Kana kana içtiğimiz bir bardak suyun 3 milyar yıl yaşında olduğunu duyunca şöyle bir irkilmiştim önce. Evet, yanlış duymadınız 3 milyar yıl. Şarap olduğunu düşünsenize. Paha biçilebilir miydi bu mahsule? Biçilemez tabi, dünyada paha biçilemeyen tek şey su !
Dünyamızın dörtte üçünü kaplayan deniz ve okyanusların aslında “yanmış hidrojen” den başka bir şey olmadıklarını veya başka bir deyişle bir çeşit “hidrojen külü” olduğunu söylesem? (Buna örnek olarak yakın geçmişteki Challanger Uzay Mekiği faciasını gösterebiliriz. 7 astronotun hayatını kaybettiği bu feci kazada uzay gemisinin sıvı hidrojen dolu yakıt tankları infilak etmiş ve geriye gökyüzüne saçılan yüzlerce ton su kalmıştır.)

“Denizde karalar, kabuk bağlamış yaralar…”
SU
Bir insanda
Toplam hücre sayısı yüz trilyon
Her saniye ölen hücre sayısı yaklaşık elli milyon
Her saniye yeni yaratılan hücre sayısı elli milyon
Elli milyon doğacak elli milyon cenaze kalkacak
Sen şu trafiğe bak
Hop oturup hop kalkıyorsun bir de köprü kalabalık diye

Normal halde günlük ölen sinir hücresi sayısı elli bin
Biraz öfkelensen demek büyük katliam olacak içinde
Bir hatırlama sürecinde faal olan beyin hücresi elli milyon
Demek en büyük işveren kendimizmiş de haberimiz yokmuş
Dün akşam kaç kadeh içtik acaba diye kendi kendimize sorarken bile
Elli milyon işçi çalıştırıyoruz
Hem de para vermeden yoksa mafya mıyız biz

Dur dur şimdi asıl dur biraz şunu dinle dikkatle
Dudak hücresinin ömrü sadece on beş gün
En geç on beş gün içinde öpülmezse ölecek
Demek dışarıdan takviye gerek
Ya bu kadınlar ondan mı böyle sürüp duruyorlar dudaklarına ruj
Çok kırmızı olunca dudaklar
On günü falan geçmiş demek ki

Şimdi daha da sıkı dur
Karaciğer hücresinin ömrü tam iki-yüz-yirmi-iki-gün
Yapan yapmış be malzemeden kaçmamış
İki günde bir gün ara versen demek yetecek kendi kendine
Yeni hücreye bile gerek yok
Talimat ver hemen iki nüsha dudak hücresinin ömrünü uzatsınlar yazıktır be
Bütün dudaklar öpülsün

Düşün bütün bunlar oluyor her gün kendiliğinden
Kavga dövüş olmadan bir düzen içinde
Kimin sayesinde dostum su be su topu topu iki harf işte
İki hidrojen bir oksijen sonsuza kadar ant içmiş kan kardeşiz diye
Sinir hücresinin ömrü ömür boyu biliyorum adamı gıcık etmek için
Anladın mı neden adama huysuz ihtiyar derler bir yaştan sonra
Ağzı kulaklarında dolaşması lazım göğsünü gere gere normalde

Gökyüzünde gördüğümüzden daha fazla yıldız dolaşırken içimizde
Nasıl kıyar insanlar birbirine nasıl
İnsan olduğumu kendime hatırlatmak için
Kaç milyon hücrem çöpe gidecek kim bilir yazık
“Deryalar dolmuş kucağıma / Kalkmak bilmez / Gözlerinde yüzmek / Bildiğim en büyük heyecan / Sus dedikçe fırtınalar kopuyor / Söz dinlemiyor sendeki ben / Hiç nefes almayı unutur mu insan / Buymuş demek ki derinlik sarhoşluğu / Çağırma deniz / Ben bu rüyadan uyanmak istemem”

Bedenimizin yüzde 60’ı sudur. Bunu artık herkes biliyor, ilköğretim kitaplarında var. Size vücut ana makinesinin sistem yağlama yağı olan hayati sıvımız kanın, yarı yarıya su olduğunu söylesem? Tamam bunu da biliyorsunuz belki, mürekkep yaladık değil mi hep beraber zamanında, bileceğiz tabii ki. Peki ya bu kanın içindeki suyun terkibinin “deniz suyu” ile aynı olduğunu söylesem…? Nasıl, size de çarpıcı geldi değil mi?
“Mavistan / Anlamak / Yaşamak / Bilerek / Farkında / Çözmek / Suda / Yürümek / İmkansız / En azından / Denemiş / Çocuklar / En azından / Denemeyi / İstemiş / Çocuklar / Onlar / Büyümeyen / Doğumu mavi / Mavioğlu / Sahife mavi / Cilt mavi / Hane mavi / Mavistanlılar / Buradalar.”

Milet’li (Milas) TALES olmadan suyun tarihini anlatmak olmaz. Milattan Önce 624/545 yılları arasında, seksen sene gibi o zamanın şartlarına göre çok uzun bir ömür yaşamış olan Tales, Sokrates öncesi dönemin ilk filozoflarından olup FELSEFENİN VE BİLİMİN ÖNCÜSÜ olarak anılır. Matematikçi, astronom ve tüccardır aynı zamanda. Bilinen tarihte doğanın işleyiş biçimine bilimsel açıklamalar getiren ilk insandır. Mitoloji ve gerçek dünya arasında mantık çerçevesinde bağlantılar kurmaya çalışmış ve bana göre bu sayede şimşekleri üzerine çekmeden 80 yıl hayatta kalmıştır. Tales, herşeyin temelinin su olduğunu, kendisi değişmeyen, var olan her şeyin ondan doğup yine ona döndüğü yani hayatın özü olduğunu söyler. (Değerli Dostlar, tam 25 asır önce oluyor bunlar dikkatinizi çekmek isterim.)
YUNAN MİTOLOJİSİNDE; OLİMPOS DAĞI’NA YERLEŞEN 12 KİŞİLİK “KADROLU” TANRI VE TANRIÇALARDAN ÖNCEKİ DÖNEMDE VAR OLAN TİTAN TANRILARININ İLKİNİN ADININ OKEANOS (OKYANUS) OLMASI SİZCE BİR TESADÜF MÜDÜR ACABA?

Hayat sudur. Su hayattır. Yaşayan bütün canlıların başlangıcı sudur. Milattan beş asır önce güneş tutulmasını önceden bilen Tales, karaların okyanuslarda yüzdüğü varsayımında bulunmuştur. (Bu tezleri bilim insanları günümüzde ispatlamıştır. Bugün Asya’nın içine doğru ilerleyen Hindistan yarımadası Himalaya dağlarını her sene yükseltmektedir. Aynı şekilde Anadolu yarımadası Ege Denizi’ne doğru, yani batıya hareket halindedir. Doğu batı hattındaki Anadolu fay hatlarının kırılması bu yüzdendir.)
Yunanlı Filozof Sokrates, insanları 3 kategoriye ayırır.
“Bilmediğini Bilmeyenler”
“Bilmediğini Bilenler”
“Bildiğini Bilenler”
“Bilmediğini Bilmeyenler” ve “Bilmediğini Bilenler” arasındaki mücadele tarihin her döneminde aralıksız devam etmiştir. Bugün de olanca hızıyla devam etmektedir. Mustafa Kemal ATATÜRK gibi “Bildiğini Bilenler”, insanlığı karanlık çağlardan çekip çıkarmayı başaran önderler olmuştur. Onların varlığı ve liderliği sayesinde “Bilmediğini Bilmeyenler” azalır ve “Bilmediğini Bilenler” artar. Aydınlığa giden bir başka yol daha yoktur. Hayat yolculuğumuzda bütün mesaimiz, “Bilmediğini Bilenler” kategorisine girmek için olmalı düşüncesindeyim. İşte hayat, “bir içim su” olacak hepimize o zaman. Dünyamız ancak “Bilmediğini Bilenler” arasından çıkan “Bildiğini Bilenler” önderliğinde daha iyi bir yer olabilir.

“Belli bir yaştan sonra dostum / Kan hücum eder insanın kurumuş göz pınarlarına / Gözyaşları pahalı şeylerdir / Yetmez bir kuru emekli maaşı / Olanlar da içine damlar / Susadım hanım / Kalk da bir su ver bana / Ama deniz tuzu at biraz içine / Gönlüm bayram etsin / Hiçbir zaman eskimeyen anılarımla…”
Bir KAHVE MOLASI’nın daha sonuna geldik değerli dostlar. Yazımızı muhteşem fotoğraflarıyla süsleyen değerli dostum fotoğrafçı Reha KESKİN kardeşime teşekkürü bir borç bilirim.
Mesleğimizin duayenlerinden çok değerli ağabeyimiz Kaptan Levent AKSON’un sevgili babası Sayın Necdet AKSON’u kaybettik. Kendisine rahmet, geride kalan bütün sevdiklerine sağlıklı ve uzun ömürler diliyoruz köşemizden. Biliyoruz ki, unutulmadıkça ölüm yoktur.”

Sağlıcakla kalın !
Derleyen / Şiirler : Talip Özcengiz, Atina, 21.02.2021



















