Sovyet Rusya’da olmayan stratejik maddeler kauçuk, nikel, tungsten, antimuan ve kalay
Rus toprakları yeryüzünün yüzde 15’ünü kaplar. Kızıl çarlık Avrupa’nın yarısına, Asya’nın büyük bir kısmına hâkimdir. Peyklerile karadan muvasalası olduğu için onların da her türlü kaynaklarını sömürecektir. İaşe maddelerinin ve 22 stratejik ham maddenin hemen hemen hepsi kızıl çarlığın topraklarında istihsal edilir Sovyet Rusya’da olmayan stratejik maddeler kauçuk, nikel, tungsten, antimuan, kalaydır. Kurşun nitratları, alüminyum, boksit ile çinko da kâfi miktarda mevcud değildir. Sovyet Rusya sun’î kauçuk ile bu ihtiyacını kısmen karşıladığı gibi, kauçuk yetiştiren güneydoğu Asya topraklarını da istilâ edebilir. Kendisinde kâfi miktarda mevcut olmayan diğer hammaddeleri de peyklerinden tedarik eder. Bu itibarla Sovyet Rusya’nın ablukailen sıkı bir surette tazyikı mümkün değildir.

Müttefiklerin Deniz Stratejisi
Müttefiklerin deniz stratejisi, deniz hakimiyetini elde tutarak, ablukadan ziyade, Sovyet Rusyanın can alacak yerlerine çıkarmalar yapmak olacaktır. Deniz hakimiyeti, Müttefiklerin birbirlerine her türlü yardımı yapmalarını da temin edecektir. Deniz hakimiyeti sayesinde Müttefikler, dünyanın bütün kaynaklarından faydalanmak imkânını bulacaklardır. Gene deniz hakimiyeti sayesinde, Müttefik uçak gemilerindeki deniz – hava kuvvetleri, Sovyet Rusya kıyılarına sokularak her istedikleri zaman, her istedikleri yeri şiddetle bombardıman edebileceklerdir.
Deniz hakimiyeti, deniz üstü ve deniz altı gemileriyle, deniz-hava kuvvetleriyle temin edilir. Bu bakımdan müttefiklerin sahip oldukları deniz üstünlüğünün ne kadar büyük olduğunu anlamak için aşağıdaki cetvele bir göz atmak yeter.
Müttefik ve Kızıl Kuvvetler Arasında Bir Mukayese
Gemi Sınıfı Müttefikler Kızıllar
Zırhlı 26 5
Uçak Gemisi 132 1
Kruvazör 134 18-21
Muhrib 599 44
Denizaltı 304 307-357
Firkateyn 676 42
Hesapta İngiliz dominyonlarından Atlantik Paktı’na dahil olduğu için yalnız Kanada’nın deniz kuvvetleri hesaba katılmıştır. Halbuki, İngiliz Milletleri camiasına dahil bulunan Avustralya, Yeni Zelanda, Güney Afrika İttihadı, Hindistan ve Pakistanın da deniz kuvvetleri vardır ki bunlar da topyekûn 2 uçak gemisi, 6 kruvazör, 16 muhrip, 24 firkateyndir.

Kızıllar Denizaltı Harbine Bel Bağlıyorlar
Bu mukayese gösteriyor ki, Sovyet Rusya’nın deniz stratejisi, Atlantik Paktı devletlerinin müşterek muazzam denizüstü armadasına mukabil, denizaltı kuvvetlerine bel bağlamıştır. Sovyet Rusya denizaltılar ile müttefiklerin deniz hakimiyetini baltalamaya çalışacaktır. Kızıl çarlık, bunu Birinci ve İkinci Dünya Harblerinde Almanlardan öğrenmiştir. Fakat –daha evvel Cumhuriyette çıkan yazılarımızda bahsettiğimiz gibi– Birinci Dünya Harbinde 385, ikincisinde 1000 kadar Alman denizaltısı çok kuvvetli tekniklerine ve büyük cesaretlerine, azamî fedakârlıklarına ragmen, Müttefiklerin deniz hakimiyetlerini sıfıra indirmeğe ve onların denizlerden faydalanmalarını önlemeğe muvaffak olamamışlardır. Sovyet Rusya’nın da, şu birkaç yıl içinde sahip olmaya çalıştığı 1000 denizaltıyı inşaya muvaffak olarak harbe bu kadar denizaltı ile girse dahi, deniz hakimiyetini Müttefiklerin elinden alabileceği kabul edilemez. Çünkü deniz üstü kuvvetleri ve teknik bakımlardan Müttefiklerden çok üstün olan Müttefikler de boş durmamakta, denizaltılara karşı her türlü tedbiri almaktadırlar.

İki Dünya Harbine Göre Ruslar Muvaffak Olabilirler mi?
Yarının denizaltı harbi, öyle karşılıklı, öyle çetin bir savaş olacaktır ki, denizaltılar hava kuvvetler ile beraber çalışarak, birçok gemi batıracaklardır. Nitekim, Birinci Dünya Harbinde 11,250,000 tonluk 4837 ticaret gemisi Alman denizaltıları tarafından batırılmıştı; İkinci Dünya Harbinde ise bunlar 14,250,000 tonluk 2275 gemi batırmışlardır. Bu yekûnlarda Alman denizaltılarının batırdığı harp gemileri dahil değildir.
Yukarıda verdiğimiz rakamlarda dikkate alınması gereken iki nokta vardır. Birinci Dünya Harbinde 385 Alman denizaltısı, 45 ayda 11 milyon 250 bin tonluk gemi batırdıkları halde, ikincisinde 1000 denizaltı gemisinin 67 ayda elde ettikleri fazlalık ancak iki milyon tondan ibaret kalmıştır. Bu, müttefiklerin denizaltılara karşı açtıkları mücadelenin, ikinci harpte birincisinden daha müessir olmasından ileri gelmiştir. Bu sayede İkinci Dünya Harbinde hem sayıca 615 tane fazla oldukları, hem de denizaltı harbi 22 ay daha fazla sürdüğü halde, Alman denizaltı harbi, son harpten birincisinden nisbet itibari le daha az muvaffak olmuştur.
Üçüncü Dünya Harbinde de Rus denizaltı gemilerinin bir çok gemi batıracaklarını, fakat müttefiklerin deniz hakimiyetinden faydalanmalarını önleyemiyerek sonunda mağlûb olacaklarını, kabul etmek doğru bir tahmin olur. Neticede denize hakim olan taraf, Birinci ve İkinci Cihan Harblerini olduğu gibi üçüncüsünü de kazanacaktır.

Sovyet Rusyanın Hâkim Olmak İstediği İç Denizler
Atlantik Paktına girişimizi sağlayan tasarının Büyük Millet Meclisinde müzakeresi sırasında sayın emekli General Ali Fuad Cebesoy, “mefrud mütecavizin büyük denizlere hakim olamadığını ve olamayacağını düşünecek olursak onun büyük kuvvetlerle karadan taarruz ve iç denizlere hakim olmak isteyeceği kolaylıkla tahmin edilebilir” demişti. Bu iç denizler neresidir? Sovyet Rusyanın etrafını saran denizlere bir göz atarsak görürüz ki, bu iç denizler Avrupa’da Karadeniz Baltık Denizi ve Beyaz denizdir. Kuzey buz okyanusunun Sovyet Rusya’nın kuzey sahillerini yıkayan Barents, Kara ve Nordenskiold denizleri denilen kısımları da birer iç deniz telâkki edilebilir. Uzakdoğuda Behrring, Okosk, Japon denizleri ile Sarı deniz, doğu ve güney Çin denizleri de, Kızıl Rusyanın denizüstü ve denizaltı ve hava kuvvetleri için birer iç deniz telâkki edilebilir.
Karadeniz ile Baltık’ın ehemmiyeti
Bütün bu iç denizlerden Sovyet Rusya için en mühim olanı Karadeniz ile Baltık denizidir. Bilhassa Karadeniz –Ukrayna, Kırım ve Kafkasya kıyıları, Sovyet Rusyanın hububat, petrol ve kömür kaynakları olduğu için– büyük stratejik ehemmiyeti haizdir. Nitekim 1855 Kırım Harbinde, müttefikler, Çarlık Rusyasına Kırım bölgesinden taarruz ederek Sivastopol kalesini zaptetmek suretile Rus hükûmetini barışa icbar etmişlerdi.
Birinci Dünya Harbinde de Türkiye’deki Alman askerî heyeti Reisi, General Liman Von Sanders, sanki Karadenize hakim imişiz gibi Kırım ve Ukrayna kıyılarına asker çıkarmayı düşünmüş, Osmanlı Ordusu Genelkurmay Başkanı vaziyetinde olan General Bronzart da merhum Enver Paşayı, 1914 sonbaharında Kafkasyadaki Rus kuvvetlerine karşı taarruza teşvik etmişti.
İkinci Dünya Harbinde de, 1941de Moskova ve Leningrad’ı zapt edemeyen Hitler, 1942de Karadeniz kıyıları boyunca yaptığı büyük taarruzla Güney Rusya arazisini işgal ederek Kafkasya’nın yarısını ele geçirmiş, Stalingrad kapılarına kadar dayanmıştı. Eğer Kafkas dağlarıyla Stalingrad önünde Alman ordusunun nefesi kesilmeseydi, ve Amerika’nın İran yoluyla Ruslara yaptığı muazzam yardımlar olmasaydı Hitler’in Sovyetleri kat’î mağlûbiyete uğratması galip bir ihtimaldi.

İki mühim stratejik kapıyı elde tutmak lâzımdır
Üçüncü Dünya Harbi olursa Kızıl Çarlık, güneyde Karadeniz’in ve kuzeyde Baltık denizinin kapılarını teşkil eden boğazları ele geçirmek isteyecektir. Atlantik Paktı devletleri de bu büyük stratejik ehemmiyeti haiz kapıları kızıllara kaptırmamak, Karadenize ve Baltığa hakim olarak Sovyet Rusyayı can damarlarından vurmak isteyeceklerdir. Karadenizin kapısını müdafaa ve muhafaza etmek Türkiyeye ve küçük Danimarkanın elinde bulunan Baltık kapılarını da Rus denizaltılarına kapayarak müttefik deniz kuvvetlerine açık tutmak vazifesi de en ziyade Batı Almanya ile müttefik deniz ve hava kuvvetlerine teveccüh edecektir.
Atlantik Paktı devletlerinin harb plânlarında bu iki kilit mevziin müdafaası, en büyük ehemmiyetle göz önünde tutulmak icab eder. Karadeniz yolunun açık kalması için de Türkiye’nin kara ordusu gibi deniz ve deniz hava kuvvetlerinin, müttefik deniz ve hava kuvvetleri gelinceye kadar, vaziyete hâkim olabilecek kifayette bulunmaları şarttır.




















