Yüzyılın en büyük salgın hastalığı COVİD19 doğanın canlanmasına imkan vermişti. Buzul kıta Antarktika’nın üzerindeki ozon tabakası son 30 yılın en iyi seviyesine gelirken, dünyanın her yerinde doğanın canlanışına dair haberler alınmıştı. Sanayi kuruluşlarının çalışmalarına ara vermesi, karbon salınımının dengelenmesi ve insan faaliyetlerinin azalması doğaya kendini yenilemek için fırsat sunmuştu. 23 Mart’tan sonra en aza inen deniz trafiğiyle alan kullanımı artan yunuslar, Haliç kıyılarında ve İstanbul Boğazı’nın her yerinde görünür olmuşlardı. Salgından korunmak için aynı oranda artan maske ve eldiven gibi sağlık malzemelerinin denize ve doğaya atılması büyük sorun olmuştu. Milliyet, denizdeki canlanmayı ve plastik kirliliğini görüntülemek için İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi Sualtı Kulübü (SUBSAK) uzmanlarıyla birlikte İstanbul’un en kalabalık kıyılarında dalış yaptı.

Karaköy İskelesi’nde yunuslar eşliğinde dalış
Her gün binlerce insanın geçtiği Karaköy İskelesi’nin Haliç tarafından 18 metreye kadar indiğimiz dalışta sualtı görüşünün iyi olduğu gözlemledik. 1 Haziran’da başlayan normalleşme süreci sonrasında İstanbul’un en çok kullanılan deniz rotalarının birleştiği iskele altında maske ve eldiven gibi sağlık malzeme atıklarına az rastlandı. Bunların yerine çok sayıda otomobil hatta traktör lastiğinin deniz ekosistemine verdiği zarar ile cam ve plastik şişe kirliliğinin gözle görülür şekilde artışı gözlendi. İstanbul Su Bilimleri Fakültesi öğrencileri ile araştırma görevlisi Fatih Aydın’ın katıldığı dalış sırasında yunusların çok yakınımıza kadar gelmesi bizi sevindirdi. Görmek istediğimiz balık sürülerine rastlayamasak da horozbina ve gümüş balıkları, deniz yıldızı ve midyelerin deniz ekosistemindeki varlığı dikkat çekiciydi. Usta sualtı fotoğrafçısı Ferhan Coşkun’un görüntülediği canlılık, insansal etkilerin azalmasıyla denizin kendini yenilediğini kanıtladı.

Deniz çayırlarıyla Kız Kulesi
Karadeniz ile Marmara Denizi’ni birbirine bağlayan 30 km uzunluğundaki İstanbul Boğazı’nın giriş ve çıkış noktası Kız Kulesi, yılın her gününde yüzey ve dip akıntısıyla bilinir. Üsküdar’a kadar uzanan geniş sahil yolunda binlerce insanın yürüyüş ve spor yaptığı eşsiz boğaz manzarasına sahip Kız Kulesi açıklarına yaptığımız ikinci dalışta da doğanın yenileme gücünü gördük. Sualtı görüşünün 5-6 metreye çıkması plankton yoğunluğunun olmadığını gösterirken, düzgün ekosistemin kanıtı deniz çayırlarının sık ve bol varlığı sevindirdi. Kız Kulesi’nin altından Salacak sahiline kadar süren dalışımızı görüntüleyen sualtı video uzmanı İsmail Cem Odabaşı ve sualtı fotoğrafçısı Ferhan Coşkun’un objektifine az sayıda maske ve plastik eldiven takıldı. Söylenenin aksine az görülen cerrahi maskelerin denize büyük zarar verdiği gerçeğini düşünerek etrafı taradık. Lodos ve poyraz rüzgarlarıyla güçlü yüzey ve dip akıntılarına sahne olan Kız Kulesi’nin altındaki atıkların açık denize sürüklenebileceğini düşündük. Kız Kulesi’nin altındaki deniz çayırlarında yengeçler, deniz yıldızları, midyeler, deniz salyangozları ve küçük balık sürülerine rastladık.


Milliyet’in deniz altındaki canlılığı görüntülemek için yaptığı dalışa destek veren İ. Ü Su Bilimleri Fakültesi, Deniz ve İçsu Kaynakları Yönetimi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Meriç Albay, “4 aylık COVID 19 süreci dünyada olduğu gibi İstanbul’da da hayatı yavaşlattı. Birçok işletme üretimi durdurdu. Fabrika bacalarından, trafiğe çıkan araçlara kadar atmosfere salınan karbon ve azotoksit miktarında düşüşler oldu. Marmara Denizi ve İstanbul Boğazı’na verilen endüstriyel atık yükünde ciddi düşüşler tespit edildi. Deniz trafiğindeki araçların denize verdiği atık yükünde azalma oldu. Uçak seferlerinin azalmasıyla kuş göçü İstanbullular tarafından daha net izlendi. Marmara Denizi ve boğazda büyük sürüler halinde görülmeyen yunuslar, Galata Köprüsü ve Karaköy’den bile izlenir hale geldi” dedi.

İstanbul Boğazı kendisine sunulan fırsatı değerlendirmiş
COVID 19 sürecinin İstanbul Boğazı’na etkisini gözlemlemek için yapılan dalışlarda elde edilen görüntüleri yorumlayan Albay, “İki dalış noktasında da denizin su kalitesinin düzeldiği gözlemleniyor. Sualtı taramasında rahatsız edici tek kullanımlıklara az rastlandı. Özellikle sık kullanılan sağlık maskesi ve eldivenlerin birkaç taneyle sınırlı kalması sevindirdi. Azalan insan baskısının hava ve deniz suyu kalitesine olumlu etkisi açık. Yaşanan sürecin Marmara Denizi ekosistemine en az bir yıl süre ile olumlu yönde yansıyacağını, biyo çeşitliliğe ve balık stoklarına katkı yapacağına inanıyoruz. Yine de şiddetli akıntı ve deniz hareketleriyle atıkların açık denize sürüklenme ihtimalini düşünerek tedbiri elden bırakmalı ve denizlerimizi korumalıyız” dedi. Prof. Dr. Albay, “COVİD 19, İstanbul Boğazı ve Marmara Denizi’ne bir fırsat verdi. Bu süreçten önemli dersler çıkarmak gerekli. Arıtmadan 1 litre atığı bile denize vermemek, yüzlerce yıl çürümeyen tek kullanımlık atıkları dönüşüm kutularına atmak, denizi atık deposu olarak değil yaşam alanı olarak görmek gerekiyor” dedi.

Mavideki düzelmeyi maske ve eldiven gölgelemesin
Koronavirüs sürecinde denizlerden gelen olumlu haberler maske ve eldiven gibi tek kullanımlık sağlık araçlarının kontrolsüz şekilde atılmasıyla gölgelenmişti. Bilim insanları uzun süreli ve bilimsel metotlarla yapılacak gözlemlerle denizlerdeki iyileşme hakkında fikir edineceklerini söylediğinde, ilk bilimsel gözlemi yaparak katkı sağlamak için Milliyet ekibi olarak gönüllü olduk. Türk denizlerinde sürdürülebilir balıkçılık ve mavilikleri koruma çabasını kesintisiz yapan İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi’nin paydaşlığı ilk kontrol dalışımıza deniz bilimlerine sevdalı gençler Onur Karslı, Osman Uygun, Hilal Güler, Cem Hasşerbetçi ve Ruslan Kalak katıldı. Karaköy İskelesi’nde Ferhan Coşkun’un liderliğindeki dalış sırasında herkes kirlilik ve plastik atıklara odaklanırken, karşımıza çıkan çok az miktardaki bu görüntüler bizi sevindirdi. İstanbul Boğazı’nın akıntısıyla sürüklenebilme ihtimaline karşı Kız Kulesi önündeki dalışımızı Yener Kuşçuluoğlu, Ferhan Coşkun, İsmail Cem Odabaşı, Onur Karslı ile beraber yaptık. Hepimiz plastik atık ve maske-eldivene odaklanırken, herkeste video kamera olması gözlemin görüntülemeyle destekleneceğini kanıtladı. 1 saat süren bu dalışta da kirlilik adına sevindirici ip uçları elde ederken, az sayıdaki maske ve eldivenin İstanbul Boğazı’nda süzüldüğünü gördük. Kirliliği oluşturan plastik atıkların şiddetli akıntı ve rüzgar ile açığa sürüklenerek Karadeniz ve Marmara Denizi’nde çöp adaları oluşturma ihtimalini hep düşündük. Yine de atıkları yuva yapan horozbina balıkları, deniz salyangozları ve küçük balık sürüleri bizi yorgun ama mutlu etti.




















