
Emperyalizm ile yok edilen geleneksel balıkçılık
Günümüzün gözlerden uzak ve saman altından su yürüten uygulaması ise küresel ölçekte balıkçılıkta yaşananlardır. Endüstriyel balıkçılık özellikle 20’nci yüzyılın ikinci yarısı ve 21’nci yüzyıl başlarında ileri teknolojiyle donatılmış endüstriyel balıkçı filoları oluşturarak vahşi avcılık ile yüzyıllardır sürdürülen geleneksel balıkçılığı bir anlamda kıskaca aldı ve onun gücünü önemli ölçüde azalttı. Onlarca küresel ve binlerce yerel balıkçılık kuruluşlarına okyanuslar dar gelmeye başladı. Çok yüksek av kapasitesine sahip ticari balıkçı gemileri ile yüzde 40 hedef dışı av/ıskarta dâhil avlanan balıkların küçükleri, balıkyağı ve unu yapan fabrikalara, büyüklerini ise endüstriyel balıkçı şirketlerine aktarılacak şekilde avcılıklar sürdürüldü. Sürdürülüyor.

Sucul kaynakları ellerinden alınan balıkçılar
Gelişmiş endüstriyel balıkçılık teknolojisine sahip ülkeler ve küresel şirketleri, geleneksel yöntemlere bağlı olarak nafaka balıkçılığı yapan yerel halkın geçim kaynağını, sözde balıkçılığı himaye eden uluslararası anlaşmaların varlığına karşın sucul canlı kaynakları balıkçılık bilimcilerinin önerilerini yok sayarak korsan balıkçılıklarını ısrarla sürdürüyorlar. Yaptıkları uygulamalara yasal görüntü vermek için, ulusal ve uluslararası donanma gücünü, sahil güvenlik ve kolluk güçlerini kullanmaktan da geri kalmıyorlar. Korsan addedilen ülkelerin korsanlarını da kendi korsanlıklarını perdelemek için öne çıkartıyorlar. Günümüzde haydutluk faaliyetleri açısından en tehlikeli bölge; Afrika’nın güneydoğu kesimindeki Aden Körfezi, Somali açıkları ve Arap Denizi’dir.

Aç kalmamak için yaban hayvanlarını yiyen balıkçılar
Özellikle Somali’de yönetim açısından egemen bir iktidarın bulunmaması ülkede boşluk ortamının oluşmasına neden olmuştur. Somali’nin maruz kaldığı etik dışı bir uygulama ise birçok yabancı ülkenin zehirli atıklarını Somali açıklarına bırakması ve bunun sonucu olarak kıyı balıkçılığının çökmesi ve yerli balıkçıların da geçimlerini sağlayamama durumuna düşmeleridir. Bunun sonrasındaki süreç ise deniz haydutluğuna dönüşmüş ve Somalili balıkçılar uluslararası ticaret yapan gemilere saldırarak haraç kesmeye başlamışlardır. Yakın zamana dek korsan veya deniz teröristi olarak tanımlanan ülkelerdeki yerli halkın en önemli besin kaynağı balık idi. Ataları, babaları geleneksel balıkçı idi. Günümüzde ise yerli halk geçimlik bir yana kıyılarda beslenmek için balık bile tutamıyor. Açlıktan ölmemek için karasal ortamdaki yaban hayvanlarını öldürmek zorunda kalıyor.

Çevre ve yaban hayatını koruma felsefesi çerçevesinde tanımlanan uluslararası kuruluşlar ise küresel ve yerel endüstriyel balıkçı şirketlerinin çıkarlarını gözetmek ve balık tüketim ağını büyütmek amacına yönelik olarak yılda yaklaşık 35 milyar dolar sübvansiyon bağlamında ülkelere destek veriyor. Okyanuslardaki canlı kaynakların işletilmesi/avlanması bilimsel ölçütlere aykırı olarak tüm şiddetiyle sürdürülürken uluslararası balıkçılık örgütlerinin üç maymunu oynamaya devam etmesinin insanlık adına utançtan başka bir şey olmadığıdır. Bu utanca okyanus, doğa ve çevre koruyuculuğu dâhilinde eklenen sivil toplum kuruluşlarının olması daha da vahimdir. Hal böyle olunca endüstriyel balıkçılık gölgesinden faydalanamadığı ağacı kesmeye devam edecek.

DENİZ EMEKÇİSİ-AKTİVİST
Halit Konanç



















