1. Haberler
  2. ABİDİN DAVER
  3. ABİDİN DÂVER: SİVİL AMİRAL’İN BAKIŞ AÇISI VE DENİZİ SEVMEK ÜZERİNE- 1

ABİDİN DÂVER: SİVİL AMİRAL’İN BAKIŞ AÇISI VE DENİZİ SEVMEK ÜZERİNE- 1

Gazeteci, yazar Abidin Daver (1886), seçkin bir çevrede öğrenim görmüş, Mekteb-i Sultani’den mezun olmuştur. II. Meşrutiyet yıllarında başlayan basın hayatı, ulusal Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında devam etmiştir. Denizciliği ve deniz kültürünü tanıtmak üzere yüzlerce yazı kaleme alan gazeteci Daver, Türkiye’de denizcilik işletmelerinin geliştirilmesine yönelik önerileri, tersanecilik konusundaki yazıları ile dikkat çekmiştir. Donanma Vakfı’nın kurucuları arasında yer almış ve Yüksek Denizcilik Okulu başta gelmek üzere çeşitli okullarda öğretmenlik yapmıştır. Cumhuriyet gazetesinde vefatına kadar yazıları yayımlanan Daver, 8 Şubat 1954 tarihinde vefat etmiştir. Yarım asra ulaşan basın hayatı dolayısıyla “Sivil Amiral” unvanı ile anılmıştır. Yazarın başlıca eserleri şunlardır: “Yazar Mazlum Şehzade Cem (1909) adlı oyun, Kanatların Zaferi adlı tercüme eser, Gemi (1932), Deniz (1932), Mülazımın Romanı (1936), Dünkü, Bugünkü, Yarınki İstanbul: Radyo Konferansları (1944), Türk Denizciliği (1947) ve Barbaros Hayrettin Paşa (1953)”. DOÇ. DR. MURAT YÜMLÜ- Bartın Üniversitesi Ortak Dersler Bölümü

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Künye: Abidin Daver: “Londra’da Türk Gazeteciler”

Her Hafta- S. 159/ 1 Nisan 1950/ Sf: 4

Devlet havayollarının kurulduğu günden bugüne kadar kaç yıldır kazasız belasız işlettiği yolcu uçaklarından biri düştü ve içindeki yolcularla mürettebat olmak üzere 15 kişi bu kazaya kurban gitti. Kazanın sebebi, uçağın Etimesgut hava meydanına inerken tipi yüzünden civardaki bir tepeye çarpmasıdır.  Uçaklar için en büyük tehlike bu çeşit çarpmalardır ve böyle bir vaziyette hemen daima yangın çıkar ve düşen uçaktan kimse kurtulmaz, meğer ki nadiren mucize kabilinden bir iki kişi kurtulur.

Bu satırların muharriri, ilk defa 1930’da Berlin’de sefirimiz merhum Kemalettin Sami Paşa ile birlikte, 45 yolcu taşıyan ve 4 yatağı bulunan bir dev uçakla uçmuştu. Ondan sonra, 1933’te Alman şehirleri arasında hep uçakla seyahat etmiş, Berlin’den Sofya’ya kadar uçakla gelmiş, 1937 Ege manevraları sonunda çok yağmurlu ve fırtınalı bir havada Devlet Hava Yollarının küçük bir uçağı ile İzmir’den İstanbul’a dönmüştü.  Bu seyahatin genç ve cesur pilotu, on gün kadar sonra Ankara’dan İstanbul’a gelirken Karamürsel’de dağlara çarparak telsizcisile beraber şehit düşmüştü. 1939 Haziranında İngiltere’deki tetkik seyahatinde İngiliz donanmasını ziyaret etmek için Londradan bir İngiliz deniz üssüne uçakla gidip gelmiştim.

“Adana’dan çift motorlu bir İngiliz uçağı ile Kahire’ye gittik”

En büyük hava yolculuğum 1942 Ağustosundan Aralık ayı ortalarına kadar göklerde 50,000 kilometreden fazla mesafe kat etmek suretiyle vaki olan seyahatim sırasındadır. Harp içinde beş gazeteci arkadaşın yaptığı bu seyahatte çeşitli tehlikeler atlatmıştık. Adana’dan çift motorlu bir İngiliz uçağı ile Kahire’ye gittik. Bu yolcu uçağı çok rahattı amma içimiz rahat değildi. Çünkü o sıralarda Alman ve İtalyan savaş uçakları bütün güzergâh üzerinde dolaşıyor ve İngiliz-Amerikan uçaklarına hücum ediyorlardı. Nitekim Kahire’ye indiğimiz zaman, bir kaç sene evvel, Süveyş Kanalı üzerine gelen bir Alman uçağının İngiliz avcıları tarafından düşürüldüğünü öğrenmiştik. Bu Alman uçağı bize rastlayabilir ve yarım dakikadan kısa bir zamanda bizim bindiğimiz uçağı alaşağı edebilirdi.

1939’da İngilterede uçtuğumuz zaman, her birimizi 10.000 İngiliz lirasına sigorta ettikleri halde, harp içinde, insanların sayısız öldükleri bir zamanda, bizi sigorta da etmemişlerdi.

Kahire’de kaldığımız gece kararsız bir hava hücumu oldu. Sabaha karşı karanlıkta yine aynı tip bir İngiliz uçağile havalanarak Mısır-Sudan hududunda Vadii Halfada kısa bir tevakkuftan sonra, Hartum’a indik.  Bu cehennem gibi sıcak şehirde iki saat kadar kaldıktan sonra, Sudandaki eski Darfur Sultanlığının merkezi olan yüksek ve serince Elfaşer kasabasında bir gece geçirdik.

“İngiltere Kralının kardeşini taşıyan uçak İskoçya’da bir dağa çarparak parçalanmış ve içindekilerin hepsi ölmüştü”

Sabaha doğru Vadii Halfada yine havalandık. Afrika’nın ortasında Ceninada, Fort Lamyde kısa tevakkuflar yaptık. Fort Lammy bir kaç gün evvel bir Alman hava hücumuna uğrayarak yanmıştı. Nijerya’da Kano zenci şehrinde Amerikalıların kurdukları hava üssünde benzin aldıktan ve öğle yemeği yedikten sonra,  tekrar göklere yükseldik. Altımızda Nijer nehri uzanıp gidiyordu. Bu Afrika nehri taşarak etrafı kaplamış, bu Afrika çölü parçası Marmara denizine dönmüştü. Akşamüstü Nijerya’nın merkezi Lagos şehrine indik. Atlas okyanusunun Gine körfezi kıyısında bulunan bu şehre iner inmez bir uçak kazası haberiyle karşılaştık. İngiltere Kralının kardeşini taşıyan uçak İskoçya’da bir dağa çarparak parçalanmış ve içindekilerin hepsi ölmüştü. Kendi kendimize acaba aynı akıbet bizim için de mukarrer mi diye sorduk.

Lagos’ta üç gün kaldıktan sonra, bir gece karanlıkta, berbat bir motorbot bizi bir deniz uçağına götürdü. Bu, Amerikan yapısı ve Clipper tipinde, 4 motorlü büyük bir İngiliz uçağı idi. Geniş ve alçak koltuklara uzandık. Bir yataklı vagona benzeyen bir uçak bizi Atlas Okyanusu kıyılarında Gabon İngiliz sömürgesinin merkezi Batford kasabasına getirdi. Bu zenci şehri, ağır havalı, sıtmalı bir yerdi.  Akşamüstü Lizbon’a müteveccihen havalandık. Gece, bize koltuklarımızdan iki katlı yataklar yaptılar. Yatıp uyuduk.

Sabahleyin Lizbon’da idik. Portekiz’in merkezi iki muharip zümrenin casusluk merkezi idi. Havalimanında İtalyan ve Alman yolcu uçakları da vardı; Gece yarısı Serbest İrlanda’ya müteveccihen havalandık. Bu defa uçağımızda 65 yolcu vardı. Aramızda 4 kadın ile 2 de çocuk bulunuyordu, kalabalık dolayısıyla yataklar yapılmadı. Koltuklarda kıvrılıp uyuduk.

“Seyahate çıkmadan bir kaç önce bu kanalda dolaşan Alman uçaklarının tarafsız Eyre’nin sahillerini ve başkentini yanlışlıkla bombardıman ettiklerini biliyordum”

Lizbon-İrlanda arası tehlikeli bir bölge idi. Atlas Okyanusu’nun bu kısmında uzun menzilli Alman uçakları dolaşıyordu. Allaha şükür bize rastlamadılar amma bir müddet sonra, bu yoldan geçen bizimkine benzer bir İngiliz uçağı Alman uçakları tarafından düşürülmüş ve aslen İngiliz olan meşhur sinema artisti de, şimdi ismini hatırlayamıyorum Romeo-Juliet filminde Romeo’yu oynamıştı. Boğulup gitmişti. Sabahleyin uçağımız Eyre yani Serbest İrlanda’nın Foyhnnes Havalimanına indi. Lokantada çalışan İrlandalı kızların biz Türklere hayret ve merakla dolu bakışları arasında kahvaltıdan sonra, yine havalandık,  yemyeşil korular ve gayet iyi sürülmüş tarlalarla dolu İrlandanın üstünden geçerek Bristol kanalını aştık. Seyahate çıkmadan bir kaç önce bu kanalda dolaşan Alman uçaklarının tarafsız Eyre’nin sahillerini ve başkentini yanlışlıkla bombardıman ettiklerini biliyordum. Aksi bir tesadüfle o gün de buralara gelmiş olabilirler ve bizi denize gönderebilirlerdi. Bir denizi de kazasız, belasız geçerek ve bir İngiliz limanına indik.

 

Pencelerin perdeleri sımsıkı kapalı olduğu ve bunların üstünde “Perdeleri açmak ağır cezayı” mucibtir ihtarı yazılı olduğu için nereye gittiğimizi bilmiyorduk. Biraz sonra Londra’ya giderken burasının Pol limanı olduğunu öğrenebildik. Londra’da 27 gün kaldık. Bir kaç neticesiz alarma şahit olduk. Dover limanını ve deniz üssünü gezerken gayet yüksekten uçan bir Alman uçağına uçak savar bataryalarından açtıkları savaşı seyrettik. Alman bomba atmadığı gibi bataryalar da isabet temin edemediler.

Londra’da iken yarısı kadınlardan yarısı erkeklerden mürekkep, fakat kadınların kafa, erkeklerin kol vazifesi gördükleri bir uçaksavar kıtasını ziyaret ettik. Atışını kadın askerler idare ettiği ve askerler yalnız topları doldurdukları için, bu bataryaya ben “Kılıbıklar bataryası” adını vermiştim. Hepsi genç, yarısı çok güzel, yarısı da orta, birkaç tanesi de çirkin olan bu kadınlar, batarya da kahramanca muharebeler vermişlerdi.

Londra’daki ikametimizden sonra Amerika yolculuğu göründü, hem de uzun ve tehlikeli bir hava yolculuğu şiddetli hava ve deniz savaşlarına sahne olan Atlas Okyanusu’nu geçerek Amerika’ya gidecektik. Yolculuğumuzun bu kısmını ve Amerika’dan dönüşümüzü başka bir yazıya bırakıyorum.

DERLEYEN: DOÇ. DR. MURAT YÜMLÜ

 

ABİDİN DÂVER: SİVİL AMİRAL’İN BAKIŞ AÇISI VE DENİZİ SEVMEK ÜZERİNE- 1
0







Bizi Takip Edin
Giriş Yap

Deniz Kartalı ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!