Cevat Şakir Kabaağaçlı yani Halikarnas Balıkçısı ile başlayan akım Türk modern edebiyatında deniz konulu eserlerin sayısı son zamanlarda artış göstermesine neden oldu. Denizin rahatlatıcı ve dingin tavrını anlatmak için kitap yazan profesyonel denizcilerin eserlerine son örnek ‘Deniz Kokan Öyküler’ oldu. İTÜ Denizcilik Fakültesi mezunu tecrübeli uzak yol ve gemi kurtarma kaptanı Ömer Asmalı ile İTÜ Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü, İklim ve Deniz Bilimleri Anabilim Dalı’nda doktora eğitimini süren vardiya zabiti ehliyetli Gizem Kodak’ın yazdığı Deniz Kokan Öyküler, Kitap Yurdu Yayınları’ndan çıktı.

Türk insanının denize daha yaklaştırmak ve denizin cömertliğinden daha fazla yararlanmasını sağlamak için yazdıklarını belirten deniz edebiyatçısı Gizem Kodak, “ Denizin birleştirici gücünü kullanarak mavinin etkileyici hikayelerini anlatmayı amaçladık.Gemide ki yaşamdan limanda bekleyenlere kadar birçok paydaşı olan kitabın okuyucuyu derinlere götürmesini istiyoruz” dedi.

Kılavuz kaptan Ömer Asmalı ise, “Ortak paydası mavi olan insanlar birbirini daha iyi anlar. Hikayelerimizde birbirini anlayacak insanların duygularına kılavuz olmaya çalıştık” dedi. Ünlü şair ve yazar Ataol Behramoğlu, “ Bütün meslekler kutsaldır. Fakat bunlar arasında denizcilik mesleğinin benim için özel bir yeri vardır. Dünya edebiyatından Jack London, Herman Melville, Joseph Conrad, bizden Sait Faik, Halikarnas Balıkçısı gibi yazarlara özel ilgim ve sevgim bundandır. Yüksek Denizcilik Okulu öğrencilerinin anılarından esinlenerek oluşturulmuş Deniz Kokan Öyküler, deniz ve denizcilik mesleği konusunda özellikle gençlere önereceğim ilgili çekici bir çalışmadır” dedi.

Deniz Kokan Öyküler’den
Elektrik Faturası
“…Köstence’den sefere çıkalı tam 12 gün olmuştu… Günlerden pazardı. Gemide sofra kuruldu, kamarot özene bezene masayı hazırladı. Öğle menüsünde adetten olduğu üzere kuru fasulye, pilav, turşu ve cacık vardı. Cemal, ikinci kez eksiksiz şekilde karşısına çıkan bu menüyü hatırlamıştı, ancak bir şey demedi. Geçen Pazar da tam olarak aynı menüydü? Bir süre masada göz gezdirdikten sonra, merakına yenik düşerek kendisine yakın hissettiği Arslan Kaptan’a sormaya karar verdi. “Arslan Ağabey, geçen haftada da aynı menü eksiksiz olarak çıkmıştı; dikkatimi çekti de acaba gemide kuru fasulye fazlası mı var?” Arslan Kaptan gülümseyerek cevap verdi, “Cemalciğim bu, Türk gemilerine özgü bir adettir. Gemilerimizde her pazar aynı menü çıkar. Bu yüzden kuru fasulye ile pilava bir an önce alışsan iyi olur. Aslına bakarsan gemide hele ki açık denizde bazen günler o kadar birbirinin aynı olur ki, ancak bu menüyü görünce günlerden pazar olduğunu anlarsın…”

Koltuk halatı
“…Hamit Naci, nihayet varış limanına ulaşmak üzere yol kesmeye başlamıştı. Gemi limana iyice yaklaşırken, Kaptan emriyle beraber baş ve kıç tarafta hareketlenme başladı.
“Baş halatı verin!”
İkinci Kaptan gözetimindeki grup baş taraftan baş halatı karaya verdi. Gemi ile liman arasındaki ilk köprü kurulmuştu.
“Kıç halatı verin!”
Bu defa üçüncü Kaptan gözetimindeki grup, Kaptan emrini tatbik ederek kıç taraftan kıç halatı verdi. Kaptan’ın tok sesi telsizden yükselmeye devam ediyordu.
“Baştan ilave bir halat daha verin!”
İkinci Kaptan ve ekibi çevik hareketlerle ilave halatı verdiler. Gemi artık neredeyse rıhtıma paralel idi.
“Koltuk verin!”
İşte ne olduysa bu anda oluverdi! Kaptan’ın bu son emriyle birlikte, kıç tarafta bulunan öğrencilerden biri müthiş bir hızla manevra pozisyonunu bırakıp yaşam mahalline koştu ve salondan büyük bir koltuk getirip güverteye çıkardı.
Kıç tarafta bulunan personel hayretler içerisinde, kucağında koca bir koltukla duran stajyere bakıyordu. Elbette Kaptan da tüm olup biteni köprü üstünden görüyordu!
Manevra komutlarının arasında telsizden Kaptan’ın yarı kızgın yarı alaycı sesi duyuldu.
“Ne yapıyorsun evladım?”
Stajyer, görevini yerine getirmiş olmanın memnuniyeti ve özgüveni ile
“Koltuk ver dediniz ya Beybaba! Koltuğu getirdim” dedi.
Bu cümleyle birlikte köprü üstü ve kıç taraftan kahkaha sesleri yükselmeye başladı… Zira koltuk, sahilden açmaması için dik açıyla gemiden karaya verilen halatın ismiydi…”



















