
Simgelerle ilgili birkaç olumlu örnek hatırlatmak isterim:
İstanbul’da 2. Boğaz Köprüsü’ne Fatih Sultan Mehmet ismi verilmesi son derece doğru simgesel bir mesajdır.
“Mavi Vatan Tatbikatı 2019”, Türk Deniz Kuvvetleri’nin 3 denizde aynı anda icra ettiği, gelmiş geçmiş en büyük deniz tatbikatıdır. Üstün başarıyla icra edilmiş ve neticelenmiştir. Bu ismin verilmesi fevkalade isabetli olmuştur.

Deniz Kuvvetleri’mizin ilk amfibi çıkarma gemisine (küçük uçak gemisi) “TCG Anadolu” isminin verilmesi de çok doğru ve simgesel değeri olan bir karardır.
Olumsuz örnekleri de hatırlayalım:
ABD’nin “Bağımsızlık Günü”nün yıl dönümü olan 4 Temmuz 2003’de ABD askerleri tarafından Türk askerinin başına “çuval geçirilmesi” asla unutulamayacak bir utançtır. ABD bu kalleşliği ve ahlâksızlığı bir simge olan o tarihte özellikle yapmıştır.
Bir diğer örnek, Cumhuriyet Bayramı’mızın yıl dönümü olan 29 Ekim 2004 tarihinde dönemin Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ve Dışişleri Bakanı’nın, Türk düşmanlığıyla maruf Papa X. Innocent’ın heykeli önünde Avrupa Anayasası’nı imzalamalarıdır. Takvimde başka gün yokmuş gibi! Bir başka simgesel tarih!
İçimizdeki hainler, 15 Temmuz’a giden yolun ilk taşlarını döşerken alçak kumpas davalarının ilkine “Ergenekon” adını vererek, bu simge üzerinden doğrudan Türklüğe ve Türk Milleti’ne saldırmışlardır.
Yunanistan, 12 Adalar’da yaptığı askerî tatbikatlardan birine, “Yunan İsyanı” sırasında Osmanlı gemilerini yakan Yunan’lara ithafen “Pirpolitis” ismi vermiştir.
Olumlu ya da olumsuz, bu neviden onlarca, yüzlerce örnek verilebilir…
***

Bu simgeler bir ülke için olumlu mana yaratacak biçimde kullanıldığında topluma ve iç kamuoyuna çok büyük moral aşılar. Mesela, “Mavi Vatan Tatbikatı 2019” ismi böyle bir etkiye sahiptir.
Aksi bir kullanım da tam tersi etkiler yaratır.
***
Bu girişi ve hatırlatmaları yaptıktan sonra, konuyu Mersin üzerinden verilmesini önerdiğim çok önemli bir simgesel mesaja getirmek istiyorum.
Türk Ordusu’nun yurt sathındaki yapılanması ve konuşlanması tamamen askerî uzmanlık konusudur. Bu konuların uzun yıllar içinde çok iyi analiz edildiğinden, üzerinde çok dikkatle çalışıldığından ve en iyi sistemin kurulduğundan en ufak kuşku duymam.
Ayrıca, mesleğim olmadığından, benim bu ihtiyaç ve gereklilikleri bilmem söz konusu olamaz.
Mersin’de konuşlu bulunan Akdeniz Bölge ve Garnizon Komutanlığı da hiç şüphesiz ki tüm askerî şartlar ve gereklilikler göz önüne alınarak tesis edilmiştir.
Mevcut yapısıyla yüklenmiş olduğu çok önemli vatan görevini de en iyi şekilde ifa ettiğine eminim.
Herhangi bir yeniliğe ya da komuta seviyesinin yükseltilmesine bir ihtiyaç duyulmamasını da son derece normal bulurum.
Fakat az evvel de anlatmaya çalıştığım gibi, bazı hâllerde devletlerin aldığı bazı kararlar mesaj niteliği taşımalıdır.
***

Mersin, Türkiye’nin denizcilikteki en önemli şehridir. Jeostratejik, jeopolitik ve jeoekonomik değeri paha biçilmezdir.
Türkiye’nin Kıbrıs’a en yakın noktasıdır, Taşucu Tersanesi Batılı emperyalistlerin huzurunu kaçırmıştır, Doğu Akdeniz’de yaşananlar ve yaşanacaklar her geçen gün Mersin’in önemini artırmaktadır. Ayrıca sağladığı ekonomik değer çok önemlidir.
Bu itibarla, Batılı emperyalistlere ve tüm dünyaya Mersin üzerinden mesaj verilebilir. Bunun için de Mersin Garnizon ve Akdeniz Bölge Komutanlığı’nın komuta seviyesi tek yıldızdan iki yıldıza; Tuğamiral rütbe düzeyinden Tümamiral’e çıkarılabilir.
(Bu değişikliğin askerî değil, moral gereklilikten yapılmasını öneriyorum.
Fakat Yunan’ın ve Rum’un saldırganlıklarını had safhaya çıkarttıkları, Yunanistan, İsrail ve GKRY’nin kurdukları “şer ittifakı” ile Doğu Akdeniz’de aleyhimize faaliyet gösterdikleri, yine Yunanistan’ın geçtiğimiz aylarda Fransa’dan 19 adet Rafale harp uçağı alım anlaşması imzaladığı, F-35 projesi kapsamında harp uçağı alma girişiminde bulunduğu göz önüne alındığında ve Mersin’in jeostratejik önemi göz önüne alındığında askerî açıdan bir gerekilik de söz konusu olabilir.)
***

Hatırlayacaksınız, daha evvelki bazı yazılarımda, “Türk halkına ve dosta güven, düşmana anlamlı mesaj verecek” bazı jestler yapılmasını önermiştim.
Bu kapsamda, Genelkurmay Başkanı’nın denizci olmasını, Genelkurmay II. Başkanlığı görevinin bir Oramiral’e verilmesini önermiştim.
Lütfen artık görelim ve anlayalım: Kumpas davaları pek çok amaca “hizmet” için yapıldı. Fakat en önemli hedefi Türk Deniz Kuvvetleri’nin kolunun kanadının kırılması, etkisiz hâle getirilmesiydi. Sadece bu bile gözümüzü açmaya yetmelidir. Batı emperyalizmi Türkiye’de güçlü bir Donanma is-te-mi-yor! Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bunları gördüğüne şüphem yok. O hâlde tüm kuvvetimiz ve yoğunluğumuzla Türk Deniz Kuvvetleri’ni güçlendirmeliyiz.
Çok merak ediyorum, Deniz Kuvvetleri Komutanı “devlet katında” bu konularla ilgili öneri ve taleplerde bulunuyor mu acaba?

MEHMET SEMİH NANE



















