1. Haberler
  2. Genel
  3. Koronavirüs gezegen seyahatini erteletti

Koronavirüs gezegen seyahatini erteletti

Denizin yenileyici gücünü 7 yıl önce keşfederek deniz üzerinde yaşamaya başlayan Özlem Ulubay Şahin ve Özkan Şahin çifti de pandemi sürecinde kendilerini güvende hisseden denizcilerden. Küçük bir iş kazası geçirdikten sonra içindeki sesi dinleyip para kazanma hırsından vaz geçen genç sanayici Özkan Şahin ile savaş muhabiri olmak isteyen Özlem Şahin’in rotaları yelkenli teknede kesişmiş. Evlenen ama ev kurmayan deniz tutkunu Şahin çiftinin Özi isimli yelkenli katamarandaki yaşamları, başka insanlara da sosyal medya hesapları ‘baskaturluyasamak’ üzerinden ilham oluyor.

featured
Google'da Abone Ol
343
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Özlem ve Özkan ve Özi… Siz kimlersiniz?

Özlem Ulubay Şahin ve Özkan Şahin çifti olarak 2013 yazından bu güne teknede yaşıyoruz. Özkan elinde 7 yaşında babasının yanında çalışırken geçirdiği bir iş kazasından iz taşıyan ve ona bakıp bakıp hatırlayan, ömrünün 36. yılında ne yapıyorum ben deyip, içindeki sesi dinleyip,  insanın en büyük hırslarından birine “para kazanma hırsına “gem vurdu. Genç bir sanayici iken ve aslında işinin zirvesindeyken, ani bir kararla işini bıraktı ve biz tanışmadan bir yıl önce, 2012 yılında tekne satın alıp, Bodrum’a yerleşti.

 

Ben de Çoşkun Aral’ın haberci programıyla alevlenen dünyaya ve olan bitene merak duygumun ateşiyle, savaş muhabirliği hayaliyle, keşfetmenin güzelliğiyle ekonomi bitirmeme rağmen televizyondu, haberdi, belgeseldi derken Özkan’la tanışıp tekneye bir biniyorum ve onun deyişiyle bir daha inmiyorum. Kariyer falan görmüyor gözüm. Zaten 3 ay sonra da evlenme kararı alıp, hızlı bir şekilde hayatlarımızı birleştirdik. Bilinçli bir seçimle, bir ev açmadık, mobilya almadık, bunlara ihtiyaç duymadık, tanıştığımız günden bu güne evimiz teknemiz. İlk teknemiz tek gövde bir yelkenli idi, 2 yıldır da çift gövdeli yelkenlimiz, 421 Lagoon Katamaran Özi’de yaşıyoruz.  Biz hayallere yelken açmış, ertelemeyip o adımı atmış bir çift olarak da, herkes için, her koşulda, bakış açısını değiştirerek “Başka Türlü Yaşamak Mümkün” diyor ve deneyimlerimizi sosyal medya hesaplarında “baskaturluyasamak” olarak paylaşıyoruz.

Koronavirüs salgını sizi hangi yönde etkiledi?

Öncelikle ben yaşadığım her ana bir yolculuk gibi bakıyorum ve bu süreç de bir yolculuk ya da genel anlamda yolculuğun bir parçası. En önemli etkisi planlarımızı, en büyük hayalimizi ertelememize sebep oldu. Denizlerdeyiz Amatör Denizciler Derneği  (DADD) ile tüm Karadeniz ve Akdeniz Kıyılarını (Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti de dahil) gezdik. Anadolu’nun denizlerle çevirili üç bir yanını gezip, Yunanistan’a, Adriyatik’e kıyısı olan tüm ülkelere ( Arnavutluk da dahil) yelken açtıktan sonra rotamızı daha uzaklara çevirmek istedik.  Okyanus ötesine geçip sonrasında da aheste aheste gezegenimizin etrafında turlamaktı hedefimiz ama olmadı demek ki hayırlısı bu imiş.  İsteğimiz sadece denizde olmak değil karada da gezmek ve görmek olduğu için, sınırların kapanması bizim için hoş olmadı. Onun dışında bence tüm insanlığa şunu sorgulattı; neye ihtiyacım var, önceliklerim neler?  Zaten aslında deniz ve doğada yaşam bize bunu zaten sorgulatıyor.

 

Aslında hepimizin döneceği yer doğa. Eğer denizi ve tekne yaşamını gerçekten deneyimlediyseniz, değişkenliğe ve ona uyum sağlamaya zaten alışmışsınızdır. Başıma bir iş gelmeyecekse şunu itiraf edeyim; yaşattığı psikolojik gerginlik ve duyduğumuz kötü haberler, sevdiklerimizi, ülkemizi dünyayı düşünmenin verdiği kaygı dışında bizim hayatımızda, yaşam alanı ve bunun yaşattığı psikoloji anlamında çok da bir şey değiştirmedi, şükür ki. Zaten alışveriş merkezlerine ya da arkadaşlarla dışarı kahve içmeye gitmek bizim için sınırlı yapılan bir eylemdi; sinemaya gitmek benim için özel gün aktivitesi olmuştu, ki sinemaya bayılırım. Dostlarla olmayı onlarla birlikte büyük masalar etrafında sohbet edip, müzik ve yemek yapıp, şen kahkahalar atmayı özlemiyor muyuz? Tabii ki özlüyoruz. Farkı yok kısmına biraz açıklık getirsek; daha küçük alanda, daha az tüketmek üzerine kurulu aslında hayatlarımız.  Ya da isteklerimizi bulunduğumuz koşullara göre şekillendiriyoruz. İstekler ve ihtiyaçlar arasında bir denge kurmaya çalışıyoruz.

Doğa kendine gelmeye çalışıyor ve uyumlanabilen daha sağlıklı bir zihinle devam ediyor hayatına.

Denizde yaşamayı neden seçtiniz? Koronovirüs öncesi nasıldı tekne yaşantınız?

Pandemi öncesi sürekli gezerdik. Dadd ile rallilere katılırdık, bu yaz en sabit kaldığımız yazımız oldu.

Deniz çok alışageldik gelecek belki ama gerçekten özgürlük demek. Denizde daha güvende hissediyoruz. Şehrin sıkıntılarından, kalabalığından stresinden uzak olmayı tercih ettik, doğayla iç içe. Sonsuz maviliklerde olmak, kendinin, bedeninin, ruhunun sınırlarını yoklamak keyifli ayrıca her daim seni dinç de tutan bir çaba. Evet, teknede bir sürü kısıtlılık var. Alanınız sınırlı ama eşyadan azade olmayı öğreniyorsun, eşyanın kölesi olmama üzerine denemeler yapıyorsun. Her şey, göçer, gider şu hayattan, en sevdikleriniz bile,  o vazgeçemem, onsuz yapamam dediğin şey de olmayı verse ne olacak ki… Denizde; doğa dostu enerjinin, az tüketmenin yöntemlerini ararsın.  Doğayı daha az kirletmek için çaba sarf edersin. Öyle otel tatillerine gitmezsin ama bir gezginin de dediği gibi gökyüzünde milyon yıldızı seyrederek milyon yıldızlı otelde kalırsın adeta.

Kimi sabahlar, günün sessizliğinde doğanın sevinç gözyaşları misali bereketiyle dolaşırsın otların, ağaçların, çiçeklerin arasında, toprağa basa basa, kuş cıvıltıları eşliğinde… Ağaçlarla konuşursun, dua edersin; “beni öyle bilge yap ki her yaprağa ve her kayaya saklamış olduğun dersleri öğreneyim” diye, sakince her şeyi örten, bedenin çoğu, yaşamın kaynağı olan suyun felsefesini kavrayayım diye.

Denizde yaşamak sizde hangi duyguları uyandırıyor, su küre mavi dünyayı nasıl algılıyorsunuz?

Rüzgarla güneşin, denizi tuval eylerek, sahneye koyduğu ışık oyununa tanıklık edersin. Televizyon karşısında geçen sessiz akşamlar yerine, evrenin her gece emrinize amade ettiği o görsel şölen eşliğinde, samanyolu galaksisini seyredip, kim daha çok takımyıldızı tanıyor kavgası edersin, kim daha çok yıldız kaydıracak diye yarışırsın. Kah kafanı kaldırıp yıldızlara değersin, kah kafanı eğip atlas yorganın simlerine, sakinlerinin döktüğü pullara dokunursun. Yaradılışın muhteşemliğine, evrenin nuruna dalarsın. Alanımız dar ama birbirimize daha çok temas ediyoruz böylece…

Taze sebze meyveye ulaşamıyorsak üretmeye çalışırız o zaman. Kendi kendine yetebilmenin, bebek adımlarını planlarken, doğa ile hamhallenirsin, toprağı anlamaya çalışırsın, bir avuç toprakta, küçücük bir tohumdan çıkan fidenin, coşkusunu, tazeliğini, yaşam sevincini, mücadelesini görürsün… O fideyi beklemenin sabrını ve toprakta gördüğün o küçük hareketlenmenin heyecanını deneyimlersin. Şaşa kalırsın, doğa ananın eli bolluğu karşısında. Bir avuç toprakla, seni beslemeye kalkan doğa, müdahale etmesen, ne de bereketli olduğunu gösterir sana… Pencereden trafik sesi yerine, cırcır böcekleri ve baykuşların dile getirdikleri o ezgiyi dinlersin. Geceleri, yakamozlar eşliğinde her hareketinde saçılan yıldız tozları ile yüzersin. Hala 3-4 yaşlarındaki çocuk gibi denizi kızı olabilme ihtimalini düşleyecek kadar aklı havada olursun. Her gördüğümde yanlarına atlamamak için kendimi zor tuttuğum yunusların dansını doğal yaşamlarında seyredebilirsin.

Akyalarla oynaşabilir, suyla konuşursun. Meraklı balıklarla arkadaşlık edip “balık gibi meraklı” olursun. Teknede ziyan etmemek için her bir nimeti, çaba sarf etmeye alışırsın. Her daim vücudunda var olan morluklarla ve güneş altında izi kalan yaralarla barışmaya çalışırsın. Güneşin altında netleşen kırışıklıkların ve çillerin en güzel makyajın olur. Ve tüm bunları bu başta saydığım yokluklarla yaşarsın. Bu olamama, yapamama, yok’ların ardında “var”ları görmek en güzeli, tüm bu kısıtlanan özgürlükler başka özgürlükleri beraberinde getiriyor.  Korona günleri olumluya dönmek için bakış açınızı değiştirmenizi bekliyor belki sadece.  Yapamadıklarınıza odaklanmak yerine yapabileceklerinize odaklanarak. Doğanın sessiz çığlına kulak kabartıp yüzümüzü ona dönsek biraz. Daha çok hırsı yerine, yokluğun kazanımlarını görsek.  En büyük zenginliğimiz sağlığımız.

Bu süreçte izolasyonu nasıl geçirdiniz?

Denizde olmak doğal bir izolasyonu beraberinde getiriyor aslında. Özellikle de koyarda. Pandeminin ilk dönemlerinde korkudan karaya, insan olan yerlere yanaşmayıp olabildiğince teknenin sınırları kadar ihtiyaçlarımızı alıp, temas etmemeye çabaladık. Denizdeyken kendi izole gruplarımızı kurabiliyoruz denizde, böyle bir artısı var teknede olmanın. Keza ıssız adalarda ya da ormanlarda yürüyüş imkanımız da oldu. Denizdeyken bu daha kolay ama karada iken hele de marinadayken daha zor oluyor ister istemez minumum şartlarla da olsa çevremizle temas halindeyiz. Bizim şansımız doğayla iç içe olmaktı sanırım.

Peki salgın sonrası…

Bu sürecin bize öğrettiği şeylerden biri de plan yok, olsa da değişebilir, değişirse de sorun yok, uyumlan. Aynı deniz gibi. Lakin biz sanki uzaklara yelken açacakmışız gibi hazırlanmaya devam ediyoruz. Bu yıl sınırlar normale dönerse gitmek istiyoruz ya da bir sonraki yıl, tabii ki kısmetse. Eğer sınırlar kapalı olursa DADD ile tabii ki pandemi sürecine bağlı olarak Saroz körfezine doğru belki küçük bir grup gezisine çıkarız.  Ya da DADD’ın da ARC (Atlantic Rally for Cruisers) ’ı gibi Türk teknelerinin okyanus geçme rallisi (MARS) projesi var, belki ona katılırız. Bir de her şey normale dönerse, sevdiklerime korkusuzca, koklaya koklaya öpüp sarılmak istiyorum.

 

 

Koronavirüs gezegen seyahatini erteletti
343







Giriş Yap

Deniz Kartalı ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!