ay, en fazla bir sene olması gerektiğini belirtiyoruz. Bu süreçte nasıl bir denetim ve takip uygulaması hayata geçirileceği, yani hayvanların el altından satılıp satılamayacağı, ölenlerin yerine yenilerinin getirilip getirilmeyeceği konusunda büyük muğlaklar vardır. Büyük bir denetimsizlik ve hukuksuzluk ile faaliyetlerine devam eden yunus parkları, önerimiz doğrultusunda altı ay ya da bir sene içerisinde kapatılmalıdır.

 

Bazı hayvanların yaşadığı acıları umursayıp bazılarına yaşatılan acılarını umursamadığımızda ya da raporda olduğu gibi yok saydığımızda tutarlı olmuyoruz. Halbuki hak ihlallerinin en çok yaşandığı yerlerin en başında mezbahalar, yumurta ve süt üretim tesisleri, balıkçılık endüstrisi geliyor. Gerçekleri görmezden gelerek ya da gerçekler ile yüzleşmemeyi seçerek hayvan haklarını tartışamayız. Raporda, en azından, hayvancılık endüstrisindeki sistematik zulme ve mevcut duruma ilişkin bir durum tespiti yapılabilirdi.

Yapılan işin asıl samimiyetini gösteren, hayvan hakları savunucularının gönlünü hoş tutmak ya da hayvan sömürüsünden kazanç sağlayan sermaye gruplarının çıkarlarını gözetmek değil, her gün sistematik zulme maruz bırakılan ve öldürülen, farklı menfaat ilişkileri ile tutsak edilen, sömürülen hayvanların haklarını korumaktır. Hayvanları “duygulu varlıklar” olarak kabul edip bir kediye ya da köpeğe işkence edildiğinde yaptırım uygulayıp kesime gönderilen bir sığır ya da koyuna işkence edildiğinde sessiz kalmayı seçmek, hayvan haklarını gözetmek ya da hayvanları sevmek değil, hayvanları seçmek anlamına gelmektedir.

Hayvanların haklarının korunması konusunda tek yetkili bakanlık olan Tarım ve Orman Bakanlığı ise geçmişten bugüne süregelen demode zihniyetine devam etmekte, raporun aksine hayvanları “duygulu varlıklar” kabul etmemek için elinden geleni yapmaktadır. Basın toplantısı vesilesiyle, yeni sistemde kanun tekliflerinin milletvekilleri tarafından hazırlandığını ve hazırlanacağını, bürokrasinin yasama süreçlerinden kendisini geri çekmesi gerektiğini hatırlatıyoruz. Bakanlıkların yapması gereken, parlamentodaki tüm partilerin mutabakatı ile hazırlanan bu komisyon raporuna riayet etmek ve sadece teknik bilgileri doğru ve zamanında yasa yapım süreçlerine sunmaktır.

Yasa teklifinin yakında gündeme geleceği ifade edilen, 27. dönemin 3. yasama yılında, TBMM’ye “Hayvanlardan taraf ol” çağrımızı yineliyor, toplumumuzu da hayvanların bireyliğine ve haklarına saygı göstermeye, hayvanlara âdil davranmaya çağırıyoruz. Olumsuz ve tartışmalı önerilere rağmen, yasa teklifi sürecinde de sonuna kadar müdahili ve yasama sürecinin de takipçisi olduğumuzu; tüm türlerdeki hayvanlara hak ve özgürlükleri teslim edilene kadar mücadele edeceğimizi duyuruyoruz.

Faytona Binme Atlar Ölüyor İnisiyatifi
Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM)
Hayvan Hakları ve Etiği Derneği
Yunuslara Özgürlük Platformu


Atlı Faytonlar

Faytona Binme Atlar Ölüyor Inisiyatifi olarak 6 yıldır, faytonların Atlara olan zararını, zulmü, sömürüyü, ölümleri kamuoyu ile paylaşıyoruz.

Faytonlar ,Başta Adalar olmak üzere, Türkiye’de hayvan çalıştırılmasının ve sömürüsünün gözle görünür en büyük örneği olduğu için hayvan hakları savunucuları olarak bizlerin ilk gündemlerimizden biridir.

Faytonlar Atları öğüten, agir çalıştırılma koşulları sebebiyle yaşam sürelerini kısaltan, Atları öldüren bir sömürü sistemidir.

İstanbul Adalar da:

Büyükada’da: 227

Heybeliada da: 30

Burgazada da:21 olmak üzere toplamda 278 fayton vardır,

At sayısı ise:

Resmi envantere kayıtlı:

Büyükada’da: 777

Heybeliada da: 131

Burgazada da: 37 toplamda 945 at kayıtlı olmasına rağmen, zaman zaman Adalar a kaçak at girişleri de yapılmaktadır, kayitlara girmeyen At sayısının da 750 civarı olduğu tahmin ediliyor.

TBMM Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu uyelerinin bir kısmi Temmuz ayında fayton ve Atları görmek için gittiklerinde

Atların son derece bakımsız ve sağlıksız olduklarını, bazı Atların yara içinde olduklarını ve uzman hekim tarafından tedavi hizmeti almadıklarını,

At ahırlarının mevcut at sayısı için yetersiz olduğunu, B.ada da kaçak derme çatma ahirlar yapıldığını,

At ahırlarının pis, yeryer çöplük içinde sağlıksız koşullarda olduğunu,  seyislerin de bu ahırlarda yaşadıklarını

Özellikle B.ada da fayton sayısının çok fazla olduğuna dair gözlemlerde bulundular, bu gözlem neticesi raporlarına da yansımıştır.

Bunun yanısıra insanlara da geçebilen ölümcül bir hastalık olan ruam sebebiyse 2011 ,2019 yılları arasında 621 atin ruam sebebiyle itlaf edilmesi de raporlarına yansımıştır.

Tüm bunların yanında; Hayvan Haklarını Araştırma Komisyonu na uzman görüşü olarak;

Atların en fazla 7 derecelik eğimde yürütmesinin mümkünümden,  Adalar da bu eğimin %10 dan başlayarak, kimi yerlerde bu eğimin %45 e kadar çıktığı bilimsel bir veri olarak ortaya koyuldu.

Hep söylediğimiz gibi , tek çözümün faytonların tamamının kaldırılması ve emekliye ayrılan atların yaşamları güvence altına alınarak ömürlerinin sonuna kadar yaşayacakları barınakların tesis edilmesi, Adalarının tamamında faytonların tamamen kaldırılması yerine elektrikli araçların getirilmesi yönündedir.

Biz tum Türkiye ‘de faytonların tamamen kaldırılması yönünde ki görüşümüzü TBMM Hayvan Hakları Araştırma Komisyonuna da sunduk.

Ancak ; komisyon üyelerinin çoğunun faytonların tamamen kaldırılması yönünde görüşleri varken, faytonların yüzlerce yıllık kültürel mirasımız olduğu ve

faytonların sadece ulaşım aracı olmaktan çıkarılıp sayılarının azaltılarak turistik amaçla kullanılmaya devam etmesi yönünde oldu.

Adalarda ki faytonlar konusunda karar merci olan Istanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sn Ekrem Imamoğlu’ndan,  Hayvan hakları yasama izleme Delegasyonu nun “söz veriyorum” beyannamesine imza atarak faytonları kaldıracağına dair verdiği sözü tutmasını bekliyoruz.

Kırbaçtan nostalji, ölümlerden kültürel miras olmaz!

Yunus Parkları ve Hayvanlı Sirkler

Talebimiz:

TBMM Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu nihai raporunda, etik, hukuki ve bilimsel dayanaklar ışığında oluşturduğumuz önerilerimizin neredeyse tamamını dikkate alarak bir ilke imza attı ve Türkiye’de yeni yunus parkları ve hayvanlı sirklerin açılmasına yasak getirilmesini tavsiye eden bir karar aldı. Mevcut 10 adet yunus parkının kapatılması ve hayvanların rehabilitasyon seçeneklerinin belirlenmesi için de, bu işletmelere en fazla 2 yıl süre tanınması gerektiği görüşü rapora girdi. Talebimiz, bu kararların esaret endüstrisinin ticari çıkarları uğruna ve siyasi baskılar doğrultusunda esnetilmemesi, mevcut ticari işletmelere verilen sürenin ilk talebimiz olan 6 aya veya en fazla 1 yıla inmesi ve bu maddelerin bir an önce yasalaşması.


Ek Bilgiler

  • Türkiye’de 10 adet yunus parkı var: Antalya Aqualand Dolphinland (Konyaaltı), Antalya Aksu Yunus Gösteri ve Terapi Merkezi (Muratpaşa), Antalya Dolphin Therapy Land (Kemer), Antalya Land of Legends Theme Park (Serik), Antalya Sealanya (Alanya), Muğla Dolphin Park & Dolphin Therapy (Marmaris), Muğla Bodrum Dolphin Park (Güvercinlik), İstanbul Dolphinarium (Eyüp), İstanbul Aqualand Aqua Dolphin (Bahçeşehir), Aydın Adaland (Kuşadası)
  • Bu tesislerde yalnızca yunuslar değil, morslar, foklar, deniz aslanları ve beyaz balinalar da tutsak ediliyor; psikolojik ve fiziksel travmalara maruz bırakılıyorlar. Uluslararası CITES belgeleri ışığında, 10 tesiste 100’den fazla deniz memelisi olduğu tahmin ediliyor. Bu hayvanların çoğu, Rusya ve Japonya gibi ülkelerden canlı yakalamalar sonucu doğrudan veya BAE gibi ülkeler üzerinden ülkemize sokuluyor.
  • Bu ticari işletmelerde deniz memeleri gösteriye ve insanlarla yüzmeye zorlanmanın dışında, kamu yararı kisvesiyle, otizm, Down sendromu, disleksi gibi (gelişimsel) bozuklukları ve engelli çocukları tedavi ettiği iddia edilen “yunusla terapi” veya “özel çocuklarla yüzme” adı altında kar amacı güden, bilim camiasınca ve uzman hekimler ile sivil toplum kuruluşları tarafından bilimselliği ve yararlılığı kabul edilmemiş olan, tek seansı binlerce avro olan ticari faaliyetler de yürütülerek umut tacirliği yapılıyor.
    • Tohum Otizm Vakfı, Prof. Dr. Binyamin Birkan, Prof. Dr. Gönül Kırcaali İftar, Prof. Dr. Yankı Yazgan gibi uzman isimlerin yanı sıra ABD Ulusal Otizm Merkezi de karşı görüş belirtmiş durumda.
    • Sağlık Bakanlığı’nın Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden aldığı bilirkişi raporunda da yunusla terapiye izin verilmemesi gerektiği görüşü paylaşılmıştır.
    • Aynı zamanda konuyla ilgili pek çok akademik makalede de yunus terapisine karşı bilimsel görüş belirtilmiştir.
  • Yunusla yüzme programlarında olduğu gibi yunusla terapi programlarında kaza, ölüm ve bulaşıcı hastalık riskleri mevcuttur ve kabul edilmiştir. OPS raporuna göre, 1970’lerden bu yana 70’ten fazla kaza gerçekleşmiş, 15’i ölümle sonuçlanmıştır. Bulaşıcı hastalıklar arasında, kuduz, salmonella, tüberküoz, egzema, viral ve bakteriyel rahatsızlıklar, çiçek hastalığı yaygındır.

Hayvancılık Endüstrisi

Whales, sharks and dolphins lives or travels though the Amazon Reef. They are studied by french scientists of the CNRS during this leg of the Protect the Ocean Ship Tour.

Raporun tam adı “Hayvanların Haklarının Korunması ile Hayvanlara Eziyet ve Kötü Muamelenin Önlenmesi için Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırma Komisyonu Raporu” ancak raporda her gün sistematik eziyete ve kötü muameleye maruz kalan, insan menfaati için kullanılan hayvanlar yer almıyor. Komisyon, hayvanların hukuk nesnesi(eşya) sayılmamasını ve can taşıdığı, duygulu varlıklar olduğu değerlendirilerek kendine özgü yapısı içinde değerlendirilmesi gerektiğini öneriyor, bu öneriyi desteklemekle birlikte büyük bir çelişkiye de dikkat çekmek istiyorum: Raporu incelediğinizde sanki mezbahalarda, süt, yumurta çiftliklerinde, balıkçılıkta, ipek böcekçiliğinde, arıcılıkta, avcılıkta, yün, tiftik üretiminde her gün hakları gasp edilen, sistematik işkenceye maruz kalan hayvanlar “duygulu varlıklar” değillermiş gibi raporda bu hayvanlardan hiç bahsedilmiyor. Türkiye’de hayvan hakları dendiğinde akla sadece kedi- köpek geliyor olsa da farklı türden milyonlarca hayvan insanın zulmüne maruz kalıyor. Hayvanlar acıyı hissedebilen, duyarlı canlılardır sanki bu özelliğe sadece bazı hayvanlar sahipmiş gibi davranamayız çünkü ister insan olsun isterse herhangi bir hayvan türü olsun, yaşanılan acı, stres, korku aynı.

Tabii ki,  biz hayvan hakları savunucuları olarak bu raporun tür ayırt etmeksizin tüm hayvanları kapsamasını dilerdik ancak reel politikanın da farkındayız. Komisyonun mezbahalar kapatılsın gibi bir öneri sunmayacağını biliyorduk ancak komisyon görüşmelerinde hayvan hakları savunucularının yaptığı sunumlar ve paylaştıkları bilgiler de kullanılarak bir durum tespiti yapılabilirdi. Hayvan hakları savunucularının, 21. yüzyıl için bir utanç kaynağı olan canlı hayvan ticaretinin yasaklanması önerisi komisyon tarafından dikkate alınabilirdi.

Komisyonun avcılık ile ilgili önerileri ise kaçak avcılığın önlenmesinden öteye gidememiş. Avcılık hayvan hakları aktivistleri için kesinlikle tartışılamayacak bir meseledir. Spor ya da turizm adı altında kaçak yada yasal olarak yapılan bu eylemin cinayetten bir farkı yoktur.

Komisyon, “kürk hayvanı üretimi ve ithalatının yasaklanması gerektiği değerlendirilmektedir” diyor. Bu olumlu bir öneri olsa da yasaklamanın nasıl yapılacağı, bunun için nasıl adımlar atılması gerektiği ile ilgili bir detay verilmiyor bu yüzden bu öneri çok havada kalmış gibi geliyor.

Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) verilerine göre 2018 yılında,   Türkiye’de,  1.242.525.865  hayvan eti için öldürüldü, 124.054.810 tavuk yumurtası için sömürüldü, 3.138.154  hayvan süt üretimi için suni tohumlama yöntemi ile tecavüze uğradı, 2.546 hayvan av turizmi kapsamında katledildi, 45.569.640 hayvan yün tiftik üretimi için kırkılma esnasında işkenceye maruz kaldı. Balıkçılıkta, arıcılıkta ve ipek böcekçiliğinde hakları gasp edilen hayvanlar ile ilgili sağlıklı bir sayıya ulaşmak maalesef mümkün değil. 2018 yılında canlı canlı haşlanan ipek böceklerinin sayısı bilinmemekle birlikte açılan yaş ipek kozası sayısı 94 ton. Arıcılıkta ezilerek ve uzuvlarını kaybederek ölen arılar ile ilgili bir veri yok ancak kovan sayısı 203.922 olarak açıklanmış. Kaç balığın avlandığını, üretim çiftliklerinde kaçının özgürlüklerinin kısıtlandığını bilmiyoruz ancak 21.841.740 ton balık eti için öldürüldü. Bu rakamları paylaşmayı toplumun pek çok kesimi tarafından yok sayılan hayvanların yaşadığı zulmü görünür kıldığı için önemli buluyorum. Sayılar bize insanların hayvanlar üzerinde kurduğu tahakkümün, şiddetin, soykırımın ne kadar korkunç olduğunu gösteriyor.

Günümüz dünyasında hayvanların yaşadıkları bu hak ihlallerini hiçbir sebeplerle meşrulaştıramayız üstelik tüketim alışkanlıklarımız sadece hayvanlara değil dünyaya da zarar veriyor. Veriler hayvancılığın iklim krizini derinleştirdiğini söylüyor. Sizinle bazı veriler paylaşmak istiyorum;

  • Küresel sera gazı salımının yüzde 13’ünden tüm ulaşım araçları (kara, deniz, hava ve raylı araçlar); yüzde %51’inden ise, hayvancılık endüstrisi sorumlu.
  • Dünya topraklarının yüzde 45’i hayvancılığa ayrılmış durumda.
  • Amazon ormanlarında, her saniyede 1 futbol sahası büyüklüğünde alan yok ediliyor. Amazonlardaki tahribatın %91’inden hayvancılık sorumlu.
  • Yağmur ormanlarının yok edilmesi ile her gün 110 hayvanve böcek türü yok oluyor.
  • 1 hamburger üretebilmek için 3000 litre su harcanıyor.
  • Dünyadaki temiz suların ⅓’ü et ve süt üretimi için kullanılıyor.
  • 500 süt ineğin yaşadığı bir çiftliğin ürettiği atık, 411 bin nüfuslu bir kentin atığına eşit.
  • Dünya toprakların ⅓’ü hayvancılık yüzünden çölleşiyor.

Bugün insanlara gıda, giyim, eğlence için kullanılan hayvanların özgür olduğu bir dünya tasviri ütopya olarak gelebilir, geçmişte köleliğin yasak olduğu, erkekle, kadınların aynı haklara sahip olduğu bir dünyada birilerine ütopya olarak geliyordu. Belki gelecek nesiller de bizlerin hayvanlara yaşattığı bu zulmü anlayamayacak ve bizleri soykırım suçlusu olarak görecek.

Yeryüzünde yaşayan her canlıya âdil davranmadığımız sürece, yaşadığımız dünyaya barış ve adalet gelmeyecek. Doğuştan gelen haklara sahip bireyler olan hayvanların haklarını yok saymaya devam ettiğimiz sürece ekolojik yıkımın ve toplumsal şiddetin de faili olmaya devam edeceğiz.

 

 

 

 

Deniz Kartalı

En Yeniler

MAVİ VATAN’IN MİMARI ORAMİRAL ÖZDEN ÖRNEK UNUTULMADI

Cumhuriyet Donanması’nın "Altın Çocuğu" olarak anılan, 20. Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek, vefatının 8. yıl dönümünde Rahmi M. Koç…

% gün önce

KÜRESEL SUMUD FİLOSU’NA MÜDAHALE

İspanya’dan yola çıkan ve İtalya üzerinden takviye alan Küresel Sumud Filosu, 26 Nisan’da Gazze’ye insani yardım ulaştırmak amacıyla denize açıldıktan…

% gün önce

TÜRK LOYDU’NDA PROF. DR. ORAL ERDOĞAN GÜVEN TAZELEDİ

Türk Loydu Vakfı’nın 71. Olağan Genel Kurulu, 29 Nisan 2026 tarihinde Türk Loydu Merkez Binası’nda gerçekleştirildi. Mevcut başkan Oral Erdoğan…

% gün önce

İSRAİL YUNAN KARASULARINDA SUMUD FİLOSU’NA SALDIRDI

Gazze'ye insani yardım için giden Sumud Filosu, Yunanistan açıklarında İsrail'in hedefi oldu. Sumud Filosu, İsrail'in 20 Türk aktivisti alıkoyduğunu duyurdu.…

% gün önce

NASA BAŞKANI: ‘PLÜTON’U YENİDEN GEZEGEN YAPALIM’

Plüton, 2006 yılında Uluslararası Astronomi Birliği tarafından “gezegen” statüsünden çıkarılarak “cüce gezegen” olarak yeniden sınıflandırılmıştı. Bu karar, kamuoyunda yankı uyandırmıştı.…

% gün önce

GREENPEACE TÜRKİYE KÜRESEL SUMUD(DİRENİŞ) FİLOSU’NDA

Greenpeace Türkiye, Küresel Sumud Filosuna katılan Arctic Sunrise gemisinde yerini aldı. Greenpeace Türkiye’den Barış Eceçelik, Greenpeace’in gemisi Arctic Sunrise ile…

% gün önce