1. Haberler
  2. Genel
  3. Orta Asya Taygalarında Dukhalarla Yaşamıştı

Orta Asya Taygalarında Dukhalarla Yaşamıştı

Yaşadığı coğrafyanın dışında farklı yaşam koşulları ve kültürleri araştıran yüksek lisans öğrencisi Selcen Küçüküstel, hayli sıradışı bir yolculuk yaparak Orta Asya’ya gitti. Moğolistan’ın yüksek taygalarında(iğne yapraklı orman) göçebe kültürlerini sürdüren Dukha kabilesinin çadırlarına konuk olan Atlas Dergisi fotoğrafçı ve yazarı Küçüküstel, kültürel antropoloji dalındaki yüksek lisans tezini ren geyiklerinin sütünü sağarak, mülkiyet kavramını sorgulayarak yazıyor. Eğitimini yine kültürel antropoloji konusunda ilerletmeyi amaçlayan 30 yaşındaki Selcen Küçüküstel, 2 günü at sırtında 5 günlük yolculuğun ardından Dukha kabilesine ulaşabilmişti. Selcen Küçüküstel ile çadır ortamında yaşadıklarını, ren geyiklerini ve 2,5 yaşındaki sempatik Nomkun’u konuştuk.

featured
Google'da Abone Ol
2
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Önce kültürel antoroloji senin için neyi tanımlar?

Bana göre yaşadığımız  tek tipleşme çağında, insanlığın zengin kültürlerinin öğrenilmesi açısından antropoloji çok önemli. Kendi çevremizde “normal ve doğru” kabul ettiğimiz bir çok şeyin, başka bir kültürde ne kadar farklı olabildiğini gördüğümüzde önyargılarımızdan sıyrılabiliriz. Ya da tam tersi, bizden çok farklı olduğunu düşündüğümüz insanlarla ne kadar ortak özelliklere sahip olduğumuzu da görebiliriz. Bunun için çok uzaklara da gitmek gerekmiyor her zaman. Bence kültürel antropoloji birbirimizi anlayabilmek için hayati önem taşıyan bir dal. Kültürel antropoloji alanı sürekli öğrenci olarak kalacağınız bir alan, çünkü kitapların yanı sıra alan araştırması esnasında insanlardan öğreniyorsunuz. Dukhalar yaşayan heyecan verici toplumlardan sadece bir tanesi.

Farklı coğrafyalardaki kültürleri aramaya nasıl başladın?

Uludağ Üniversitesi’nde İngilizce öğretmenliği okurken dağcılık, yamaç paraşütü gibi doğa sporlarıyla ilgileniyordum ve Türkiye’nin bütün bölgelerini geziyordum. Fotoğrafçılığa da o zamanlar hobi olarak başlamıştım. Kısacası, yeni kültürler tanımak çok küçük yaşlardan beri benim için hayattaki en heyecan verici şeydi. İngilizce öğretmeni olarak çalışmaya başladım ve yaz tatillerimde yurtdışına yolculuklar yapıyordum. Sonunda birkaç ay gezip geri dönmek yerine uzun zamandır hayalim olan uzun yolculuğu gerçekleştirmeye karar verdim. Türkiye’den yola çıkacak ve kara yolu ile Moğolistan’a gidecektim. İşi bırakmadan önce yolculuğumu planladım ve para biriktirdim. Bana esin kaynağı olan Simurg masalındaki kuşlar gibi ben de bir nevi Kaf dağını arıyordum. Kaf dağı kahramanın ulaşmak istediği, yani hayalinin saklı olduğu ancak ulaşılması güç bir yerdir. Benim Kafdağım’da bu yolculuğu çıkmaktı ve geçtiğim coğrafyalarda masallar toplayıp, insanların hayallerini dinleyecektim. Atlas Dergisi ile tanışmam da bu şekilde oldu. Yolculuğun Orta Asya kısmını İspanyol Maria’nın İran’dan aldığı küçük bir motosiklet üstünde, Hindistan’dan sonrasını ise bisikletlerle gerçekleştirdik. İngilizce okutman olarak Yeditepe Üniversitesi’nde görev yaparken kültürel antropoloji bölümünde yüksek lisansa başladım. İngilizce öğretmenliğini bırakarak sadece antropolojiyle ilgileniyor ve Atlas’a yazıyorum.

Dukhalar nasıl geldi aklına?

Bisiklet yolculuğunda son durağım olan Moğolistan’da Dukhaları duymuştum. Ren geyikleri ile birlikte dağlarda göçer yaşayan ve üstelik dilimize benzer konuşan bu toplum beni heyecanlandırmıştı ama ulaşılması çok güç oldukları için o zaman yanlarına gidememiştim. Antropoloji alanında tez konusu Dukhaları seçtim. Avcı-derleyici-göçer toplumlar ilgimi çekiyor ve dünyanın başka yerlerinde de böyle toplumlar var. Ancak Dukhaların ren geyiği yetiştiriyor olması ve Türkçe ile aynı aileden gelen bir dili konuşuyor olması benim için onları özel kıldı. Tez danışmanım Prof. Jay Fikes, şamanizm konusunda önemli çalışmalar yapmış bir akademisyen ve Dukhalar konusunda beni çok cesaretlendirdi.

Yanlarına nasıl gittin,ulaşım nasıl oldu?

Dukhalar hakkında araştırma yapmaya ve okumaya başladım. Daha önce başka araştırmacıların yazdığı makalelerden faydalandım. İnternetten de yaşadıkları yere en yakın olan köyü ve oraya nasıl ulaşabileceğimi öğrendim. Ayrıca şans eseri Dukhaların dilini araştırmış tek araştırmacı olan Elizabetta Ragagnin ile Ankara’da tanıştım. Beni oldukça cesaretlendirdi. Yapabileceğim her şeyi yapıp, gerisini de biraz olayların akışına bıraktıktan sonra yola çıktım. Atlas Dergisi’nden Özcan Yüksek de Dukhalar ile ilgili olarak çok heyecan duymuştu ve yolculuğun başında bana katılmak istedi. Moğolistan’ın başkenti Ulan Bator’a uçtuktan sonra araç ile iki gün karadan yolculuk yaparak en yakın köye ulaştık. Bundan sonra da, Dukhaların hangi obada olduklarına bağlı olarak at sırtında bir ya da iki gün yolculuk yapmak gerekiyor. Biz at ile iki günde yanlarına vardık.

Orada nerede kaldınız, nasıl insanlardı?

Köyde Dukhalardan biri ile evli Moğol bir kızla tanıştık. Bize yardımcı oldu ve kızları ile tek başına yaşayan Boyuntuktuk’un yanında kalabileceğimizi söyledi. Kaldığımız aileye de yetecek miktarda bol bol erzak almıştık. Dukhaların obasına vardığımızda Boyuntuktuk bizi misafir edebileceğini söyledi. Böylece iki ay boyunca aynı çadırda yaşayacağım yeni ailemle tanışmış oldum. Aile anne ve iki genç kızından oluşuyordu. Anne Boyuntuktuk 16 ve 20 yaşındaki iki kızı ile yaşıyordu. Yan çadırda da evli olan büyük kızı ve torunları vardı. İki buçuk yaşında olan Nomkun ve bir buçuk yaşındaki Selpık anneannelerinin yanında olmaktan hoşlandıkları için genellikle bizim çadıra geliyorlardı. Bu yüzden çadırımız oldukça neşeliydi.

Kimdir Duhalar? Nasıl bir yaşam tarzı sürüyorlar?

Dukhalar Moğolistan’ın kuzeyinde yaşayan ve Türkçe ile aynı aileden bir dil konuşan göçer ren geyiği çobanları. Taygada ren geyiklerini yetiştirerek ve yılda dört kez göçerek yaşıyorlar. Geleneksel olarak avcı-derleyiciler. Yani asıl geçimlerini doğadan topladıkları bitkileri ve avladıkları hayvanları yiyerek sürdürüyorlar. Ancak günümüzde köyden un ve temel gıda malzemelerini de alıyorlar. Ren geyiklerini ise eti için değil, sütü için ve binek hayvanı olarak kullanıyorlar. Dukhalar avcı-derleyici oldukları için özel mülkiyet yok. Avladıkları hayvanları paylaşıyorlar. Toplumda resmi bir lider yok. Herkes eşit konumda. Eşitlikçi ve hiyerarşisiz bir toplum yapısı var.

Dil sorununu nasıl çözdün? Fotoğrafını çekmeye doyamadığın Nomkun’u anlatırmısın?

Dil konusunda bana yardımcı olmak için bir Moğol arkadaşım benimle gelmişti. Adı Ariuntamir, o da Moğolistan’da antropoloji okuyor. Dukhaların dili Türkçeye çok benzediği için ben temel şeyleri anlayabiliyordum. Ancak anlaşamadığımız yerde Ariuna Moğolca anlaşıyordu. Bir süre sonra zaten ben onların dilini daha iyi konuşmaya başladım. Nomkun ve kardeşi izlemeye doyamadığımız sevimlilikte iki çocuktu. Çok küçük olmalarına rağmen çadırların arasında kendi başlarına dolaşıyor olmaları ve Nomkun’un da kardeşine yardım etmesi çok etkileyiciydi. Bence orada çocuklar çok küçük yaşta bir çok şeyi kendileri yapmayı öğreniyorlar. Örneğin Nomkun tek başına yemek yiyor, hatta kardeşine de yemek yediriyor, tek başına yıkanıyor ve ren geyiklerini bile bağlayabiliyor. Henüz iki buçuk yaşında!

Çadırda kalırken en çok nelerde zorlandın? Bu sıradışı yolculuğa çıkmadan once çantana neler koydun? Kötü sürprizler için hazırlıklımıydın?

Sanırım en çok yiyecek konusunda zorlandım çünkü o bölgede neredeyse hiç meyve ve sebze yetişmediği için hep kuru şeyler yiyorduk. Yolculuğa çıkmadan önce uyku tulumu, mat, kamp ocağı gibi klasik kamp malzemelerimi aldım. Uyku tulumu dışındakileri kullanmama gerek kalmadı çünkü kaldığım ailenin çadırında herşey vardı. Bol ilaç aldım neyseki onların da hiç birini kullanmama gerek kalmadı. Yanımızda enerji ihtiyacını karşılamak için güney enerjisi üreten cihazlar getirmiştik. Geri getirmedik Nomkun’un ailesine hediye ettik.

Üzerinde uçan kartallar, çevrende ren geyikleri ve kıl çadırda geçirdiğin 2 ay sana neyi öğretti? Dukhalar mülkiyet kavramı hakkındaki düşüncelerini değiştirdimi?

Beni en çok etkileyen Dukhaların çevreleriyle, hayvanlarla ve birbirleriyle kurdukları ilişkilerde ne kadar saygılı oldukları oldu. Dukhalar eşitlikçi yaşıyorlar, aralarında herhangi bir hiyerarşi yok. Kimse kimseden üstün değil, kimse otorite sahibi değil. Özel mülkiyet olmadığı için, mülkiyetle birlikte gelen eşitsizliklerin, kavgaların ya da baskıların hiçbiri orada yok. Kirlenmesin diye nehirlerinin içinde ellerini bile yıkamayan, yemek için öldürdükleri hayvanın ruhundan özür dileyen bir toplumdan bahsediyoruz. Elbette onlar da normal insanlar ve bir çok hata yapıyorlardır. İnsan ister istemez sözde “modern” olarak bilinen toplumlarla kıyaslıyor onları ve utanıyor.

Ailen seni bu konuda destekliyor mu? Endişelenmiyorlar mı?

Annem babam öğretmen ve onlar da seyahat etmeyi çok seviyorlar. Aslında böyle olmamın bir sebebi de onlar sayılır. Yalova’da bahçeli bir evde yaşıyorlar ve ben bu sayede doğa ile iç içe büyüdüm. Büyük şehirde büyümediğim için kendimi şanslı hissediyorum. Elbette uzun yolculuklara çıktığımda endişeleniyorlar çünkü kimi zaman telefon ya da internetin olmadığı yerlere gidiyorum. İlk başlarda daha zordu ama sanırım artık alıştılar.

Seni en çok etkileyen şey neler oldu?

En çok etkilendiğim Dukhaların çevreleriyle, hayvanlarla ve birbirleriyle kurdukları ilişkilerde ne kadar saygılı olmaları oldu. Dukhalar eşitlikçi yaşıyorlar, aralarında herhangi bir hiyerarşi yok. Kimse kimseden üstün değil, kimse otorite sahibi değil.Özel mülkiyet olmadığı için, mülkiyetle birlikte gelen eşitsizliklerin, kavgaların ya da baskıların hiçbiri orada yok. Kirlenmesin diye nehirlerinin içinde ellerini bile yıkamayan, yemek için öldürdükleri hayvanın ruhundan özür dileyen bir toplumdan bahsediyoruz. Elbette onlar da normal insanlar ve bir çok hata yapıyorlardır. Ama onların ki baskılardan çok uzak bir toplumsal yapı. İnsan ister istemez sözde “modern” olarak bilinen toplumlarla kıyaslıyor onları ve utanıyor.

Orta Asya Taygalarında Dukhalarla Yaşamıştı

Yorumlar kapalı.







Giriş Yap

Deniz Kartalı ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!