
Poyrazköy yani Boreas’da Yuhudi Balıkçı Yonah
Fotoğraf
İllüstrasyonlar: Selçuk Ören
Saray ve şehir Porfirion efsanesini konuşadursun, Poyrazköy’de (Boreas) Yahudi balıkçı Yonah ağını atarken denizin sığlaştığı kumullara uzanmış kendisini izleyen dev misafirine bakıp gülümsüyor, arada ağından çıkan palamutlardan bir tanesini veriyordu. İstese kayığı ile birlikte Yonah’ı bir lokmada yutabilirdi ama ondan aldığı palamut tatlı gelmişti belli ki. Buraya Helion sığlığı denirdi ve Yonah hep burada avlanırdı. Ne Yonah ondan korkmuştu ne de Boreas halkı. Hatta bir süre sonra birbirlerine öylesine alışmışlardı ki, dev canavar Porfirion Boreaslı çocukların oyun arkadaşı oluvermişti. Tabii civarda yaşayan herkes Yonah gibi sevecen ve sabırlı değildi. Porfirion’un Yonah’ın yanında bir kediyi andıran uysallığı onları cesaretlendiriyor, dizginleyemedikleri merak duygusu bu deve fazlaca yaklaşmalarına ve rahatsızlık vermelerine sebep oluyordu. İşte, onların pek çoğu teknelerinin ya da gemilerinin batışını izlemek zorunda kaldılar.
Çok kolay sinirlenmiyordu Porfirion. Lakin onu çileden çıkartan yegâne şey, Boğaz’dan geçen ve Thedora’nın yazlık evine erzak taşıyan gemilerdi. Belki de Sarayburnu’ndan gelen balıklar kulağına Jüstinyanus ve Thedora’nın halka yaptıkları zulmü fısıldamışlardı, kim bilir? Onları gördüğünde kızılca kıyamet kopuyor, Porfirion yüzünden gemiler geri dönmek zorunda kalıyor, yoluna devam etmekte ısrar edenlerse Marmara’nın dibini boyluyordu. Jüstinyanus, Porfirion’dan kurtulmak için Vikinglerden bile yardım istemişti ama nafile. Porfirion asla yenilmiyordu, ayrıca kilise de Bizans halkı da onu bir işaret olarak görüyordu. Özellikle mitolojide bütün tanrılara karşı savaş açabilme cesaretini göstermiş, direniş ve cesaretin sembolü olan bir yaratığın adının bu balinaya verilmesi çok da yadırganmamalıdır.
Porfirion üzerinden oluşan algı ve beklentinin farkına varan Jüstinyanus, Herion’daki komutanlarından en güvendiğine bu meseleyi çözmesi için emir verdi. Komutan, Jüstinyanus ve çevresindekilerden çok daha akıllı bir adamdı. Sorunu bilgi ve mantık çerçevesinde ele aldı. Yonah ile Porfirion’un dostluğu kulağına gelmişti. İşte, çözüm de buradaydı. Komutan, Yonah ile anlaştı. Anlaşmaya göre Yonah, Porfirion’a bekçilik yapacak, buna karşılık Yahudi balıkçılar da Bizanslı balıkçılar gibi özgürce avlanabilecek ve şehirdeki Yahudilere uygulanan kısıtlamalardan muaf tutulacaklardı. Jüstinyanus ilk başta bu anlaşmaya karşı çıksa da çılgınlar gibi âşık olduğu Thedora’ya bir şey olmaması için boyun eğmek zorunda kaldı.

Porfirion bu anlaşmadan sonra elli yıl daha Yonah’la birlikte Boğaz’ın sularında görüldü ve kimseye zarar vermedi. Ama varlığını Jüstinyanus ve Thedora’ya hep hissettirdi. Kilise, Tevrat’ta da benzeri bir olay olduğunu, Tevrat’ın Rumca okunması zorunluluğuyla birlikte öğrendi ve iş Porfirion’un aziz ilan edilmesi tartışmalarına kadar geldi. Porfirion aziz olamadı ama Boğaz’ın sularında yüzdüğü sürece hep halkın umudu oldu. Bu arada Thedora kanserden öldü ama Porfirion’un kovaladığı palamutlar üzerinden saraya yolladığı korku dalgaları elli yıl boyunca dinmedi.
Porfirion, II. Tiberius tahta çıktıktan hemen sonra geldiği gibi ortadan kayboldu. Neden bir anda ortadan kaybolduğu Balıkçı Yonah hariç kimse tarafından anlaşılamadı. Yonah biliyordu: Porfirion, İstanbul halkını emin ellere teslim etmiş ve görevini tamamlamıştı. Adını şehrin hafızasına asla silinmeyecek şekilde yazdıktan sonra başka zalimlerle mücadele etmek üzere gitmişti…
Porfirion, İstanbul’un en ünlü balinasıydı ama tek balinası değildi. Çok eski belgelerde balıkçıların Marmara’ya açılırken, o dönem henüz surların olmadığı Sarayburnu önlerinde asılı duran balina kemikleri önünde avları bereketli geçsin diye bir ritüel gerçekleştirip öyle balığa çıktıkları belirtilmektedir. Aydın Boysan da bunu Sunay Akın’la yaptığı bir sohbet esnasında doğrular: “O kemikleri ben de gördüm Sunay, onlar balina kemiğiydi!”
KAYNAK:



















