1. Haberler
  2. Genel
  3. KARADENİZ’DE GUERRE DE COURSE VE MAVİ VATAN… ARADAKİ BAĞI ERSİN ELİKOĞLU ANLATIYOR

KARADENİZ’DE GUERRE DE COURSE VE MAVİ VATAN… ARADAKİ BAĞI ERSİN ELİKOĞLU ANLATIYOR

Yerkürenin denizleri ve kıtaları arasındaki etkileşim, sadece harita üzerindeki çizgilerden ibaret ve birbirinden izole değildir. Mekân ve coğrafya birbirine eklemlenmiş, karmaşık ve yüzyıllara yayılan jeopolitik dinamiklerle şekillenir. Karadeniz gibi kapalı ve dar denizler de bu küresel çaplı deniz jeopolitiğinin sistemik parçalarındandır. Dolayısıyla bugün Karadeniz’de yaşanan son gelişmeleri sadece Ukrayna-Rusya krizinin güncel bir sonucu olarak okumak, Doğu Akdeniz ve/veya Hazar Denizi'nden bağımsız düşünmek, Karadeniz’i konvansiyonel olarak kıyısındaki aktörlerin dinamikleriyle okumak sığ bir yaklaşım olacaktır.Gerçek şu ki, Karadeniz’de sivil deniz trafiğini ve uluslararası deniz ticareti tehdit eden hadiseler, kökleri tarihin derinliklerine inen bir deniz harp yaklaşımının yeniden dirilişini simgeliyor; Guerre de Course.

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Devasa Filoların Yıkıcı Güç ve Ateş İntikali Kabiliyetine Karşı Asimetrik Vur-Kaç

Peki, nedir bu Guerre de Course? Deniz harp tarihinde iki ana metot çatışır. Bunlardan ilki, donanmaların tüm gücüyle deniz üzerinde birbirine saldırdığı, meydan muharebesine benzer Guerre d’Escadre yaklaşımıdır. Bunun tam zıttı olan Guerre de Course ise deniz gücü ve dolayısıyla Deniz Kuvveti bakımından zayıf olan tarafın, güçlü rakibiyle doğrudan savaşmak yerine onun ekonomik şah damarını kesmeye, yani deniz ticaretini ve lojistiğini felç etmeye odaklandığı asimetrik bir stratejidir. Hedef savaş gemileri değil, ekonomik gücü besleyen ticaret filoları ve ikmal hatlarıdır. Maksat ise donanma donanmaya alt etmenin neredeyse imkansız olduğu muhasımın iktisadi terminal krizine sokulmasının yolunu açmaktır.

Geçmişte bu stratejinin çarpıcı örnekleri tecrübe edildi. 19. yüzyılda İngilizlerin yenilmez armadasına, ironclad çağının muzaffer Kraliyet Donanmasına karşı Fransızların Jeune Ecole yaklaşımıyla ticaret konvoylarına vur-kaç yapması, 16. yüzyılda Kraliçe Elizabeth’in korsanları (privateers) aracılığıyla İspanyol Atlantik Hazine Filolarına ait altın nakliyatı gemilerine (örneğin: Nuestra Señora de las Maravillas) saldırtması veya modern tarihin en yıkıcı örneği olan Alman U-Botlarının I. ve II. Dünya Savaşlarında İngiltere’yi açlığa mahkûm etme planları hep aynı amaca hizmet etmiştir. Geçmişin hızlı torpido botlarının ve denizaltılarının yerini bugün, radar izi düşük, maliyeti cüzi ama psikolojik etkisi oldukça yüksek olan İnsansız Deniz Araçları (İDA) ve akıllı mayınlar almıştır.

Karadeniz’in Karanlık Suları ve Hedefteki Gemiler

2022’den bu yana Karadeniz, ticari gemilerin füzelerle, mayınlarla ve dronlarla hedef alındığı, küresel gıda güvenliğinin sarsıldığı modern bir Guerre de Course sahnesine dönüşmüştür. Bu süreçte sivil deniz ticareti ağır darbeler almıştır:

Krizin patlak verdiği 2022 yılında, Türk sahipli dökme yük gemisi Yasa Jupiter Odessa açıklarında füzeyle vurulmuştur. Aynı dönemde Moldova bayraklı Millennial Spirit ve Japon sahipli Namura Queen füzelerin hedefi olmuş, Estonya sahipli Helt mayına çarparak batmıştır.

Ağustos 2023’te uluslararası sularda seyreden, Türk işletmesindeki Palau bayraklı Şükrü Okan gemisine Rus donanması tarafından uyarı ateşi açılmış ve helikopterle asker indirilmiştir.

Aralık 2025’te, Rusya’dan Gürcistan’a yağ taşıyan Midvolga-2 tankeri Sinop açıklarında saldırıya uğramış ve hasar almıştır. Yine Aralık 2025’te, Karasu-Odessa hattında gıda taşıyan Türk sahipli Cenk-T Odessa Limanı’nda, Türk işletmesindeki Viva tankeri ise açık denizde Rus İHA’ları tarafından vurulmuştur.

2026’nın ilk günlerinde Wael K gemisi vurulmuş ve mürettebatından biri hayatını kaybetmiştir.

Denizlerde şiddetin tırmanması ve uluslararası hukukun “koruyucu” kalkanının erimesi, mekânsal açıdan zaten oldukça belirsizlik arz eden denizleri artık çok daha belirsiz ve güvenliksiz bir hale getirmiştir.

Fırsat Penceresi: Hazar Denizi

Karadeniz’de yükselen riskler, navlun ve sigorta maliyetlerini yukarı çekerken, uluslararası deniz ticaretin akışı kendine yeni ve güvenli bir “can damarı” bulur. Zira kapitalist strateji için kriz veya kaos ne yeni bir durumdur ne de çözümsüzlük arz eder. Kaos esasında sistemin organize ediliş biçimidir. Deniz ticaretine yönelik doğrudan saldırıların neticesi olarak, ekonomik hacmin ve taşımacılık gereksinimlerinin Karadeniz’deki güvensizlikten kaçarak Kazakistan, Hazar Denizi, Azerbaycan ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaşması mevcut koşullarda en optimal yol olarak öne çıkıyor.

Rakamlar da bu eksen kaymasını doğruluyor. 2024 yılında bu güzergahtaki yük hacmi %60 oranında artarak 4 milyon ton bandını aştı. 2025 sonu ve 2026 başındaki Odessa liman saldırılarının ardından, Ocak 2026 itibarıyla aylık bazda yaklaşık %18’lik bir sıçrama daha kaydedildi ve 96.000 TEU hedefine ulaşıldı. Öte yandan Rusya’nın yaptırımları delmek için kurduğu “gölge” lojistik hattı da Hazar’daki trafiği gayriresmi olarak artıran bir diğer unsurdur.

 

Türkiye İçin Bir Köprüden Ötesi: Garantör Güç Olma Fırsatı

Tüm bu tablo, Türkiye ve Türk Dünyası için tarihi bir fırsat penceresi aralamaktadır. Hazar Denizi’ni sadece bir iç deniz ya da kültürel bir bağ olarak görmek, elde edilen muazzam potansiyeli harcamak ve siyasi bir miyopluk olacaktır. Hazar, Karadeniz ve Anadolu yarımadası ekseni artık uluslararası ticaret, enerji güvenliği ve lojistik üzerine kurulu bir “beka” meselesidir. Bu eksenin oluşması için gerek şartlar ise öncelikle Mavi Vatan stratejik aklına başvuruyu gerektirir. Böyle fırsatlar tarihsel sürecin belirli sekanslarında, özellikle de uluslararası sistemin jeopolitik dinamiklerinin yüksek basınç ürettiği fazlarda öne çıkar. Bunu değerlendirmek için Deniz Miyopisi’nden arınmış bir denizel farkındalık geliştirilmesi gerekmektedir.

Örneğin; Azerbaycan ve Kazakistan limanlarında, Türk şirketlerinin de dahil olduğu yeni tersane projeleriyle Hazar’ın Ro-Ro kapasitesinin artırılması bir önceliktir. Anadolu yarımadasının Kalkınma Kutbu olarak teşkil edilmesi için akışkan sermayenin denizcileştirilmesi, sermayenin kıyıya indirilmesi planlanmalıdır. Aksi takdirde sadece tarihsel ve kültürel nüfuz alanıyla bu coğrafyalarda yol almak neredeyse imkansıza yakındır.

Karadeniz’in gri sularında dolanan Guerre de Course hayaleti, Türkiye’ye yeni bir jeopolitik misyon yüklüyor. Türkiye bu yeni çağda, Türk dünyasını açık denizlere bağlayan sadece pasif bir “köprü” değil; Hazar’ın güvenliğini sağlayan, ticaretin sürekliliğini teminat altına alan bir dinamo ve “garantör güç” konumuna erişme potansiyeline sahiptir. Rotayı doğru çizen, bu fırtınadan güçlenerek çıkacaktır.

Bilal Ersin ELİKOĞLU Ph.D. (C)

İTÜ Denizcilik Çalışmaları- KÜDENFOR Danışma Kurulu Üyesi

KARADENİZ’DE GUERRE DE COURSE VE MAVİ VATAN… ARADAKİ BAĞI ERSİN ELİKOĞLU ANLATIYOR
0







Giriş Yap

Deniz Kartalı ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!