
Her şey ranta, iktidarda kalmaya, kendi kasalarını doldurmaya göre planlanınca ne doğanın ne insanların ne de hayvanların bir değeri kalıyor. Sermayenin, mafyanın, devletin nasıl organize bir şebeke olduğunu çokça konuşuyoruz bugünler de. İşte o suç ortaklığının armağanıdır Marmara Denizi’nin bu hali de. Sanayi atıklarının arıtılmadan nehirlere ve denizlere boşaltılması, deniz suyunun fabrikalarda, santrallerde soğutma suyu olarak kullanılması, ön arıtma tesislerinin arıtma tesisi diye lanse edilmesi ve kentlerin pisliğinin denizlere boşaltılması… Soruyoruz; neden gerçek denetim sağlanmadı, neden biyolojik arıtma tesisleri yapılmadı. Kimse parasal kaynak yoktu demesin. Geçilmeyen köprülere, kullanılmayan yollara, havalimanlarına, çalışmayan hastanelere halkın cebinden ödediğiniz garanti ödemelerini bilmeyen yok artık. Doğaya karşı suçlusunuz.

Haftalardır Marmara Denizi’ndeki kirliliği yüzey temizliğiyle görünür olmaktan çıkarmaya çalışıyorlar. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu, Kanal İstanbul projesinin Marmara Denizi’ndeki deniz salyasını bitireceğini söylüyor. Karaismailoğlu radyasyonlu çay içen bakandan sonra tarihe böyle anti bilimsel sözleriyle geçmek istiyor herhalde. Bir çok bilim insanı musilaj sorunundan önce de Kanal İstanbul’un Marmara’yı oksijensiz bırakacak bir proje olduğunu söylerken, denizin alarm verdiği bu anda hala kanal demelerinin tek açıklaması gözü dönmüş rant hırsından başka bir şey değildir.



















