1. Haberler
  2. Bizim Denizler
  3. SEVR’İ YERLE BİR EDEN LOZAN’IN 101. YILI KUTLU OLSUN… KAPTAN SAİM OĞUZÜLGEN YAZDI

SEVR’İ YERLE BİR EDEN LOZAN’IN 101. YILI KUTLU OLSUN… KAPTAN SAİM OĞUZÜLGEN YAZDI

24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanmış olan “LOZAN BARIŞ ANTLAŞMASI” Türkiye Cumhuriyeti Devletinin var oluşunun, uluslararası düzeyde tanınmasının ve coğrafi sınırlarının (Misak-ı Milli) belirlenmesinin KURULUŞ (BELGESİ/TAPUSU) SENEDİDİR, TÜRK BOĞAZLARI SÖZLEŞMESİ İSE LOZAN BARIŞ ANTLAŞMASININ MÜHÜRÜDÜR.Türk Boğazları ve uluslararası deniz trafiği ile ilgili, bugün dahi geçerliliğini muhafaza eden uluslararası hususlar, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kuruluş yıllarında belirlenmiştir. İstanbul Boğazı, Marmara Denizi ve Çanakkale Boğazı’ndan geçiş yapan uluslararası deniz trafiğinin, bu günkü geçiş şartlarının ilkeleri, 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan, LOZAN BARIŞ ANTLAŞMASI ve bu antlaşma ile birlikte 14 Temmuz 1923 tarihinde (Lozan Öncesi) imzalanan “BOĞAZLAR REJİMİNE İLİŞKİN SÖZLEŞME” ile belirlenmiş ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin diplomasi zaferi olarak 20 Temmuz 1936 tarihinde imzalanan, Montreux Boğazlar Konferansı Tutanakları ile son şeklini almıştır.

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Sevr Antlaşması ile bütünlendiği sanılmış büyük bir yığınma

Lozan Barış Antlaşması, yenen ve yenilen devletler arasında değil, 1914 – 1918 Birinci Dünya Savaşını kazanan Müttefik Devletleri ile 1919 – 1922 İstiklal Savaşını kazanan Türkiye Devleti arasındaki ilişkileri ve oluşumları eşit koşullar içinde düzenlemiştir. (01)

Mareşal Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün, 1927 de Büyük Nutuk’ta söylediği gibi, Lozan Barış  Antlaşması, “Türk Ulusu aleyhine yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşması ile bütünlendiği sanılmış büyük bir yığınmanın (suikastin), çöküşünü gösteren bir belgedir. Sevr Antlaşması ulu önderimiz Mareşal Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ve Türk Ulusu sayesinde geçerlilik kazanamayan bir antlaşma olarak tarihin sayfalarına gömülmüştür.

Lozan Barış Antlaşmasının imzalandığı sırada, İstanbul Kenti ile birlikte İstanbul Boğazı ve Çanakkale Boğazı bölgelerinin Müttefik Kuvvetlerince işgal altında olması, barış görüşmelerinde Müttefikler için önemli bir baskı unsuru olmuştur.

Lozan Barış Antlaşmasının 23 Ağustos 1923 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde onaylanmasını müteakip, 04 Ekim 1923 tarihinde İstanbul ve “14 Temmuz 1923 tarihli Boğazların tabi olacağı rejime dair sözleme de belirtilen yerler hariç”, Boğazlar bölgesi boşaltılmış ve Türk Silahlı Kuvvetlerine teslim edilmiştir. 6 Ekim 1923 tarihinde, İstanbul’un kurtuluşu gerçekleştirilmiş ve 4 yıl 10 ay 23 gün süren İstanbul’un işgali sonlandırılmıştır.  1918 yılında İstanbul’a gelen Mustafa Kemal’in söylediği gibi “GELDİKLERİ GİBİ GİDERLER” sözü 1923 yılında gerçekleştirilmiştir. 29 Ekim 1923 tarihinde Cumhuriyet ilan edilmiş ve kurulan yeni devletin ismi “TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ” olmuştur.

24 Temmuz 1923 tarihinde imza edilmiş olan, Lozan Barış Antlaşmasının ekinde bulunan “Boğazlar Rejimine İlişkin Sözleşmenin” şartları, imzalanma tarihindeki Türkiye Devletinin uluslar arası tanınması zorunlulukları ve İstanbul’un işgal altında bulundurulması gibi sebepler nedeniyle kabul edilmek zorunda kalınmıştır.

Yeni Türkiye Devleti 1923 senesinde, ana hedefinin Türkiye Devletinin dünya devletleri tarafından uluslararası tanınması olduğu içindir ki, Lozan’da Boğazlar Bölgesinin belirlenen yerlerinin Silahtan Arındırılması ve Boğazlardan Geçişin Denetlenmesi işinin ve görevinin Milletler Cemiyetine bağlı, başkanı Türk olan, “Uluslararası Boğazlar Komisyonu’na bırakılmasını o günkü koşullar içinde başka bir çare kalmadığı için ve Milletler Cemiyeti’nin dünya barışını ve güvenliğini sağlayabileceği ümidi ile kabul etmek zorunda kalmıştır.

24 Temmuz 1923 tarihinden, 20 Temmuz 1936 tarihine kadar görev yapan Birleşmiş Milletler Teşkilatına bağlı “BOĞAZLAR KOMÜSYONU”, 14 Temmuz 1923 tarihinde imzalanmış olan “BOĞAZLAR REJİMİNE İLİŞKİN SÖZLEŞMENİN” kuralları doğrultusunda, boğazlardan geçen gemilerden tahsil edilen ücretler ile mali harcamalarını karşılayan bayrağı ve kendi bütçesi olan bir kuruluş olarak boğazlardan geçiş yapan deniz trafiğinin düzenlemesini gerçekleştirmiştir.

Bu müddet zarfında;  Türkiye Cumhuriyeti Devleti, 14 Nisan 1925 tarihinde “LİMANLAR KANUNU”nu, 19 Nisan 1926 tarihinde “KABOTAJ KANUNU”nu, 28 Temmuz 1926 tarihinde “İSTANBUL LİMAN TALİMATNAMESİ”ni (Bu talimatname içinde “İstanbul Limanı dahilinde intizam, inzibat ve seyrüsefer ile ilgili Ticaret Müdüriyeti ve Liman Riyaseti tarafından verilen emirlere riayet edilir” hükmü bulunmaktadır. 07 Ağustos 1933 tarihinde “İSTANBUL LİMAN NİZAMNAMESİ”ni ve 27 Eylül 1934 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile “İSTANBUL BOĞAZI’NDA SOL TARFİK DÜZENİ UUYGULAMASI” yönünde, İstanbul Boğazı için ulusal yasal düzenlemeleri ve uygulamaları yürürlüğe koymuştur.

Almanya’nın Ren Bölgesini silahlandırması ve Locarno Güvenlik Anlaşması

İlerleyen zaman içinde Milletler Cemiyeti’nin etkisini kaybetmesi, İtalya’nın ve Almanya’nın silahlanma politikası izlemesi, İtalya’nın Habeşistan’a saldırması ve 12 adayı silahlandırmaya başlaması, Almanya’nın Ren Bölgesini silahlandırması ve Locarno Güvenlik Anlaşmasının (01 Aralık 1925) sona ermesi, Avrupa’nın güvenliği konusunda ciddi tehlikeler doğurmuştur. (02)

Avrupa’daki siyasi durum gergin bir konuma gelince, Türkiye Boğazlar Sözleşmesinin değiştirilmesinin uygun zamanının geldiğine inanmış ve   ATATÜRK “Avrupa’nın durumu böyle bir girişim için elverişlidir. Bu işi kesinlikle başaracağız” demiştir.

Türkiye’nin varlığı ve tüm Ülkesinin güvenliği sorunu olduğu içindir ki, Cumhuriyet hükümetinin, durum ve koşulların gerektirdiği önlemleri alarak, ulusu önünde kendisine düşen sorumluluğu üstlenmek zorunluluğunu duyması olasılığının var olduğu gündeme getirilmiştir.

Türkiye’nin Cumhuriyet Hükümeti, Ülkesinin saldırıdan korunmasını sağlayacak, güvenlik koşulları içinde ve Akdeniz ile Karadeniz arasında ticaret ulaşımının her zaman gelişmesine yararlı en liberal bir düşünce ile Boğazlar Rejimini düzenleyen antlaşmaların, yakın bir gelecekte yapılmasına hazır olduğunu, Boğazlar Sözleşmesine katılmış olan devletlere bildirmekle onur duyar şeklinde belirtmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti Birleşmiş Milletler (Cemiyeti Akvam) ve Lozan Barış Antlaşmasının imzacı devletleri nezdinde birçok girişimlerde bulunmuş, girişimleri bir çok kez reddedilen Türkiye Cumhuriyeti Devletinin uyguladığı olumlu politika ve “YURTTA SULH, CİHANDA SULH” ilkesi doğrultusunda çevresindeki ülkeler ve Lozan Anlaşmasının imzacı ülkeleri ile geliştirdiği dış politikadaki dostluklar sonrasında, 10 Nisan 1936 tarihinde Cemiyeti Akvam nezdinde yapmış olduğu girişim olumlu değerlendirilmiştir.

22 Haziran 1936 tarihinde saat 1600 da başlayarak, 20 Temmuz 1936 tarihinde imzalanan senetlere kadar “MONTREX BOĞAZLAR KONFERANSI” çetin çekişmeler içinde, iki ana tez etrafında gelişmiştir. (02)

Bunlardan birincisi, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği baş temsilcisi Maxime LİTVİNOF tarafından savunulmuş ve genellikle Karadeniz’de kıyısı olan diğer ülke temsilcilerince desteklenmiştir.

İkincisi ise, Birleşik-Krallık Baş Temsilcisi Lord STANLEY başta olmak üzere, Karadeniz dışında bulunan Ülke temsilcileri tarafından ileri sürülmüş ve desteklenmiştir.

Konferansın davetçisi olan Türkiye ise, bir yandan Ülkesinin Lozan’da açık bırakılmış bulunan güvenliğini ve Boğazlardaki egemenlik haklarını sağlamakla birlikte, öte yandan bölge ve dünya barışını koruyabilmek için ilgili ülkelerce ileri sürülen farklı görüşlerin bağdaştırılabilmesinde bir denge unsuru olmak gayreti içinde çalışmıştır.

Konferans çalışmaları aşamasında; Montreux’un yürürlükte kalma süresi uzun tartışmalara yol açmıştır. İngiltere elli yıl geçerli olmasını isteyerek en uzun süreli öneriyi getirmiştir. Sovyetler birliği Türk tezine yaklaşarak Sözleşmenin 10-12 yıl geçerli olmasını istemiştir.

 MONTREUX BOĞAZLAR KONFERANSI TUTANAKLARI VE BELGELERİ DİKKATLE İNCELENİRSE, görülecektir ki, bu müzakerelerde Türkiye Cumhuriyeti doğu-batı arasında kıymetli bir denge ve dünya siyaseti arenasında itibarlı bir kuvvet unsuru olarak dikkatleri üzerinde toplamıştır.

Nitekim konferansa katılanların hiç birisi Türk tekliflerinin karşısına çıkmamış, böyle bir davranıştan daima uzak kalmıştır. Bu bakımdan konferansın açılışında, katılan devletlerin Baş Temsilcilerinin konuşmaları dikkatle incelenmeye değer.

MONTREUX BOĞAZLAR KONFERANSI, Genel Oturumlarında konferans delegelerinin yaptığı konuşmalardan bazıları

Konferansın Başkan Yardımcısı ve Redaksiyon Komitesi Başkanı: Yunan Baş Temsilcisi, Nikolas POLİTİS:

Bu konferansın uluslararası haklılık bakımından başarıya ulaşmasına büyük önem veriyordum. Bu itibarla bana verilen görevi başarmaya çalıştım. Türkiye buradan dünyaya haklılığın sancaktarı, Uluslararası uzlaşmanın koruyucusu ve barışın düzenlenmesinin savunucusu olarak çıkmıştır. Türkiye’yi yücelten her şey, dostları için bir kazançtır. Açıkça söylemek isterim ki, bana burada elimden geldiği kadar çalışmakta güç veren, bu duygu olmuştur. Çünkü Türkiye’nin kazancı dolaylı olarak benim ülkemin kazancıdır.

İsviçre Siyasal Federal Daire Başkanı (B. MOTTA):

Konferansın açılış söylevinde; Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, diplomatik önemli bir sorunun çözüme bağlanmasında, yüksek düzeyde dürüst davranmanın ve en uygun yöntemi kullanmanın, en istenir güzel bir örneğini vermiştir.

Türkiye Dışişleri Bakanı (Dr. Tevfik Rüştü ARAS):

“TÜRK ÜLKESİNİN GÜVENLİĞİNİ TEHLİKEYE SOKABİLECEK GERÇEK YÜZER KALELER OLARAK ORTAYA ÇIKAN SAVAŞ GEMİLERİNİN GEÇİŞİNİ YASAKLAMAK OLMAK GEREKİR”

Baylar, biz size ticaret gemiciliğinin tam özgürlüğünü göz önünde tutan ve TÜRKİYE’NİN İÇ DENİZİ OLAN MARMARAnın özel bir durumu olan Karadeniz’in genel ve özel güvenlik gereksinimleriyle koşullandırılmış, savaş gemilerine geçiş özgürlüğü sağlayan bir düzenleme önermekteyiz.

İnanıyorum ki, Kemalist Türkiye’nin politikası, gerçekçi düzeyde bir barış ve iyi geçim politikası sayılmak için kanıtlarını yeterince ortaya koymuştur. Tasarımız, işbirliği yolunda beslediğimiz içten isteğimizi bir kez daha görebilmenizi sağlayacaktır.

Tasarımızı kabul etmekle, neredeyse 200 yüz yıldır, hep savaş ve bunun sonuçları açısından göz önünde tutulan Boğazları, uygar halklar arasında bir işbirliği ve bir barış köprüsü yapacaksınız. Uygar halklar, kuşkusuz size bu yüzden gönül borcu duyacaklardır.

Romanya Dışişleri Bakanı (B. Nicolas TİTULESCO):

Türkiye’nin güvenliğine dokunan her şey, Romanya’nın da güvenliğine dokunmaktadır. Türkiye’nin sayın bakanı, söylevinde şunları demekte haklıydı. “TÜRKİYE’NİN YARALANMAYA EN AÇIK NOKTASI BOĞAZLARDIR. BUNU KORUMAK ONUN HAKKIDIR. ÖTEKİ DEVLETLERİN GÖREVİ DE BU HAKKI DESTEKLEMEKTİR”

Ben Boğazların TÜRKİYE’NİN YÜREĞİ BİLE OLDUĞUNU SÖYLEYECEĞİM. ŞU VAR Kİ, BOĞAZLAR AYNI ZAMANDA ROMANYA’NIN CİĞERLERİDİR. Bir bölge, coğrafya konumuyla, bir ulusun yüreği ve bir başka ulusun da ciğeri olduğu zaman, en basit bilgelik, bu iki ulusa birleşmeyi ve bir bütün oluşturmayı zorunlu kılar.

Bu konferansın başında, Romanya Krallık Hükümeti, dost ve müttefik Türkiye’ye dileklerini şu yalın sözlerle ulaştırmak istemektedir. Başarı, Adalet.

Lord STANHOPE Birleşik Krallık/Amirallik Dairesinde Parlamento Üyesi/Müsteşar): 

Türkiye’nin, koşulların bu günkünden başka olduğu bir dönemde hazırlanmış bir sözleşmenin hükümlerini değiştirmek istemesi doğaldır. Türkiye’nin bu davranışı, onun görüşlerine katılmamız için elimizde olan her şeyi yapmamız yolunda hepimize bir ön-istek vermektedir.

  1. MAXIME LİTVİNOF (Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği/ SSCB Merkez Yürütme Komitesi Üyesi, Dışişleri Halk Komiseri):

Boğazlar Rejimini Türkiye’nin güvenlik çıkarları ile uyum içine sokmak ve bu bölgede barış ve huzur sağlamak amacıyla yapılacak görüşmelere katılmağa hazır olduğunu,

Boğazların bizim için, yalnız ülkemi dış dünyaya bağlayan değil, aynı zamanda ülkenin çeşitli parçalarını birbirlerine bağlayan bir can damarı niteliğinde olduğunu söyleyeceğim.

Bana öyle görünüyor ki, Lozan Sözleşmesinin gözden geçirilmesi sorunu, barışçıl niyetlerle dolu olarak bu konferansa katılan herkesin iyi niyetiyle, Karadeniz’deki devletlerden hepsinin çıkarlarını korumakla birlikte, Türkiye’nin haklı istemlerini, karşılayarak çözülebilir. Aynı zamanda, Karadeniz bölgesinde barış sağlanmış ve güç kazanmış olacaktır. Bu evrensel barışın sağlamlaştırılmasına da katkıda bulunacaktır.

  1. Naotake SATO (Japonya/Paris’de Olağanüstü Temsilci, Tam yetkili Büyükelçi):

Japon temsilci heyeti, daha şimdiden, Türk önerilerini, kalın çizgileri içinde, anlayışla karşıladığını bildirmekle mutluluk duymaktadır.

B . Nicolas POLİTİS (Yunanistan, Paris’de Olağanüstü temsilci ve tam yetkili Ortaelçi, Eski Dışişleri Bakanı):

Yunanistan Krallık Hükümeti, müttefik ve dost Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin girişimine, daha başından beri, en canlı bir anlayış beslemektedir. Yunan Hükümeti bu davranışı, yalnız iki ülke arasında çok şükür var olan, sıkı ve güven dolu bağlar yüzünden göstermiş de değildir.

Yunan Hükümeti, bu tasarının tartışılmasına, söz konusu bütün çıkarları göz önünde tutan ve güvence altına alınması Yunanistan’ın kendi güvenliğini ilgilendiren, Türkiye’nin güvenliğini tam olarak karşılayacak bir anlaşmaya bir an önce varılması içten isteğiyle katılacaktır.

Doktor Nicolas P. NİKOLAEV (Bulgaristan/Tam yetkili Ortaelçi, Mezhepler Bakanlığı Genel Sekreter):

Bulgar Hükümeti 11 Nisan tarihli Türk Notasının, Karadeniz’e kıyıdaş ülkelerin yaşamsal gereksinimlerini göz önünde tuttuğunu büyük bir sevinçle görmektedir. Bugün hazırlanmasına çağrılmış olduğumuz yeni rejimin, Boğazlardan her zaman ve her durumda gemilerin gidiş-geliş (Ulaşım) özgürlüğünü sağlamağa elverişli güvenceleri kapsayacağına, Bulgar hükümeti, bu yüzden inanmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Birleşmiş Milletlere (Cemiyeti Akvam) 11 Nisan 1936 tarihinde vermiş olduğu nota ile 22 Haziran 1936 tarihinde Pazartesi günü saat 1600 da başlayan MONTREUX KONFERANSI’nda genel oturumlar on sekiz oturumda ve Teknik Komite Oturumları on yedi oturumda tamamlanmıştır. Ayrıca Teknik Komite alt komitesi olarak, Deniz Kuvvetleri Uzmanları toplantısı yapılmıştır. 20 Temmuz 1936 tarihinde Akşam saatlerinde Montreuk Boğazlar Konferansı Tutanaklarının imzalanması ile çalışmaları tamamlanmıştır.

Montreux Boğazlar Konferansı tutanakları, İtalya dışında ilgili 9 (dokuz) imzacı devletin katılmasıyla, 22 Haziran 1936 tarihinden, 22 Temmuz 1936 tarihine dek bir ay sürmüş ve yeni sözleşmenin imzalanmasıyla sona ermiştir.

MONTREUX KONFERANSI TUTANAKLARI” İsviçre’nin Montrerux şehrinde 20 Temmuz 1936 tarihinde Türkiye, Büyük Biritanya, Fransa, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği, Bulgaristan, Romanya Yugoslavya, Yunanistan, Avustralya ve Japonya arasında imzalanmıştır

Montreux Boğazlar Konferansı tutanaklarının 20 Temmuz 1936 tarihinde imzalanmasından sonra, 21 Temmuz 1936 tarihinde sabah saatlerinde Türk Askerleri, Türk Boğazları bölgesine girerek, 13 yıldır Türkiye’nin sınırları içinde bulunup Türkiye Cumhuriyeti Devletinin hakimiyeti altında bulunmayan o zaman ki ismi ile BOĞAZLAR BÖLGESİNE girerek hakimiyet kurmuşlardır.

Konferansa katılmayan İtalya Hükümeti 1937 yılında sözleşmeyi katılımcı olarak imzalamıştır.

İmzalanan Montreux Konferansı senetleri, bilahare konferansa katılan ve imzacı olan ülkelerin parlamentolarından geçirilerek ulusal yasaları haline getirilmiş ve 9 Kasım 1936 tarihinden itibaren imzacı ülkeler tarafından uluslar arası kabul görerek uluslararası nitelik kazanmış ve uygulanmaya başlanmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti Montreux de imzalanan Boğazlar Konferansı tutanaklarını, 31 Temmuz 1936 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde BOĞAZLAR MUKAVELENAMESİ ismi ile 3056 sayılı yasa olarak kabul etmiş ve ulusal yasamız haline getirmiştir (Kanun No: 3056, Kabul Tarihi: 31.07.1936). Bu yasamız 05 Ağustos 1936 Tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Kanun kabul tarihinden itibaren geçerli olmuş, 15 Ağustos 1936 tarihinden itibaren Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti sözleşmede belirtilen rejimi uygulamaya başlamıştır.   

BOĞAZLAR MUKAVELENAMESİ TÜRK BOĞAZLARI SÖZLEŞMESİ”:

(Boğazlar tanımı soyut bir tanım olarak kullanılmış olup, 17 Ağustos – 7 Eylül tarihleri arasında Atina’da düzenlenen, Birleşmiş Milletler, Coğrafi Yerlerin İsimlerinin Standardizasyonu” isimli konferans sonrasında, Ülkelerin kendi coğrafi yerlerine verdikleri isimlerin uluslar arası kabulünün yasal hale gelmesi üzerine boğazlar soyut ismi “TÜRK BOĞAZLARI” olarak somutlaştırılmıştır.  Bu tarihten itibaren Biritish Admiralty haritalarında da Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kendi coğrafi yerlerine verdiği TÜRKİYE, İSTANBUL BOĞAZI, ÇANAKKALE BOĞAZI vb özel isimler kullanılmış ve kullanılmaktadır. “TÜRK BOĞAZLARI“ da bu coğrafi isimlerden biridir.

24 Temmuz 1923 tarihinde, LOZAN’da imza edilen; (14 Temmuz 1923 tarihli) “BOĞAZLARIN TABİ OLACAĞI USULE DAİR MUKAVELENAME”nin  yerine kaim olmak üzere, 20 Temmuz 1936 tarihinde MONTREUX’de imza edilmiş bulunan yeni mukavelenamenin tasdikine dair kanun;

Kanun No: 3056, Kabul Tarihi: 31.07.1936, Resmi Gazetede yayın tarihi 05 Ağustos 1936, Sayfa 7026.

Madde 1 – 24 Temmuz 1923 tarihinde, LOZAN’da imza edilen, “Boğazların tabi olduğu usule dair mukavelenamenin yerine kaim olmak üzere, 20 Temmuz 1936 tarihinde MONTREUX’ de imza olunan  “BOĞAZLAR MUKAVELENAMESİ” ve buna bağlı bir protokol ve dört lahika kabul ve tasdik edilmiştir.

Madde 2 – Bu kanun neşir tarihinden itibaren muteberdir.

Madde 3 – Bu kanunun tatbikine “İcra Vekille heyeti memurdur.

01.08.1936

Boğazlar umumi tabiri altında ifade edilen (Genel Deyimi ile belirtilen) Çanakkale Boğazı, Marmara Denizi ve Karadeniz Boğazı’ndan geçişi ve seyrisefaini (Gemilerin gidiş-gelişini/Ulaşımı), Lozan’da 24 Temmuz 1923 tarihinde imza edilmiş olan sulh muahedenamesinin (Barış Antlaşmasının) 23. Maddesiyle tespit edilen prensibi (saptanmış ilkeyi) (1) TÜRKİYENİN EMNİYETİ (Güvenliği) ve KAREDENİZ SAHİLDARI DEVLETLERİN KARADENİZDEKİ EMNİYETİ (güvenliği) ÇERÇEVESİ DAHİLİNDE, KORUYACAK“ tarzda (biçimde) tanzim etmek arzusu ile (Düzenlemek isteğiyle) mütehassıs (duygulu) olarak; İşbu mukavelenameyi (Sözleşmeyi) 24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan’da imza edilmiş olan mukavelenamenin (Sözleşmenin) yerine ikameye (Koymayı) karar vermişlerdir.

GÜNÜMÜZ DİLİ İLE; (Boğazlar genel deyimi ile genel olarak Çanakkale Boğazı, Marmara Denizi ve Karadeniz Boğazı(İstanbul Boğazı)nda denizden ve havadan gerek barış ve gerek savaş zamanında özgürce geçiş ve gidiş-geliş (Ulaşım) ilkesini kabul ve açıklama konusunda, Lozan’da 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanmış olan Barış Antlaşmasının 23. Maddesiyle sağlanmış olan ilkeyi, Türkiye’nin güvenliği ve Karadeniz’e kıyıdaş Devletlerin güvenliği çerçevesinde koruyacak biçimde, düzenlemek isteğiyle duyulu olarak; işbu sözleşmeyi, 24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan’da imzalanmış olan Sözleşmenin yerine koymayı kararlaştırmışlardır.)

MADDE 1:

Yüksek akit (Bağıtlı yüksek) taraflar, Boğazlarda denizden geçiş ve seyrisefer (Gidiş-Geliş/Ulaşım) serbestisi prensibini (Özgürlüğü ilkesini) kabul ve teyit ederler (Doğrularlar).

Bu serbestinin istimali (Bu özgürlüğün kullanılışı) bundan böyle işbu mukavele (Sözleşme)  hükümleri ile tanzim edilir. (Düzenlenmiştir. 

Madde 2.

Sulh (Barış) zamanında, ticaret gemileri, sancak ve hamule (Bayrak ve yükü) ne olursa olsun, gündüz ve gece, aşağıdaki 3 üncü maddenin hükümleri mahfuz (Saklı) kalmak üzere hiçbir merasime (İşlem/Formalite) tabi olmadan, Boğazlardan geçiş ve seyrisefain (Geçiş ve gidiş-geliş/Ulaşım) tam serbestisinden müstefid olacaklardır (Özgürlüğünden yararlanacaklardır). Bu gemiler  Boğazların hiçbir limanına tavakkuf etmeksizin (uğramaksızın) transit (UĞRAKSIZ) suretiyle geçtikleri takdirde (Geçerlerken), Türkiye alakadar makamları tarafından (Türk Makamlarınca) cibayeti (Alınması) bu Mukavelenamenin 1. Lahikasında (1 Sayılı Ekinde) derpiş edilen ( Öngörülen) rüsum ve tekaliften (Vergilerden ve Harçlardan) başka hiçbir rüsum ve tekalife tabi tutulmayacaktır (Vergi ya da Harç alınmayacaktır.)

Bu rüsum ve tekalifin cibayetini tahsil etmek (Bu vergilerin ya da harçların alınmasını kolaylaştırmak) için boğazlardan geçecek ticaret gemileri 3. maddede tasrih edilen (Belirtilen) merkezin (İstasyonun) memurlarına (Görevlilerine ) İsimlerini (Adlarını), Tabiyetlerini (Uyruklarını) Tonajlarını, gidecekleri yeri ve nereden geldiklerini bildireceklerdir.

Kılavuzluk ve romorkaj (Römorkörcülük) ihtiyari kalır (İsteğe Bağlıdır.)

Madde 3:

Ege Denizi’nden veya Karadeniz’den Boğazlara dahil olacak (Girecek) her gemi, beynelmilel sıhhi hükümler (Uluslar arası Sağlık Kuralları) çerçevesi dahilinde Türk Nizamları ile vazedilmiş (Yasalarıyla konulmuş) olan sıhhi kontrole tabi olmak (Sağlık Denetimi) için Boğazlar methalinde (Girişine) yakın bir sıhhat merkezinde tavakkuf edecektir (Sağlık İstasyonunda duracaktır). Temiz patenteleri olan ve yahut işbu maddenin 2 nci fıkrasındaki hükümlerin şümulüne girmediklerini tasdik eden sıhhi bir beyanname ibraz eyleyen (Sunan) gemiler için bu kontrol (Denetim) gündüz ve gece mümkün olan azami süratle icra edilecek (olabilen en büyük hızla yapılacak) ve bu gemiler Boğazlardan geçişleri esnasında başka bir tavakkufa mecbur edilmeyeceklerdir (Duruş zorunda bırakılmayacaktır.)

Sözleşmenin GENEL HÜKÜMLER Bölümünde belirtildiği üzere;

Madde 24:

BOĞAZLAR REJİMİNE İLİŞKİN 24 TEMMUZ 1923 TARİHLİ SÖZLEŞME GEREĞİNCE KURULMUŞ OLAN “ULUSLARARASI KOMİSYONNUN YETKİLERİ TÜRK HÜKÜMETİNE AKTARILMIŞTIR”.

Aktarılmış olan bu yetkiler içinde Türk Boğazları ile ilgili yasal düzenlemeler yapma yetkisi de bulunmaktadır. 

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Montreux Konferansı görüşmelerinde temsilcileri tarafından belirtilmiş olan görüşlerini ve politikasını halen de devam ettirerek;

TÜRK BOĞAZLARI BÖLGESİNİ

BİR DOSTLUK YOLU VE BARIŞ DENİZİ HALİNE GETİRMİŞTİR. 

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurucusu Mareşal Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, TÜRK BOĞAZLARI ile ilgili MONTREUX konferansı süreci ve imza süreci aşamalarında ve sonrasında şu sözleri söylemiştir.

  21 Temmuz 1936; (Montreux Boğazlar Konferansı Tutanaklarının imzalanmasından sonra):

Milletin yüksek seciyesine, ordusunun bükülmez bazusuna ve medeni beşeriyetin aldatılmaz bonsansına dayanarak ve güvenerek kullanılan zeka, lojik ve enerjinin, bütün beşeriyetin muhtaç olduğu sulh ve huzur bahşeden neticeler doğurabileceğinin bir delili olan Montreux Konferansı eseri cidden sevinmeğe ve sevindirmeğe değer bir tarihi hadisedir.

01 Kasım 1936; (Türkiye Büyük Millet Meclisi Açılış Konuşmasında):

Bu yıl içinde uluslararası bakımdan bizim için mutlu olaylar oldu. Tarihte birçok kez tartışma ve tutku nedeni olan BOĞAZLAR, artık tam anlamı ile TÜRK EGEMENLİĞİ ALTINDA yalnız ticaret ve dostluk ilişkilerinin ulaşım yolu haline gelmiştir. BUNDAN BÖYLE SAVAŞAN HERHANGİ BİR DEVLETİN SAVAŞ GEMİLERİNİN BOĞAZLARDAN GEÇMESİ YASAKTIR.

Sözleri ile bu günlerin geleceğini hazırlamıştır.

20 Temmuz 1936 tarihinde İsviçre’nin Montreux şehrinde imzalanan Montreux konferansı tutanaklarının 20 Ekim 1976 tarihinde Türkçeye çevrilmesini sağlayan, Türkiye Cumhuriyeti Devleti 6. Cumhurbaşkanı Fahri S. KORUTÜRK hazırlanan kitaptaki söylevinde;

“Montreux Bugün fiilen kırk yaşını doldurmuş ve bu arada ikinci dünya savaşı gibi çok çetin bir sınav geçirmiştir. Henüz ortada değişikliği ve yürürlükten kaldırmayı gerektiren neden ve istekler mevcut değildir. (2022 yılına geldiğimiz de durum aynıdır.)

TÜRK BOĞAZLARI TARİHTE OLDUĞU VE BUGÜN OLDUĞU GİBİ YARIN DA, DÜNYA SİYASET ARENASINDA ULUSLARARASI İLİŞKİLERDE ÖNEMİNİ DAİMA KORUYACAKTIR.

TÜRKİYE CUMHURİYETİ, DÜNYA BARIŞINI KORUMAK AÇISINDAN, KENDİSİNE DÜŞEN BU BÜYÜK SORUMLULUĞU, ELBETTE KENDİ GÜCÜ YANINDA BU GÜN GEÇERLİ OLAN MONTREX ULUSLARARASI SÖZLEŞMESİNİN HÜKÜMLERİNİ DİKKATLE TAKİP VE DENETLEMEKLE YÜKÜMLÜDÜR.

Montreux Sözleşmesinin, anlaşmazlık anında maddeleri arasında dolaşarak bir sonuca varılmasını ümit etmek yanlıştır veya hiç değilse yeterli değildir. Ancak konferans tutanakları okunduk ta ve belgelerden sezilecek art niyetlere hakim olunduk ta, Bu maddelerin ruhuna ulaşmak mümkündür. Bu bakımdan ki “MONTREUX SENETLERİNİ VE TUTANAKLARINI” Türkçeye kazandıran Prof. Dr. Sayın Seha L. MERAY ve Büyükelçi Osman OLCAY’a Türk Aydınlarının ve Sorumlularının borcu büyüktür.

Türk Boğazları ile 1936 Montreux Sözleşmesinin tarafları arasında, daha dengeli bir yenisini sağlamak, bu günkü koşullar altında kolay olmayacağından, bu sözleşmenin yapısının çok dikkatli incelenmesinde ve müşahade altında tutulmasında büyük yararlar olduğu kanısındayım. (Fahri S. KORUTÜRK. Ankara 20 Ekim 1976. Türkiye Cumhuriyeti 6. Cumhurbaşkanı)

TÜRK BOĞAZLARI SÖZLEŞMESİ Eskisine oranla, Türkiye’nin güvenliğine ve onun egemenlik haklarına çok daha uygun olduğu gibi, savaş gemilerinin Türk Boğazları’ndan geçiş rejimi bakımından Karadeniz’de kıyısı bulunan devletlerin, önceliğe sahip hakları ile öbür devletlere tanınan sınırlı haklar arasında daha iyi bir denge kurmuştur.

Böyle olduğu içindir ki, “Türk Boğazları Sözleşmesi” değişikliğe bile uğramadan bugüne değin yürürlükte kalmıştır.

Kaptan Saim OĞUZÜLGEN

BAU Türk Boğazları Uygulama ve Araştırma Merkezi Kurucu Müdürü (Eski)

İTÜ Türk Boğazları Denizcilik Uygulama ve Araştırma Merkezi Onursal Başkanı.

 

  • Türkiye’nin siyasal Antlaşmaları, İsmail Soysal, Türk Tarih Kurumu.
  • Montreux Boğazlar Konferansı Senetleri ve Tutanakları Tercümesi; (20 Ekim 1976)

(Tercüme edenler) Prof. Dr. Seha L. MERAY ve Büyükelçi Osman OLCAY,

(Tercüme ettiren) Fahri S. KORUTÜRK (T.C. Devleti, 6. Cumhurbaşkanı)

  • Lozan Barış Antlaşması 23. Maddesi; “Bağıtlı yüksek taraflar, Boğazlar rejimine ilişkin bu günkü tarihli yapılmış olan Sözleşmede öngörüldüğü üzere, Çanakkale Boğazı’nda, Marmara Denizi’nde ve Karadeniz Boğazı’nda, denizden ve havadan, barış zamanında olduğu gibi savaş zamanında, geçiş ve gidiş-geliş (Ulaşım) serbestliği ilkesini kabul ve ilan etmekte görüş birliğine vermişlerdir. Bu sözleşme, Yüksek taraflar bakımından, sanki bu Antlaşmanın içindeymiş gibi, aynı güç ve değerde olacaktır.

SEVR’İ YERLE BİR EDEN LOZAN’IN 101. YILI KUTLU OLSUN… KAPTAN SAİM OĞUZÜLGEN YAZDI
0







Bizi Takip Edin
Giriş Yap

Deniz Kartalı ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!