1. Haberler
  2. Bizim Denizler
  3. S’AGAPO… DİYEBİLMEK… KAPTAN MEHMET ALİ SÖKMEN YAZDI

S’AGAPO… DİYEBİLMEK… KAPTAN MEHMET ALİ SÖKMEN YAZDI

Dünyayı algılamak için kabul ettiğimiz doğrular sistemine ya da yaşama bakış açımıza ve bunun sonucunda ortaya çıkan davranış biçimimize kendi paradigmamız diyoruz. İnsanlar zamanla ailesi başta olmak üzere, içinde yaşadığı toplum; kültür ve eğitim ortamı neticesinde sahip olduğu meslek ve meslektaşlarının davranışları kişinin duygu ve düşünce dünyasını ve en önemlisi davranışlarını oluşturuyor.

featured
"Sagapo" ("I love you" in greek) drawn on a car windshield covered with fresh snow.
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Toplumsal paradigmalarımızı ne zaman yargılar, analiz ederiz?

Her toplumun kendine özgü gelenekleri kısaca bir kültürü vardır. İnsanlar kendi paradigmalarını oluşturana kadar yakın çevrenin, meslek büyüklerinin kendisine sunduğu paradigmaları uzun süre doğru sayarak yaşar. Toplumsal paradigmalarımızı ne zaman yargılar, analiz ederiz? Bilimsel düşünceyle tanışana kadar. Gerçeğe saygı duyana kadar. Bundan sonra kişi, aldığı eğitim ve o güne kadar kendisine verilen toplumsal bakış açısını sorgulayarak kendi kişisel paradigmasını oluşturur.

İşte burada kişisel paradigmalar toplum için, gelecek için, içinde bulunduğu meslek ve meslektaşlarının toplu menfaati için ise mesele yok. Ama şahsi menfaati için ise kendisine ve ait olduğu topluma büyük zarar verir. Bugün paradigmalar sarsılmış hatta eksen değiştirmiştir. Özellikle toplumun yönetici kimliklerinde görülen paradigma felci toplumun belli bir kesiminde, bazı iş kollarında ciddi bir “ paradigma değişikliği” yaratmıştır. Bu sorun, toplumsal bunalımı da beraberinde getirmiştir.

Kişiler sahip oldukları yaşam öğretilerini ekonomik çıkarları ve akıl dışı bakış açılarıyla yitirmişler, toplum bilincinden ve sorumluluğundan uzaklaşıp sağlıksız davranışlarıyla (paradigmalarıyla) hareket etmeye başlamışlardır. Bunlar; menfaatleri  doğrultusunda hareket ederken insani değerleri, meslek etiklerini hatta daha ilerisi komşuluk hukukunu göz ardı etmiş, gelişmemiş sosyal bilinçleriyle yaptıklarından en ufak biçimde rahatsızlık duymadan görevlerine devam etmişler ve etmektedirler de !!!

FOÇA’DAKİ BULUŞMA

Buraya  kadar anlatmak istediğim insanların paradigmalarının kültürel ve ekonomik olarak toplum değerlerini nasıl etkilediğidir.

Hemen belirteyim “ paradigma” konusu; 2002 yılında Foça’da Avni Arbaş’ın davetlisi olarak gelen, mesleğini açıklamayan hanım misafirinin konferans niteliğindeki sohbetinden çok etkilenmiş ve yaşadıklarımı göz önüne alarak not tutmuştum.

Yaşamım içinde yaşadığım ülkenin paradigma değerlerini topluma ve bireylere nasıl yansıdığını çok düşündüm. Meslek icabı bir çok ülkeye gittim. Merakım o ülke insanlarının davranışları, canlılara karşı gösterdikleri ilgi ve o ilgiden kendilerine dönen mutluluk.

Meslek mesuliyeti benim önceliğim olduğu için bir çok ülkenin liman sınırları dışına çıkamadım. Liman işçilerinin paradigmaları ise değişik farklılıklar gösterir. Mesela Liverpool’da paydos zili çalınca işçiler tulumlarını çıkarır koşarcasına limanın karşısındaki pub’larda soluğu alırlar. Direk evine giden yoktur.

İtalyan liman işçileri çalışmamak üzere işe gelir. Pazartesi sabah ambarların başında toplanır, futbol sohbeti başlar. Az sonra kavga çıkar, alesta bekleyen polis hepsini toplar götürür. Öğleden sonra karakolda kimin şampiyon olacağı belirlenmiştir. Gemiye gelirler ve bir zahmet ambara inerler. İki saat çalışır çalışmazlar yukarıdan bir düdük ambardan çıkarlar. İki saat grev. Sendika harekete geçmiştir. Kısacası iki günlük iş beş günde biterse büyük şans.

Bizim liman işçilerini düşünüyorum da ne pubları var ne de sendikaları. Ay sonu nasıl gelir kim bilir. Bu da bizim paradigmalarımız.

 

Rusya, Ukrayna çok gittiğim dışarı çıkıp insanlarla karşılıklı sohbet ettiğim ülkeler. S.S.C.B den sonra dağılan ve kendi geleceklerini tayin etme yetkisine sahip ülke insanları eski ve yeni sistem arasında ikilem yaşıyorlar. İki ülkenin de toplum olarak paradigmaları “ materyalist “ koşullarda birleşirken yaşlı kesim eski düzenin rahatlığını gençler ise elde ettikleri fakat tam olarak faydalanamadıkları yeni düzenin serbest getirilerini öne çıkarıyorlar. Dostluklar, beraber hareket etme paradigmaları henüz gelişmemiş. Yalnız dostum Kaptan Igor, 3 sene Küba-Havana’da öğretmenlik yapmış. Bu dönemde Rusya’ya hiç gelmemişler. Görev bitip eşiyle Leningrad’a dönünce çocuklarını, torunlarını görmeden valizlerini eve bırakıp doğru operaya koşmuşlar. Bu da başka bir paradigma.

Yunanistan’da özel dostlarım, arkadaşlarım var. Burada hayat sevgi üzerine kurulmuş. Mesela arkadaşım Anthony’nin eşi Tasia bahçede eğilmiş konuşuyor. Kulak verdim bir haziran gülüyle sohbette. Devamlı sa – ga – po (seni seviyorum) diyor ve gülü okşuyor. Ayrıca bir sokak hayvanına da aynı sevgi ifadeleri bunlar. Kedi, köpek, kuş fark etmiyor. Ayrılırken “yasas” (görüşmek üzere) diyor. İşte sevgi üzerine kurulan paradigmalar. Beni Yunan dostu, hayranı sanmayın.

Gördüklerim ve yaşadıklarım. Yaşam sevgisi bir kültürdür. Tıpkı çiçek sevgisi, tıpkı hayvan sevgisi, tıpkı müzik sevgisi gibi. Bu sevgi ya vardır, ya yoktur. Böyle bir sevgi pekişmemiş ise ; orada insanlar ne yaratıcı bir yaşama, ne keyifli bir yücelmeye fazla kulaç atamazlar.

Yaşam sevgisi; enerjinin yaşam zevkini kuşaklar boyu ortaklaşa yoğurmasından oluşur. Enerji yoksa orada sadece kurnazlık vardır. Kurnazlık da yaşam sevgisiyle yaşam zevkinin en amansız celladıdır. İşte bunları Yunanistan’da gördüm. Onların paradigmaları sevgi üzerine yani SAGAPO.

Onların paradigmaları…

Bizler : Bu dönemin en üzücü en çaresiz sonuçları. Çocukları ailelerinden koruyamadık. Diyarbakır’da Narin sekiz yaşında ailesi tarafından katledildi. Başka bir bölgemizde ; baba üç çocuğuna önce çok sevdikleri köfte ekmek yediriyor sonra üçünü birden öldürüyor. Tekirdağ’da iki yaşındaki Sıla komşu çocukları tarafından tacize uğruyor. Ailesi olaya sessiz kalıyor. Sonuçta hayatını kaybediyor.

Kadınlar günlük vaka gibi öldürülüyor. Ülke cinnet geçiriyor. Kimsenin umurunda değil. Protestocular polis baskısıyla karşı karşıya kalıyor.

Gençlerimizin yaşamasına izin verilmeyen bir ülke olduk. Gençler kaçıyor. Niye gidiyorlar diyoruz “ giderlerse gitsinler” diyorlar. Avrupa’ya Amerika’ya önce pazu ihraç ediyorduk şimdi beyin.

Tarihçi Reşat Ekrem Koçu, kitaplarında töreyi ve törenin gelişmesi sonucu toprak ağalarının Osmanlı’dan gelen bir çöküntüye sebep olduğunu anlatır. Burada “ paradigma” töredir. Herkes uymaya mecburdur. İnsan, töre icabı kul olarak kabul görmüştür.

Padişah İstanbul ve yakın ulaşabildiği bölgelerle ilgilenmiş, Akaliyet (Rum , Ermeni, Yahudi ) sarayda en önemli görevlere getirilmiş zavallı Anadolu halkı asker ve ektiği biçtiği emeğinin karşılığını saraya ve toprak ağalarına karşılıksız vermiştir.

“ Suyu arayan adam “ bu kitabı iki kere okudum. Şevket Süreyya Aydemir  “ otobiyografisini”  yani kendi hayatını yazmış. Geçmişimizi merak edenlere , ilgi duyanlara bir belgesel niteliğinde. Konu : İmparatorluk masalı, hürriyet sarhoşluğu, Turan hayali, kominizim – sosyalizm ideali ve Kemalizm realitesi.

Bu kitapta bugün yaşadığımız “ paradigmaların” nereden geldiğini niye Avrupa’ya, Akdenize bir türlü yaklaşamadığımızı açıkça görüyoruz. “ Dinimize, kinimize “ sahip çık önerileri ve sonuçta Sa – ga – po yu unuttuğumuz zamanların içindeyiz.

Kemal Tahir yaşasaydı “ Yorgun Savaşçı “ romanına ilaveten “ Yorgun yaşayan insanlar “ romanını yazar ve baskı rekorları kırardı.

KAPTAN MEHMET ALİ SÖKMEN

S’AGAPO… DİYEBİLMEK… KAPTAN MEHMET ALİ SÖKMEN YAZDI
0







Giriş Yap

Deniz Kartalı ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!