Devletlerarası deniz alanlarına ilişkin ortaya çıkan egemenlik ve egemen yetkiler konusundaki uyuşmazlıklarla ilgili bir deniz hukuku dalıdır. Ancak günümüzde, Uluslararası Deniz Hukukunun sınırları geleneksel anlamdaki egemenlik konularının çok ötesine geçmiş; deniz çevresinin korunması, denizdeki canlı kaynakların korunması ve sürdürülebilirliğinin sağlanması, açık denizlerden, deniz yatağı madenlerinden, yenilenebilir enerji kaynaklarından yararlanılması, iklim değişikliği ve yeni seyrüsefer yollarının kullanılması, düzensiz göç, denizde asayiş vb. konuları da içerecek şekilde genişlemiştir.
Uluslararası Deniz Hukukunu düzenleyen devletlerarası sözleşmelerin başlıcaları;
Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi, 1982.
Cenevre Deniz Hukuku Sözleşmeleri, 1958.
Kara Suları ve Bitişik Bölge Sözleşmesi,
Kıta Sahanlığı Sözleşmesi,
Açık Deniz Sözleşmesi,
Balıkçılık ve Açık Denizin Canlı Kaynaklarının Korunması Hakkında Sözleşme,
Uyuşmazlıkların Zorunlu Çözümüne Dair İhtiyari İmza Protokolü.
IMO, Bölgesel ve İkili Anlaşmalar
Deniz hukuku kavramı aslında şemsiye bir kavram/kurum. Bu genel çerçeveye bakarsak ayrı ayrı hem kamu hukuku hem özel hukuka dair alt dalları kapsamaktadır. Bununla beraber deniz kazaları ve deniz çevresinin korunması gibi kamu hukuku ile özel hukukun kesiştiği alt dallar da yer almaktadır.
Diğer yandan, bugünkü röportajın konusu olan uluslararası deniz hukuku ise kamu hukukunun alt dallarından ve bilhassa Devletler Hukukuyla ilişkilendirilerek bir sınıflandırmaya tabi tutulmaktadır. Bununla birlikte, uluslararası deniz hukukunun ortaya çıkışı saf kamu hukuku gayesiyle olmamıştır. Her ne kadar Uluslararası Deniz Hukukunun ortaya çıkışında referans noktası olarak 1494 tarihli Tordesillas Anlaşması, 1609 tarihinde Hollandalı hukukçu Hugo Grotius tarafından yazılan ve kısaca Denizlerin Serbestisi diye çevirebileceğimiz eseri ile bu eserde ileri sürülen tezlere karşı John Selden tarafından yazılan ve kısaca Denizlerin Kapalılığı şeklinde çevirebileceğimiz eserler yer almaktadır. Tüm bu referans noktaları, o dönemdeki deniz güçlerinin, keşifler sürecinin akabinde dünyayı, okyanusları ve denizleri nasıl paylaşacaklarına ilişkin tartışmaların, dünya ticaret yollarına kimin ve nasıl hakim olacağına ilişkin konuların sonucudur.
Ülkemiz bu alanda hangi antlaşmalara taraftır?
Türkiye Cumhuriyeti, 1982 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesine ve 1958 tarihli Cenevre Deniz Hukuku Sözleşmelerine taraf değildir.
İç sular: karasularının ölçülmeye başlandığı esas hattın kara tarafında kalan deniz alanlarıdır. Kıyı devletinin egemenliğine dayanır, kıyı devletinin yetkileri tam ve mutlaktır.
Karasuları: kıyı devletinin kara ülkesini çevreleyen, uluslararası hukuka uygun olarak belirli bir genişliğe kadar uzanan ve kıyı devletinin egemenliğine tabi deniz alanıdır. Tarihsel olarak bakıldığında, Post – Glassatörlerden Bartolus’a göre, karaya hükmeden bitişik denize hükmeder. Karasuları bu yaklaşımın tarihi sonucu ve yansımasıdır. BMDHS’e göre karasularının dış sınırı esas hattan itibaren en çok 12 deniz milidir. 2674 sayılı Karasuları Kanununa göre kural olarak karasularımız 6 deniz milidir. Kanuna göre, Bakanlar Kurulu, ilgili deniz alanındaki özel koşulları göz önüne alarak karasularının dış sınırını 12 deniz miline kadar artırmaya yetkilidir. Bir önceki kanun döneminde Karadeniz ve Akdeniz’de 12 deniz miline çıkarılan karasuları dış sınırı 2674 sayılı Kanun döneminde de korunmuştur. Bugün itibariyle Türk Karasuları, Akdeniz ve Karadeniz’de 12; Kuzey Akdeniz’de ise 6 deniz milidir.
Bitişik Bölge: karasularına bitişik olan ve kıyı devletinin karasularının ölçülmeye başlandığı esas hattan itibaren en çok 24 deniz mili olarak ölçülebilen; gümrük, maliye, sağlık ve göç konularında kıyı devletinin egemen yetkileri kullanabildiği deniz alanıdır.
Münhasır Ekonomik Bölge: Kıyı devletine karasularının ölçülmeye başlayan esas hattan itibaren en çok ve her halükârda 200 deniz mili genişlikteki deniz alanında ve onun toprak altında münhasır ekonomik haklar ve yetkiler tanıyan deniz alanıdır. MEB’in kıyı devleti tarafından ilanı gerekmektedir. Kıyı devleti canlı doğal kaynaklardan, madenler ve diğer cansız doğal kaynaklardan istifade edebilir; yapay ada ve tesisler kurabilir, denize ilişkin bilimsel araştırmalar yapabilir ve deniz çevresinin korunmasına dair yargı yetkisini kullanabilir.
Kıta Sahanlığı: Coğrafi olarak, kıyı devletinin kara ülkesinin denizin altında devam edegelen doğal uzantısı olarak tanımlanırken; hukuki olarak, kıyı devletinin, karasularının ötesinde fakat kıyıya bitişik sualtı alanlarının, deniz yatağı ve toprak altındaki cansız kaynaklarını araştırma ve işletme konularında münhasır haklara sahip olduğu bir deniz alanıdır. Kural olarak esas hattan itibaren 200 deniz mili olmakla beraber, coğrafi koşulların 200 deniz milin ötesine geçtiği hallerde ise en çok 350 deniz miline kadardır. Sualtı alanlarının canlı olmayan kaynaklarının işletilmesi hakkı başlangıçtan itibaren ve kendiliğinden kıyı devletine aittir. Devletin, kıta sahanlığını ilan etmesine gerek yoktur.
Açık Denizler: hiçbir devletin deniz ülkesine ait olmayan uluslararası deniz alanını ifade etmektedir. Tüm insanlığın ortak malıdır açık denizler. Açık denizlerde serbestlik ilkesi geçerlidir.
Kardak olayı, düşürülen F-16 ile şehit olan Nail Erdoğan, Akdeniz’de Kuzey Kıbrıs alanındaki petrol ve doğal gaz arayışımız, alternatif enerji ihtiyacıyla sürdürdüğümüz çalışmalar. Özellikle Akdeniz’de hidrokarbon arayışımızı deniz hukuku açısından öğrenmek istiyoruz.
Ege Denizi’nde Egemenliği Tartışmalı Ada, Adacık ve Kayalıklar Sorunu: Kardak Bunalımı
Pilot Nail Erdoğan’ın 8 Ekim 1996’da şehit olması.
Karadeniz, sadece karasularıyla değil MEB ile de deniz yetki alanlarına ilişkin, en azından Türkiye Cumhuriyeti bakımından sorun olmayan bir deniz alanıdır. Şöyle ki, Türkiye Cumhuriyeti, BMDHS’ye taraf olmasa da 1986 yılında MEB ilan etmiştir. Bu ilanın arkasında esasen, Türkiye ile SSCB arasında 1978 yılında imzalanan Kıta Sahanlığının Sınırlandırılmasına ilişkin sözleşmedir. Bu anlaşma 1986/87’de MEB’e de genişletilmiştir. SSCB’nin dağılmasından sonra, uluslararası hukukta geçerli olan Halefiyet ilkesi gereği bu sınırlar Rusya Federasyonu, Ukrayna ve Gürcistan bakımından da geçerli olmuştur. Keza, Türkiye ile Bulgaristan arasında MEB’in yan sınırına ilişkin 1997’de imzalanan anlaşma iki ülke tarafından da onaylanmıştır. Bölgedeki diğer ülkeler arasında ya ikili anlaşmalar ya da uluslararası mahkemelere başvurmak suretiyle deniz yetki alanlarının belirlenmesine dair uyuşmazlıklar ortadan kaldırılmıştır.
21 Haziran 2022 tarihinde; Türkiye Cumhuriyeti, Rusya Federasyonu ve Ukrayna arasında “kırmızı hat” isimli bir rota çizildiği ve tahıl sevkiyatının bu rota doğrultusunda gerçekleştirilmesine yönelik bir planlama olduğu, basın-yayın kuruluşları tarafından ilan edilmiştir. Bu gelişme üzerine 13 Temmuz 2022 tarihinde İstanbul Kalender Kasrı’nda ilk defa Birleşmiş Milletler, Türkiye Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu ile Ukrayna’nın katılım sağladığı “dörtlü toplantı” gerçekleştirilmiştir. 22 Temmuz 2022 tarihinde, kısaca “Tahıl Koridoru Andlaşması” olarak ifade edilen hukuki metin üzerinde anlaşmaya varılmıştır. Rusya Federasyonu’nun Ukrayna ile aynı hukuki belgeyi imzalamadığı; ancak içeriği aynı olan iki farklı belgenin Birleşmiş Milletler ve Türkiye Cumhuriyeti’nin de katılımıyla imzalanması sonucunda dört tarafın da tahıl krizinin çözümü konusunda anlaştıkları kabul edilmiştir. Tahıl Koridoru Andlaşması’nın yürütülmesi amacıyla da Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde, Milli Savunma Üniversitesi yerleşkesi içerisinde bir Müşterek Koordinasyon Merkezi kurulmuştur. Müşterek Koordinasyon Merkezi, 2 Ağustos 2022 tarihinde düzenlediği basın toplantısında kendi görev ve sorumluluklarını açıklamıştır. Buna göre Müşterek Koordinasyon Merkezi’nin görev ve sorumlulukları; Tahıl Koridoru Andlaşması kapsamına dâhil olacak ticari gemilerin kaydını ve takibini sağlamak, kaydı sağlanan gemilerin Ukrayna limanlarına giriş ve çıkışlarını planlamak, Türkiye’de belirlenecek bir limanda ilgili gemilerin denetimini yaptırmak, gemilerin tüm rota boyunca teknik takibini sağlamak, Tahıl Koridoru Andlaşması’na taraf devletlerle koordinasyonu sağlamaktır. 28 Temmuz 2023 itibariyle Tahıl Koridoru askıya alınmış, bu girişimin devamı için yapılan ikili ve çoklu görüşmelerden sonuç alınamamıştır.
12 Ada, aidiyeti belli olmayan adalar, kıta sahanlığı, iki ülke ilişkileri:
Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahalesi, 1974.
Hora/MTA Sismik 1’in Ege’de petrol arama çalışmalarına katılması.
Yunanistan’ın Türkiye ile yayınladıkları müşterek bildiriye dayanarak tek taraflı olarak Ege Denizi Kıta Sahanlığı sorununu Uluslararası Adalet Divanı’na götürmesi. Andlaşmaların şekli sorunu konusunda Divan bir bildirinin andlaşma oluşturmasına engel bir kural bulunup bulunmadığını araştırmış ve bildirinin bir uyuşmazlığı mahkemeye veya hakeme sunmak için bir milletlerarası andlaşma teşkil etmesini engelleyecek bir milletlerarası hukuk kuralı bulunmadığını tespit etmiştir. (Viyana Andlaşmalar Hukuku Sözleşmesi md 2,3 ve 11) Fakat müşterek bildirinin böyle bir anlaşma içerip içermediği esas itibariyle bildirinin yansıttığı eylem, işlemin niteliği ve bildirinin hazırlandığı koşullara bağlıdır. Sadece bir müşterek bildirinin varlığı bir irade uyuşması anlamına gelmemektedir. Divan, Müşterek Bildirinin Yunan ve Türk başbakanları tarafından hükümetleri adına bu uyuşmazlığı şartsız ve tek taraflı olarak Divana götürme hususunda o anda kabul edilmiş yakın bir taahhüt teşkil etmediğini belirterek Türkiye’nin yaptığı yetki itirazının yerinde olduğuna hükmetmiş ve yetkisizlik kararı vermiştir.
İzmir’de kapılarını açan MAST İzmir Boat Show’da 3 metreden 15 metreye kadar farklı boyutlardaki tekneler, 100 bin liradan başlayıp 30…
Cumhuriyet Donanması’nın "Altın Çocuğu" olarak anılan, 20. Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek, vefatının 8. yıl dönümünde Rahmi M. Koç…
İspanya’dan yola çıkan ve İtalya üzerinden takviye alan Küresel Sumud Filosu, 26 Nisan’da Gazze’ye insani yardım ulaştırmak amacıyla denize açıldıktan…
Türk Loydu Vakfı’nın 71. Olağan Genel Kurulu, 29 Nisan 2026 tarihinde Türk Loydu Merkez Binası’nda gerçekleştirildi. Mevcut başkan Oral Erdoğan…
Gazze'ye insani yardım için giden Sumud Filosu, Yunanistan açıklarında İsrail'in hedefi oldu. Sumud Filosu, İsrail'in 20 Türk aktivisti alıkoyduğunu duyurdu.…
Plüton, 2006 yılında Uluslararası Astronomi Birliği tarafından “gezegen” statüsünden çıkarılarak “cüce gezegen” olarak yeniden sınıflandırılmıştı. Bu karar, kamuoyunda yankı uyandırmıştı.…