1. Haberler
  2. Genel
  3. BALIK BİLİMCİ BİLECİK: BALIKÇILIĞIMIZ İÇİN RADİKAL ÖNLEM GEREKLİ

BALIK BİLİMCİ BİLECİK: BALIKÇILIĞIMIZ İÇİN RADİKAL ÖNLEM GEREKLİ

Sucul canlı kaynakların işletilmesi deniz bilimi, deniz biyolojisi, balıkçılık biyolojisi, göl bilimi ve çevre biliminin ışığı altında yönetilmesini gerekli kılar. Ne yazık ki ülkemizde Su Ürünleri Kanununun yürürlüğe girdiği 1971 yılında yetki kullanımı balıkçılık temel eğitimi görmeyenlerin güdümünde hayata geçirilmiştir. Kanun uygulayıcılarının niyeti ne kadar olumlu olursa olsun temel bilgi donanımsızlıkları nedeniyle teknik konularda başarılı olma şansları yoktu ve nitekim başarılı da olunamadı. İdari konularda ise ülkesel düzeyde gerçekleştirilen yetkileri tek çatı altında toplama sucul canlı kaynakların doğa kurallarına uygun işletilmesini ne yazık ki sağlayamadı. Sucul canlı kaynakların verimli işletilmesi gerçekleştirilemediği için balıkçılık sektörünün bir bütün olarak da yıllar yılı kalkınması da gerçekleştirilemedi.

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Balıkçılığımızda yapılan hatalara genel bakış

Balıkçılıktan sorumlu merkezi otoritenin balıkçıları sürekli desteklemesi, modern balıkçılığa geçiş yapıyoruz uygulamaları sonucunda endüstriyel balıkçı filosunda bir patlama yaşanmıştır. Bu konuda ilk ciddi darboğazın 1984 yılında kendini göstermiş(1) olmasına karşın günümüze dek bu sorunun giderilememesi ve 37 yıldır bu keşmekeşin devam etmesi, balıkçılık biyolojisi kurallarının büyük ölçüde göz ardı edilmesinin acı sonucudur. Denizlerimizde stok araştırmaları yapmadan bilim dışı teşviklerle balıkçı tekne boyutlarının büyütülmesine, motor güçlerinin artırılmasına ve bunun yanı sıra son teknolojik cihazlarla donatılmasına olanak sağlamada sektör özendirilmiştir. Böylelikle ilkin av miktarlarında ciddi artışlar olmuş, akabinde ise av miktarlarında azalma eğilimine girilmiş, bunun sonucunda avcılık ekonomik olmaktan çok uzaklaşmıştır.

Su ürünleri mühendisliği önemli bir meslektir

Günümüzde balıkçılıktan sorumlu merkezi otorite bünyesinde Su Ürünleri Mühendisi kadrolarının yoğunlaşması ve yönetimlerde etkin görev alma noktasına gelmeleri olumlu bir gelişmedir. Hal böyle olmakla beraber oluşturulan yeni kadrolarla bile balıkçılık sektörünü düzlüğe çıkarabilecek etkin ve somut önlemler üretilme konusunda ciddi sıkıntılar vardır. Sucul canlı kaynakların yönetimi konusunda söz sahibi olabilmenin değişmez kuralı balıkçılık biyolojisi konusunda tam donanımlı bilgiye ve deneyime sahip olmak, sorunlara bütünsellik açısından yaklaşım yapıp çözüm üretebilme yetisinin yanı sıra en önemlisi entelektüel yapıya da sahip olabilmektir.

Doğal kaynaklar yok ediliyor

Merkezi otorite bünyesindeki üst düzey bürokratlar devleti temsilen sucul canlı kaynakları bir bütün olarak gözetmek yükümlülüğündedirler. Nedeni ise hükümranlık alanımıza dâhil tüm denizlerimizde ve iç-sularımızdaki canlı-cansız tüm kaynakların sahibinin devlet olmasıdır. Bürokrasinin görevi ülkemizin hükümranlık alanındaki sucul canlı kaynakları en üst seviyede verimli olmasına zemin yaratmak ve kaynak işletiminin en iyi düzeyde olması için gerekli güdümlü araştırmaları yaparak veya yaptırarak hem hükümete hem de balıkçılık sektörüne güncel veri akışını sağlamayı gerçekleştirmektir. Bu çok sade uygulama kaynağın verimliliğini her yıl kendini yenileme özelliğinden dolayı sınırsız kılar. Kaynağı işletme hakkı verilen balıkçıyı da yönetecek ve doğa ile barışık sistemi oluşturacak merci ise balıkçılığın ilgi alanına dâhil bilim dallarına egemen olan merkezi otorite bünyesindeki bürokratlardır. Günümüze kadar merkezi otorite bünyesinde bu sistem sağlıklı olarak işlemedi, aynı zamanda siyasi etkilemelerle de işletilemedi. Sonuçta av dönemleri kısaldı, balıklarda ortalama boylar taban, ekonomik açıdan oluşan kayıplar ise tavan yaptı. En akıl almaz tarafı ise balıkçılığımızda endüstriyel balıkçı filosu hesapsız kitapsız büyüdü. Ardından balıkçı filosu artan parasal giderlerini karşılamak için vahşi avcılığa yöneldi. Ne yazık ki balıkçılık sektörünün anlamazdan geldiği husus şayet kaynaklar biyolojik açıdan çökmüş ise sosyal sıkıntıların hiç bir anlamının bulunmadığı gerçeğidir. Çünkü öncelik daima doğanındır. Doğal kaynağın yok edildiği bir ortamda maliyetin yüksekliğinden ve sosyal sorunlardan dem vurulmasının ise hiç bir geçerliliği bulunmamaktadır.

Balıkçılığın büyük yasası

Türkiye’de sucul canlı kaynaklar aşırı avcılıktan fazlasıyla nasibini almıştır ve almaya da devam etmektedir. Balıkçı filosu halen aşırı kapasite düzeyindedir. Buna paralel olarak kaynaklar da aşırı sömürülmüştür. Kısaca “Balıkçılığın Büyük Yasası – Graham’s Great Law of Fishing” işletilmemiştir. Bunun sonucu olarak ülkemizde sınırlanmayan balıkçılık nedeniyle avcılık ekonomik olmaktan çok uzaklaşmıştır. Endüstriyel balıkçı kesiminin bu yasayı(2) ilke olarak benimsememesi kazançsız avcılığın getirdiği ticari ve sosyal sıkıntıları da yoğunlaştırmıştır.

Türkiye balıkçılığının iyi yönetilemediği en sade şekliyle balıkçı tezgâhlarındaki görüntü ve onun nedeninin analizinde yattığıdır. Balıkçı tezgâhlarında satışa sunulan balıkların neredeyse ¾’ünün rahatlıkla eşeysel olgunluğa gelmemiş, diğer ifade ile kendinden döl vermemiş balıklar olduğudur. Burada kritik bir noktaya değinmekte yarar var. Balıklar eşeysel aktivitelerinin olduğu yılın belli döneminde uygun koşullarda üremelerini dış döllenme ile gerçekleştirirler. Döllenen yumurta kuluçka süresi sonunda larva aşamasından sonra yavru balık konumuna geçer. Yavru balıkların en belirgin özelliği ise eşeysel olgunluk dönemine varmadan önce almış oldukları gıdayı süratle ete dönüştürebilmeleridir.  Haliyle gelişmeleri de hızlı olmaktadır. Bu hızlı gelişme eşeysel olgunluk dönemine kadar devam eder. Eşeysel olgunluğa erişen balığın aldığı gıda bu kere ağırlıklı olarak eşeysel üremeye yönlendiği için büyüme temposu da yavaşlar. Bu nedenle en az bir kez döl veren balıkların avlanılması bir prensiptir. O zaman hem büyümeden gelen ağırlık artışı hem de balığın neslini tehlikeye düşürmeden balıkçılık gerçekleştirilecektir.

AB’nin tersine ülkemizde vahşi balıkçılık yapılıyor

Bir diğer anlatımla balık stoklarının, avcılık veya doğal nedenlerle eksilen kitlelerini karşılamak üzere belirli bir yenilenme süresine gereksinmeleri vardır. Stokların kendilerini yenileyebilmesi için gerekli olan ise yeteri miktarda ergin balığa sahip olmak ve küçük balıkların büyümelerine ve üremelerine izin vermektir(3). Bu ilkeyi benimseyen AB’nin Ortak Balıkçılık Politikasının tamamen tersine bir uygulama ne yazık ki ülkemizde gerçekleştirilmekte ve vahşi avcılık sürdürülmektedir. Balıkçılık kaynaklarının yönetiminde atılacak her adım bilimsel oluşumlara dayanmalı ve balıkçının da karşıt-bilim (antiscience) tutumu bir daha telaffuz edilmemek üzere çöpe atılmalıdır. Endüstriyel balıkçıların avladıkları defneyaprağı veya çinakopun lüferin yavrusu değil, ayrı bir tür olup boyları da bu kadar olmaktadır dayatmaları hafızalarda tazeliğini korumaktadır. (Devam edecek)

 NEZİH BİLECİK

YAZINSAL KAYNAKLAR

  1. Bilecik, N. 1985. Marmara Denizi’ndeki Balık Av Miktarlarında Azalma Nedenleri. İstanbul Tarım İl Müdürlüğü Raporu. 72 s.
  2. Bingel, F. www.ims.metu.edu.tr/DenizSözlük.html.
  3. Çelikkale, S. M. & Düzgüneş, E. & Okumuş, İ. 1999. Türkiye Su Ürünleri Sektörü ve Avrupa Birliği ile Entegrasyonu. İstanbul Ticaret Odası. Yayın No 1993-63. 533 s. İstanbul.

 

BALIK BİLİMCİ BİLECİK: BALIKÇILIĞIMIZ İÇİN RADİKAL ÖNLEM GEREKLİ
0







Bizi Takip Edin
Giriş Yap

Deniz Kartalı ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!