Lakin 2020 Mart ayında hayatımıza giren Korona Virüs yüzünden ertelemek zorundaydık. 2021’di hedef ve 2021’in Ocak ayında tekrar masaya yatırdık. Ve pandemi kol gezerken bir umut ile organizasyon tarihlerinde virüsün tamamen bitmesini ümit ettik.
Planlar hep tutacak diye bir şey yok hep tutsa plan yapmadan direk yaşardım hayatı.
2021 iptal Bakanlık herhangi bir spor organizasyonuna izin vermiyor.
2022 geldi çattı, pandemi etkisini azalttı belki de biz alıştık. Büyük tarih 2022, hazırlıklar sürüyor bu yıl 25 Mayıs çıkış tarihimiz. Bir engel yok. Yeri İnebolu’nun sakinleri için önemi büyük olan Kabataş İnebolu Sokağı. Hesaplar yapıldı, rotalar çizildi. 10 günde gidebildiğimiz İstanbul-Kastamonu rotasını 5 gün Karadeniz’in Fırtınalarını hesaba katarak 15 gün şeklinde programladık. Şu 15 günlük maceraya başlayalım artık.
Tarih 25 Mayıs 2022 günlerden Çarşamba Kabataş Dolmabahçe Cami’nin yanında 40 tane insan vapur için gelmemişler. Yine bir deniz aracı için oradalar ama bu sefer yukarıda bacası olan bir gemi için değil; elinde kürek olan ili deli yürek için oradalar. Evet uğurlamaya gelen dostlarımızdı o kalabalık.
13.00 çıkış için güzel bir saatti demek isterdim lakin 12 de planladığımız çıkış saati vedalaşmanın zor olması dolayısıyla 13.00’a sarktı.

**1.GÜN***
Maceraya girelim artık, saat 13.00 oldu ve suya çıkmıştık. İnsanlara Marmara Denizinden bakıyorduk. Herkes Pruvanız net olsun diye haykırıyordu. Biz ise Denizimiz ve bileğimiz bizim yanımızda olsun diye dua ediyorduk.
İlk küreği çektik ve burnumuz 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’ne dönmüş bir halde ilerledik. İlk günden çok zorlu bir sınavımız vardı çünkü; rakibimiz İstanbul Boğazı idi akıntısı ile meşhur İstanbul Boğazı.
Akıntı orta şiddette belli bir ritimde küreklemeye devam ettik. İlk zorlu engelimiz Arnavutköy Akıntı Burnu pancar motorlu teknelerin bile bazen geçemediği meşhur yer. Geçmesi hiç kolay olmayacaktı, akarsuyu andıran debisi ile bizi terletecekti akıntıya girmeden güç toplamak için kısa süreli dinlenmeye ihtiyacımız vardı 4dk soluklanıp küreklemeye başladık. Ahmet’in hadi bakalım demesiyle koyulduk küreklemeye girdik akıntıya biz ne kadar seri kürek çekersek çekelim sadece santim santim ilerliyorduk. Kıyıya baktığımızda bizi yürüyen insanların dahil geçtiğini gördük. Demoralize etmesine izin vermeden önde olan Ahmet’in hadi Kerem diye bağırmasıyla tekrar küreklerin seriliğine odaklandık. 5 dakikalık uğraş sonucu 60-70 metrelik Akıntı Burnunu geçebildik.
Bunun ilk ve son engel olmayacağını biliyorduk. İkinci zorluk Boğaz trafiğinde karşıdan karşıya geçmek? Bunun için Aşiyan Burnu’nu kullanacaktık kertenezimizi Anadolu Hisarına doğru çevirdik ve Trafiği kontrol edip küreklere asıldık. Karşıya geçerken zamanlamamız gerçekten çok iyiydi ondan dolayı herhangi
bir sorun yaşamadan kendimizi Göksu Nehrinin ağzına doğru attık. Ve rotamız olan Kuzeye devam ediyoruz. İkimizde olan yetişebilme telaşını söylememem gerekiyor sizlere, bu telaş ilk rotamız olan Riva’ya yani 36 kilometreye 7 saatte yetişebilme telaşı. Normal şartlarda saatte 4,5(7,8km)mil yapan Deniz Kanoları akıntıda bunun altına düşüyor haliyle.
Ama bizim hava kararmadan bu yolculuğu bitirmemiz lazım. İkinci Köprünün altından rotamıza devam ediyoruz. Biraz ilerleyip Çubuklu’ya doğru geldik Beykoz Paşabahçe karşımızda duruyor. Yolu kısalmak adına bir risk alıp hedefi Beykoz Kasrı’na doğru çevirdik. Bu şu demek oluyor uluslarası gemi yolunda iki deniz kanosu seyahat halinde ilerleyecek. Aynı zamanda burası Boğazın en keskin virajının olduğu kısım. Biz ikimizinde onayı İle burnu Beykoz Kasrı’na doğru çevirdik ve küreklemeye başladık tek istediğimiz Hedefe ulaşana kadar karşımıza bir Tanker’in veya yük gemisinin çıkmaması. istediğimiz gibi gider umudu İle küreklemeye devam ediyoruz. İstemediğimiz şey oldu ve bir tanker Yeniköy İskelesinin orada virajın başında belirdi bizim ne yapacağımız belliydi burunu tekrar Çubuklu’ya çevirip vira bismillah diyip küreğe asıldık gergin dakikalar ardından Boğaz Trafiğini karıştırmadan kendimizi kıyı kısmına atabildik. Başımızı beladan kurtardığımızı zannederek devam ettik Kuzeye doğru takribi 7 dakika sonra rotamızda seyir halindeyken bir ikaz sesi ile 12 metrelik bir Sahil Güvenlik botu arkamızda. Uluslararası Gemi Yolu’nda şikayet almışız iki tane bilinmeyen cisim var diye. Sahil Güvenlik Komutanları daha sonra yerimizi tespit edip yanımıza geldiler.

Ve kimlik kontrolü yapıp neden yol ihlali yaptığımızı sordular. Bizde hikayemizi anlatıp neden bu yolda olduğumuzdan bahsettik ve bizleri anlayışla karşılayıp bir sonraki Şile bot komutanının numarasınız verdiler. Acil bir durumda aramamız için. Ve Paşabahçe açıklarında bizi uğurlayıp yollarına devam ettiler. Bizde haliyle kuzeye çevirip burnumuzu küreklere asıldık 1 saat ardından Paşabahçe’den Anadolu Kavağı’na vardık lakin gün iyice akşama doğru ilerliyor ve akıntı şiddetini arttırıyordu. Yorgunluk hat safa daydı lakin varmamız gereken bir yer ve bir saat mevcut aktif sporcu olmamın etkisiyle daha rahat kürek çekerken Ahmet arkadaşım bana nazaran daha dazla yoruluyordu ve sürekli mola yapmamız gerektiğini söylüyordu. Ben ise İstanbul Boğazında mola olmaz diyerek kürek çekmesi gerektiğini söylüyordum.
Ve Poyrazköy’deyiz Boğazın çıkışı ezeli rakibimiz Karadeniz ile buluşma zamanı havanın Karayel’e dönmesi ile Poyrazköy-Riva arası artık bizim için daha kolay olacaktı. Yinede İstanbul Boğazı,Akıntı Burnu ve Nice şeyden sonra kolay olacak demesi biraz kendimizi kandırmaktı. Devam ediyoruz hedef Riva 1,5 saat en az mola yok kürek var sadece.
Ve Riva Deresindeyiz vardık rotamıza güneşin batmasına dakikalar kala. Vücut sürekli oturmanın etkisiyle uyuşuk. Ama moraller çok iyi ilk hedef gerçekleşti çünkü.

**2.GÜN***
Sabah 6 kalkış,
Bugün bir farklılık olacaktı bize bir arkadaşımız eşlik edecekti Ağva’ya kadar adı Tarkan Gürler kendisi Deniz Kanosu’nu çok uzun süredir yapan çok deneyimli bir insan aynı zamanda bu yolculuğumuzda bize destek veren insanlar içinde birinci sıradadır.
Gelelim Riva Deresi’ne hava denizcilerin süt liman dediği misalde harika Karadeniz ilk günden bize güzel bir hediye vermişti müteşekkir bir şekilde asıldık küreklere hedef Ağva kürek çekerken bize Eşlik eden Yunus balıklarından bahsedelim az, hepsi güzelliklerin en son noktası gibiler. Yol gösterir gibi eşlik etmeleri insana huzur veren bir atmosfer yaratıyordu.
Havanın güzel olması bizi istediğimiz hedefe ulaştırmadı. Nedeni ise İstanbul Boğazının yorgunluğu.
Şile merkezi geçip 10km ilerledik ve hava kararmasına az kala ıssız bir koy bulup kendimizi oraya attık.
Kıyıya çıkınca ilk işimiz bellidir kano güvenliğini sağlamak ve ardından hemen çadırı kurup ıslak kıyafetlerden kurtulmak.
Bu rutini yaptıktan sonra besin ihtiyacı için ilk gün hazır makarna tercihimizdi kamp tüpünde pişirip karnımızı doyurduktan sonra kanolarımızı gece yağan çiğ yüzünden ıslanmaması adına muşambamız ile sıkı bir şekilde kapattık ve derin uykuya daldık.
***3.GÜN****
Sabah 6 kalkış,
İlk iş çadırı toplamak lakin kanonun üstündeki branda da bir anormallik vardı. Bu anormallik muşambanın tam ortasında büyük bir yarık duruyordu. gece biz serdiğimizde kesinlikle yoktu böyle bir şey. Sonra etrafımıza bakınca bir sürü hazır makarna çöpü görmeye başladık. Ve tabiki ev sahibi olan Tilkilerin ayak izlerinide. Evet bir tilki sürüsü bizim kuru makarna stoğumuzu tüketmişti. Koku salacak olan bütün besinleri yüksek dallara asarken kuru makarna yiyen tilkiler bizi haylice şaşırttı. Küreğe devam edelim, kahvaltı yapıldı ardından hedefe odaklanmaya devam. Öncesi bize bir günlük yolculukta Eşlik eden Tarkan’a veda etme zamanıydı.
Biz hedefimiz olan Kefken’e burnumuzu çevirdik o ise hedefi olan Riva’ya.
Ayrıldıktan sonra hedefimiz olan Kefken’e odaklandık. Tabi bu mesafedeki güzelliklerden bahsetmezsem yolculuk yarım kalır, falezler, falezlerdeki mağaralar bize eşlik eden yunuslar ve ucu bucağı olmayan mükemmel kumsallar hepsi İstanbul-Kocaeli arası doğal güzellikler.
Güzelliklerden bahsettik şimdi sırada kötü kısımlar var, ilk fırtınamıza yakalandık Kandıra’nın meşhur olan Sardala Koyu açıklarında yakalanmış bulunuyoruz. Sağ taraf daha çok kayalık bu fırtınada sahil inişi pek güvenli olmayacaktır. En yakın limana gitmemiz şarttı. Hedef olan Kefken hayal gibi duruyordu. Fırtına’da ilerlemek oldukça güç istiyordu. Normalde saatte 4,5-5 mil yapan bu kanolar saatte 2 mile düştü. Dalgaların büyüklüğü kanoların dengesini bozuluyordu rüzgarda ona eşlik etmeyi ihmal etmiyordu. Birkaç saat ilerledikten sonra yazlık bir tatil sitesi bulduk. Sezon henüz Karadeniz’de açılmadığı için kimsecikler yoktu sadece birkaç görevli. 2 gündür hedeflediğimiz alanlara gidemediğimiz için yemek stoğumuz bitmişti artık. Ve acil bir market bulmamız şarttı. Oradaki görevlilerin bize yol göstermesi ile bir köy bakkalı bulduk ve ihtiyaçlarımız köy bakkalından gidermeye çalıştık.
Yeterli besinleri alamadık ama bizi bir sonraki hedefimiz olan Kefken’e taşıyacaktır.
Sakin bir yer olan Kantur Sitesinde kalacağımız yer bu sefer çadır olmadı bir tekne’nin içinde kaldık. Üstü kapalı ufak bir kayıkhane vardı. Bizde çadırı kur kaldır derdi olmaması adına ahşap olan kayıklarda üstümüze tulumları alarak mışıl mışıl uyuduk.

***4.GÜN**
sabah 4 kalkış dünkü fırtınanın korkusu bizi sabahları daha durgun olan Karadeniz’e çıkmayı zorladı. 8,9 saat uyuyan biz bu yorgunluğun üstüne hiç uyumamış gibi yolumuza devam ediyorduk bitik bir şekilde.
Su erken olmasından dolayı zorluk çıkarmıyordu. Hedef Kefken demiştik ve kısa sürede hedefe ulaştık. Ama biz havanın güzel olmasını değerlendirmek adına Cebeci’ye devam etme kararı aldık.
Cebeci Limanına girdik saat 10.00 ve 2 gündür hasret kaldığımız besinleri almak amacı ile markete akın ettik.
Temel malzemeleri alıp kalacak ağacın olduğu bir yer aradık lakin Cebeci’de kamp atacak uygun yer bulamadık. Cebeci’nin karşında bulunan Kefken Adası’nı gözümüze kestirmiş gibiydik. Lakin kıyı emniyete ait olduğunu biliyorduk ve içeri nasıl girecektik. Tekrar kanolara binip adaya doğru tedirgin bir şekilde yaklaştık adaya ayak basıp keşife çıktık. Gözümüze Birkaç yer kestirdik. Tabi öncesinde izin almak şarttı. Kıyı Emniyet personellerinin yanına gidip hikayemizden bahsettik ve bize amacımızın çok kutsal bir şey olduğunu ve bu Ada’da onların misafirleri olduğumuzu söylediler. Karaya çıkınca ilk kuralı unutmayalım ne yapıyorduk? Çadır kurmak evet. Uygun yer için izin alıp hemen çadırı kurduk ve biraz yemek yiyip
Öğle uykusuna geçtik. Ardından akşam yemeği için kalkalım dedik ve bir anda bir Kıyı Emniyet Personeli yaklaştı kamp alanımıza. Ve bizi akşam kendi sofralarına davet ettiler. 4 gündür konserve ve hazır makarna İle beslenen iki adam için güzel bir teklifti. Ve taze başlığın olduğunu söylediler. O şekilde akşam yemeğini beraber yedik ardından yarın yolumuzun uzun olacağını söyleyip yatağımıza doğru yol aldık. Yarınki hedef çok uzun olacaktı. Neyse şimdi söylemiyim alt satırlara saklıyım neresi olduğunu.

**5.GÜN***
Gece yarısı 2 kalkış
Hedef büyük demiştik. haliyle erken kalkan yol alır deyiminide gerçekleştirelim. Hedef 80km ile Akçakoca yolculuğunuzun en uzun rotasıydı tabi daha yeni yola çıktık olup olmayacağı belli değil.
Sabah 3.20 de suya inildi su zifiri karanlık görebildiğimiz çok şey yok sadece kıyıdan gidersek sağ tarafınızda olan kayaları görebiliyoruz aksi halde sadece Gps i kullanarak yolumuzu bulabiliyoruz.
2,5 saat karanlık bir şekilde yolumuza devam ettik. Havanın aydınlanması ile biz kendimizden daha emin ve daha hızlı bir şekilde yol almaya devam ettik. Almalıydıkta 80km yolumuz vardı. Biz kürek çeke duralım, Babalı’yı geçtik artık Sakarya’ya geldik sayılırdı. Lakin bir engel vardı Karasu Plajı nasıl bir engel derseniz can sıkıcı bir engel şöyle ki 4 saat kürek çekip sol tarafınızda mavilik sağ tarafınızda sadece kumsal görmek insan için bir saatten sonra çöl etkisi yaratıyor.
İnsanı gerçekten demoralize ettiği bir gerçekti. Size çölü anlatacak değilim 20km sadece aynı şeyleri gördük. Biz güzel yanlarını anlataduralım uzaktan Karasu görüldü gibi bizi bir mutluluk aldı. Farklı bir şey görmenin mutluluğuydu bu. Artık Karasu’dayız hedefi yarıladık 7 saatte 40km gelmiştik. İyi bir rakamdı bizim için çünkü 5 gündür kürek çekiyorduk. Mola yapma kararı aldık normalde huyumuz değildir. Karada mola yapmak ilk defa yapıp 1 saat dinlenmenin ardından küreklere asılıp 80 kilometreyi tamamlamaya devam dedik.
Kürek çekmeye devamdı ilerledik ve Melenağzı’na ulaştık. Hava dönecekti kötüye belli etti kendini ama biz son tahmini 20 kilometreyi alacağımızı tahmin ederek devam ettik riskliydi yine çakalın ve tilkinin olduğu ıssız bir yere düşebilirdik.
Ama bizdeki yetişme hırsı uyuşukluğu kaldıramazdı ve biz o rotaya ulaşıcaktık. Dediğimiz fırtına sadece 2 kilometre sonra ensemizde bitti. Ense derken Karayel değil azılı düşmanımız Poyraz yine karşıdan gelen rüzgarımız yani.
İlerlemek güç olacaktı yine 1 saat dişimizi sıkıp ilerledik lakin 70km kadar kürek çekmiş insanın pekte fırtına ile çarpışacak gücü kalmıyordu. Biz yine devam etme kararı içerisindeyken bir gün önceki kıyı emniyetten bir telefon aldık ve Kocaeli’nden Akçakoca’ya doğru yağışın geldiğini söylediler. Bizde haliyle en yakın güvenli alana kamp atmamız gerektiğini kararlaştırdık. Ve bir yeri gözümüze kestirip büyük hedefe son 10km kala bir koya kanolarımızı yanaştırdık.
İlk işimiz olan çadırı kurup. Islak kıyafetlerden kurtulduk.
Ani bir durum geliştiği için Akçakoca Sahil Güvenlik ekiplerine haber verdik ve güvende olduğumuzu belirttik. Onlar ise bize bir ihtiyaç olup olmadığını sormakla kalmayıp bir araç ile gelip ihtiyaçlarımızı tamamlayabileceklerini söylediler. Biz ise tek ihtiyacımız olan şeyin uyku ve yemek olduğunu söyleyip yemek hazırlamaya koyulduk.
Sonra tabiki uyku en sevdiğimiz olan şey.

**6.GÜN****
Sabah 7 Kalkış hiç kolay olmadı bu kalkış hedef neresi o biraz karışık. Az sonra bakacağız. Dalga dünkü kadar sert olmasada yinede var. Ben çıkma taraftarı değilim. Ahmet ise memleketi olan İnebolu’da 22 yaşına kadar balıkçılık yapmış bir insan olarak bir nebze Karadeniz’i tanıyor ve sadece dalganın kıyıda olduğunu açıklarda dalganın olmadığını söylüyordu. Bende onun bu fikrini dinleyerek çıkma kararı verdim. Ve açıldık. Akçakoca’ya 10km var. İlk hedef Akçakoca nedeni ise fazla bahsetmesekte günde 5000 kalori yakan vücudumuza besin yetiştirmek hiçte kolay olmuyor. Bundan dolayı bitmesine ramak kalmış olan besin depomuzu yenilemek için Akçakoca şarttı. Ve hedefimiz olan Akçakoca’ya vardık depoyu doldurduk. Hava biraz dalgalı devam ederken Akçakoca Sahil Güvenlik ekiplerinden bir bilgi alarak havanın 1 saat sonra iyiye gideceğimi öğrendik ve hedefimiz olan Ereğli’ye doğru yola çıkma kararı aldık.
Zaman nakittir diyerek toparlandık ve çıktık Ereğli yoluna. Akçakoca-Ereğli arası büyük bir koy gibidir. Aralarında 30km vardır. Ya kıyıdan gidersin yada açıktan.
Ve önümüzde iki seçenek var. Açıktan gitmek kârlı gibi görünsede, 15 km gibi bir açıktan bahsediyoruz. Bu kadar açıktan gitmek olası bir fırtınada bizi zora sokacaktır. Biz yine ortak kararımızı hedefe hızlı ilerlemek olarak aldık ve koyulduk açıktan yolumuza.
İlerleyen saatlerde su gerçekten iyi bir hal aldı. Ve yolumuza oldukça emin adımlarla ilerliyorduk. Ahmet’ten yoruldum sesleri geldi ben ise tanrının bize bir fırsat verdiğini ve bu fırsatı çok suistimal etmeden hedefe ulaşmamız gerektiğini söyledim. Ve gönülsüz olan yaşlı arkadaşım Ahmet Ergün bir şekilde devam etti. Ereğli’ye az kaldı yolculukta Yunuslar hariç karşımıza başka bir şey çıkmadı. Sadece Ereğli açıklarındaki doğalgaz kuleleri dikkatimizi çekti ve açık denizde bir yapının olması ilgimizi oldukça çekti.
Ereğli Limanına girdik ve ne görelim iki zodyak bizi bekliyor birisi Sahil Güvenlik Ekiplerine air diğeri ise Ereğli Yelken Kulübü antrenörü Sezai Çimenoğlu.
Güzel karşılama bitmemişti bir de Kıyıda bir çok insan bizi bekliyordu. Bunların arasında Belediye Başkan yardımcısı ve bir çok değerli insan vardı.
Biz yorgunluk ve mutluluk eşliğinde dinlenmeye geçmek istiyorduk. Ve bize ayarladıkları iki yatak bulunan bir otele yerleştik. Tek istediğimiz duş almaktı. 6 gündür kumsallarda yatıp temiz su yüzü görmeyen biz için büyük bir lütuf olan temiz su gerçekten çok büyüleyici geldi.
Temizlenmeyi hallettikten sonra Ahmet ile yarınki hedefi konuşurken rotamızı 6. Günden yarıladığımızı ve bir gün dinlenme için mola vermemiz gerektiğini söyledim. Kararımı kabul eden Ahmet ile yarın dinlenmeye karar verdik. Ve 6. Gün sonu geldi. Tekrar suda görüşmek üzere 8.günde

****8.GÜN****
Sabah 2 kalkış 3 suya iniş hedef normal şartlarda Zonguldak ama dinlenme gününde doğru dinlenememenin acısı olarak bizde bir yorgunluk hali mevcut. Bu hata bizi demoralize etti ve hedefimiz olan Zonguldak’a ulaşmayı gözümüzde büyüttü.
Ama yinede hatamızın farkında olmanın mahcubiyeti ile küreğe devam ediyorduk. Bana nazaran biraz daha yorgun olan Ahmet Ergün’ün zorlandığını görmezden gelmek imkansızdı ve hedefimizi tekrardan kendi gözümden geçirip şu sonucu aldım rüzgarın olmadığı havalarda uyuşukluk etmememiz lazımdı ve her türlü yorgunluğa rağmen o küreği çekmeliydik. Zonguldak’taki Falezler ve o falezlerdeki mağaralar beni benden aldı ve bir tanesi şöyle anlatıyım, girişi sadece bir veya iki kano genişliğinde olabilir. Ama 2 metre ilerledikten sonra 3 tane çadırın sığabileceği bir kumsal. Muhtemelen pek bilinen bir mağara değil. Ama artık bir çok kişiyle paylaşıp varlığını bildirdik.
Güzellikler bir yana biz Zonguldak’a 5 km kala açıklarsa bir Sahil Güvenlik botu bizden haberleri var ve bizi karşılamaya gelmişler Kozlu Limanına kadar eşlik edip sağ Salim varmamız için ellerinden geleni yaptılar.
Ve bugünki rotamız olan 45 km’yi 9 saatte tamamladıktan sonra Zonguldak Kozlu Limanına vardık. Ve dün yaptığımız dinlenememe hatasını tekrar yapmamak için erkenden tulumumuzun içine girip rüyalara daldık.

**9.GÜN***
Hedef Barış Akarsu’nun memleketi olan Amasra kalkış 5 suya iniş 6 hava kapalı biz biraz dinlenmiş halde başladık küreklemeye. İlk saatlerde güzel olan hava 9 a doğru rüzgara ve ardından sert poyraza bıraktı. hedefe 45km kala rüzgara yakalandığımız için demoralize olan biz ulaşmamız gereken hedefe emim adımlarla gidecektik. Bizim için basit bir fırtına belirtisi vardı. Açıklardaki ufak beyaz köpükler onlar, Karadenizli balıkçılar kuzu diye betimlediği tehlike uyarısıydı. Bizim için riskli olduğunu biliyorduk ama bir hedefimiz var ve Karadeniz’in asıl gerçek yüzü bu değildi bunu iyi biliyorduk.
Devam etmeye kararlı bir şekilde Filyos’a vardık son zamanlarda Ülkemizde Doğalgazın çıktığı meşhur yer olarak bilinen şirin yer Filyos.
Hava kötü biz yorgunuz fırtınada nerden baksak 5 saatte 15km yol alarak az ilerleyip çok yorulduk. Limana girip besin ihtiyacını tamamladık. Üstümüzdeki ıslak kıyafetleri çıkarmadık çünkü havayı bekliyoruz biraz dinsin rüzgarda biz suya tekrar çıkalım. Neden rüzgarın dinmesini bekliyoruz biliyor musunuz? Buranın deneyimli balıkçıları hava konusunda bazen hava tahminlerine taş çıkartırlar. Bizde bu deneyimli balıkçı abilerimizden nemalanmak için dediklerini ciddiye alıp bekledik balıkçı teknesinin içinde.
O ahşap teknenin ahşap güvertesi en iyi yataktan daha rahat gibi gelirken uykuya daldım. 2 saat sonra Ahmet’in dürtmesi ile kaldırıldım. Dalganın azaldığını söyleyen bir Ahmet Ergün vardı karşımda. Dedim 20 dakika izin ver çıkalım. Toparlanmalar yapıldı ve çıkış yapıldı hedef tekrarsan Amasra. Balıkçı abinin tahmini kısa sürdü ve rüzgar şiddetini bize hissettirerek artmaya başladı. Biz çıkmışken o yola gitmeden duramayız rüzgar fazla. kırılmayan dalgalar 2,3 metreye ulaşıyor yanımda olan arkadaşımı bir görüp bir kaybediyorum. Karadeniz’e alışık olan insan için bunlar sıradan şeyler ve haliyle biz yavaşta olsa yolumuza devam ediyoruz. Ahmet Ergün ve bende oluşan yorgunluk fazlaydı ve Amasra’ya 20 km vardı tahmini. sosyal medyada popüler olmaya başlayan Güzelcehisar Lav Sütunlarına varmışız farkında olmadan. Ve kapalı havanın atmosferi ile o sütunların ve doğasının mükemmelliği beni mest etti açıkçası ve Lav Sütunlarının olduğu yer bir koydan oluşuyor ve Kuzey Doğudan gelen poyrazdan etkilenmiyor.
Durgun bir alan sunan Lav sütunları bi kendine hayran bıraktı ve sahildeki ufak büfeden besin stoğunu güncelleyerek sahile kamp atmaya karar verdik lakin Ahmet’in gece kampçılardan rahat uyuyamacağımız düşüncesi bana mantıklı geldi ve biraz ileriye ıssız bir koy bulmaya devam etmek için asıldık küreklere.
Ve 15 günlük yolculuğumuzda kamp attığımız en özel ve en güzel yer olan Pilavkum koyu bir doğa harikası olan yer.
Dışarıdan girmesi oldukça zor olan denizden ulaşımın olduğu bakir koy.
Bizim için sessiz bir kamp alanı.
Ve kıyıya çıkıp ilk rutinleri gerçekleştirdik.
Çadır kur,kuru giysileri giy ve konservelerini ye.
Ardından biz uykuya siz 10.güne geçin bakalım.

***10.GÜN****
Sabah 7 kalkış güzel bir koy bulduğumuzun farkında olan biz biraz tadını çıkartalım dedik.
Kalkış ve toparlanma sürdü biraz güzel koy gören kanocular yayılmışlardı.
Toparlandık ve yola çıkmıştık lakin saklı bir koyda olduğumuz için açıktaki dalga ve rüzgar durumundan bir haberiz. Baktığımız tahminler orta şiddette olduğunu söylüyordu lakin tahminlerin tutmamasına alışıktık ve kötü bir hava İle karşılaştık.
Hedef kısa sadece 20-25 km ile Amasra’ya ulaşmalıydık.
Havanın gerçekten çok zorlayıcı olduğunu belirtmek isterim ve aynı zamanda kapalı bir hava hakim.
Hava durumundan haberi olan Amasra Sahil Güvenlik Komutanlığı sürekli ensemizdeler sürekli irtibat halindeyiz.
Amasra’ya tahmini 10km kala arkadaşım Ahmet’in telefonundaki Sahil Güvenliğe attığımız canlı konumda kısa bir bağlantı kopması yaşandı. Haliyle türk kullanma kılavuzu misali açıp kapatıp kendine getirmeye çalıştık biz bunlarla uğraştırken yanımızda 12 metreden daha uzun olan bir Sahil Güvenlik botu belirdi. Bağlantının kopması tedirginlik oluşturduğu için Amasra Sahil Güvenlil Komutanı bize özel bir Kurtarma botu gönderiyor. Gerçekten tüylerimi diken diken eden bir olaydı.
Ve Amasra görüldü. Ne demiş Barış Akarsu, toprak kokan şehir, sevda kokan şehir. Bu güzel kokular eşliğinde girdik limana mükemmel bir Liman ve bizi bekleyen Amasra Yelken Kulübü. Güzel karşılama sonrası malzemelerimizi kulübün kayıkhanesine alıp bizde yemek yemeye doğru geçtik.
Amasra’nın küçük sokaklarında dolaşıp bizi tanıyıp masalarına davet eden güzel Yelken Kulübü üyeleri ile bir Amasra Macerası yaşadık.

**11.GÜN****
Kalkış 5 hedef Tekkeönü hava güzel mi? Yine belirsiz büyük bir dalgakıranın arkasında olduğunuz için göremiyoruz suyun durumunu ama tahminler iyi olduğunu söylüyor. Biz hazırlıkları yaptık ve çıkışı verdik. Sabah 6 suları su şimdilik iyi hedef koşa 30 km 2 saat güzel havayla kürek çektik lakin 2 saat sonra poyraz azıcık olsada etkisini arttırdı.
Neyseki güzel havayı kullanarak 17km yol almıştık. Ve geriye 15 km den az kaldı 6 saatlik yolculuk sonrası vardığınız Tekkeönü’nde bizi karşılayan değerli bir insan vardı. Bu insan Ahmet’in İnebolu’da Tersanede çıraklık yaptığı zamanlarda yanında çalıştığı Mustafa Usta.
Kendisi Türkiye’de sadece İnebolu’ya özgü olan Denk Kayığı’nın ezbere imal edebilecek tek kişidir.
Bizi karşıladığı tersanede köy tarzı bir kahvaltı İle besin ihtiyacımızı karşıladı ardından bugün burada kalacağımızı söyledik. Mutlu olacağını söyledi lakin havanın sonraki günlerde bozacağını ve bizim bugün Cide’ye yani Kastamonu sınırına girmemiz gerektiğini söyledi.
Bizde 50 yıllık Karadeniz deneyimine dayanarak Mustafa Usta’mızı dinledik ve hedefimiz olan 30km yi 60km ye çevirdik. Çünkü Amasra-Cide arası 60km ediyor.
Biz tekrar yola çıktık su istediğimiz gibi değil ama en nihayetinde bir hedef var ve hava durumları hiç iyi göstermiyor ileriki günlerde.
Neyseki yavaş ama öz kürek çekerek Cide’ye ulaştık ve Cide Belediyesi tarafından güzel bir karşılama ile boynumuza Cide’nin meşhur Sarı Yazmasından taktılar.
14 saat ve 60 km sonrası tek düşüncemiz kamp kurmak oldu. Ve Cide Limanında bulduğumuz sakin bir alana kurduk çadırımızı haliyle besin ihtiyacını karşıladık ve uyku modu açıldı.

****12.GÜN***
Bugün bizim yorgunluktan artık kafamızında çalışmadığını öğrendiğimiz bir gündü hava kötü ve biz son 4 gün kala fırtınada çıkma hatası yapacaktık. Haliyle üstüne biraz düşününce fırtınada kendimizi tehlikeye atmamalıydık. Ve bugün dinlenme verdim. Yaptığımız tek şey uyku ve tavuk yemek oldu 12.gün diğer günde görüşmek üzere.
***13.GÜN***
Sabah erken çıkmaya gerek olmadığını biliyorduk yinede 6 kalkış.
7 yola çıkış ve biz hedefimizi kısa tutuyorduk çünkü bir bayrağımız var teslim edilmesi gereken haliyle 9 Haziran günü hedefe varmamız gerekiyor. Erken varmamız o şerefli güne bizim bir borcumuzdu.
Şimdi hedefe gelelim Cide’nin bir köyü olarak geçen Fakaz’a gidiyorduk bizim için çok uzun olmayan rotaya sağ Salim vardık lakin bir engel var Kerempe Burnu Fransızların yaptığı söylenen güzel bir Feneri olan burun.
Karadeniz’in Sinop İnceburun’dan sonra en Kuzey noktasıdır bu Kerempe Burnu.
Buradaki engel Kepempe burnudaki akıntı Karadeniz’li balıkçılar tarafından iyi bilinen çok yaklaşılması önerilmeyen sayısız tekneyi kendine çekip paramparça eden Kerempe Burnu açıktan geçmek şarttı ve açığı iyiki tercih ettik çünkü bir anda Karayelin etkisi ile arkamızdan gelen dalga bizi Kıyıda duran fenere doğru itiyordu. Ve sağ Salim Kerempe burnu’nu geçtik ilk yaptığımız şey ecel terlerini silmek oldu çünkü poyraz Rüzgarı bizi Kerempe’de bu kadar yormazdı Lakin etkili Karayel rüzgarını hesaba katmadık haliyle başımızdan üstünden akan sular ter ve dalga karışımıydı.
Fakaz Limanına girdik mutlu bir şekilde sıralamayı unutmayarak kamp kurup yemeği yuttuk hemen. Ardından rutin olan uyku…

****13.GÜN***
sabah 5 de kalkıyoruz.
Kastamonu ve çevresi bu ara yağışlı gösteriyor havada haliyle kapalı günde 12 ile 16 saat ıslak bir halde kürek çekerken havanın kapalı olması bizi çeşitli hastalıklara itebilirdi. Haliyle tedirginlik üstümüzdeydi. Ama hedefe yaklaşmanın güzel yanı olumsuz düşünceyi bastırıyordu.
Ve hedef Doğanyurt, ilk defa çiseleme değil bir sağanak yağış İle karşılaştık gerçekten havanın kapalı olması insanın içini karartıyor ve yanında bir arkadaş olmamış olsa karamsarlığa itecek olur diye düşünüyorum. Doğanyurt’tayız küçük bir İlçe olarak özetliyorum. Ama karşılama gerçekten büyük oldu. Ufak çiselemeye rağmen Belediye Başkanından tutun birçok güzel insan oradaydı. Ve çiçeğimizi aldık. Aklımızda İlçeye gelmenin sevinci vardı bunun nedeni aslında sıcak yemek yemekti. Uzun zaman konserve ile beslenmek gerçekten her konuda insanı zorluyor. Biz kalacağımız yeri belirlerken şöyle bir davet aldık. Akşam Doğanyurt Kaymakamı Hilal Kızılkaya ilçenin tek lisesindeki son sınıf öğrencilerine bir yemek veriyormuş bizide deneyimlerimizi anlatmak için ve tanışmak için davet ettiler. önceliği uyumak olan bu kanocuların bir anda o önceliği değişti ve bizim için özel olan gençlik ile çok kaliteli vakit geçirdik. Hepsi ilginç ve detaycı sorular sordular. Bizde cevapladık haliyle. Ve öncelik tekrardan uyku. 14.gün sizi bekliyor görüşürüz.
****14.GÜN****
Kalkış 6 artık son 30 km ve 2 günümüz var haliyle çok yormadan ilerlemeliydik.
Sabah kanolara eşyalarımızı yerleştirirken bir anonsla irkildik. Şöyle bir ses geliyordu “Doğanyurt Limanında saat 7.00 da Milli Mücadele dönemini canlandıran kanocularınız Özlüce’ye doğru yola çıkacaklardır. Bütün Doğanyurt Halkını bekliyoruz” biz gururla karışık bu şaşkınlığı Belediye Başkanı Ahmet Kaya’ya teşekkür İle sonlandırıp yola yani hedefimize doğru yola koyulduk.
Hedef Özlüce eski adı İle Zarbana Köyü ufak bir köy olan Özlüce haberimizi almıştı ve bizi karşılayacaklarını daha bir gün önceden iletmişlerdi. Yolculuk kısa olacaktı ama hava hiç iyi değildi Karayel etkiliydi dalgalar bizi daha çok kıyıya atıyordu. Haliyle daha fazla efor gerekiyordu artık hedefin yakın olduğunu bilmek bizi bir büyüye hapsetmişti ve yorgunluğu pek dikkate almadan hızlıca kürek çekiyorduk. Ve bir haber aldık dün Doğanyurt’da Sosyal medya aracılığı İle bir kadın Bakiue Çevik kendisi Karadeniz’deki bir kaç kadın muhtardan biri. Bizi sosyal medyadan araştırıp buluyor ve arkadaşım Ahmet Ergün İle iletişime geçiyor. Bir isteği var bizden Özlüce’ye giderken 4km kala olan Yunus Köyünden geçerken el sallamak istiyorlar. Bize bu istek çok özel geldi ve kabul ettik tabi. Ama bizim dahada güzel bir düşüncemiz vardı o düşünce eğer kıyıda kırılan dalgalar büyük olmazsa kıyıya çıkıp el sıkışmak ve tanışmaktı bu güzel insanlarla. Ve Yunus Köyü açıklarında iki tane deniz kanosu kıyıda sörfün yapılacağı büyüklükte dalgalar ama bize el sallayan insanlara bir teşekkür gerekliydi ve ortak kararımız olan kıyıya çıkıcaktık. İlk Ahmet çıktı ardından ben köylü halkının yardımı İle sağ Salim kıyıya çıktım büyük dalgalar yedik haliyle ama bize hemen yaptıkları bakır cezvedeki kahveye değerdi bu sörf dalgaları.
Kısa sürdürmemiz gereken kahve molası sonrası dalgalı bir sahil çıkışı yapmalıydık ve bu zordu bir şekilde yine Yunus Köyü halkı sayesinde güvenli bir şekilde çıktık. Ve tahmini 1 saat sonra Özlüce Limanı girişindeydik İnebolu’dan bir Sahil Güvenlik botu bize eşlik etmek için gelmişti biz değerli komutanlarımıza bir jest olması adına teslim edeceğimiz bayrağımızı güvende mesajı için havaya kaldırarak açtık.

Ardından Özlüce Limanının içine girdik ve nerden baksanız 30-40 insan bizi bekliyordu herkes gururlu gözlerle bizi karşıladı. Ve hepsiyle sarılıp yolcuktan bahsettik. Ve ardından köylü halkından çeşitli yemekler geldi ve ilk işimiz olan şeylerden karnımızı doyurmayı aradan çıkarttık. Ve ufak tefek davetler ardından kamp alanımızda iyice yerleşip akşamı ettik. Ve yarın için fiziksel ve psikolojik hazırlıklar yapmaya başladık.
Ve artık son güne geçelim…
****15.GÜN***
Ve sabah 5 kalkış 6 suya iniş hava görmüş olduğunuz en sert Karayeli gösteriyor kırılmayan dalgalar 3 metre civarlarında.
Biz daha çıkmadık teslim edeceğimiz bayrağın sahibi olan Kastamonu Valimizin saat kaçta orada olacağını öğrenmeyi bekliyorduk ve 3 saat sonra orada olacağını öğrendik ve 3 saatlik son kürek günü başladı bizim için. Hava gerçekten berbat ama güneşli biz ise hava ne olursa olsun bayrağımızı saatinde oraya teslim etmeye hazır.

İşte o an İnebolu Sahili ve evleri görülür.
Ve o da ne açıkta 3 balıkçı teknesi bir sahil güvenlik botu bu kadar tekne sadece bizim için burada. Gururlu gözler onları görünce duygulanmaz mı Ahmet’in hayalinin gerçekleşmesine son dakikalar kalmıştı. Ve güzel insanların kullandığı bu tekneler ile Vali’nin bulunduğu alana kadar devam ettik eşlikleri esnasında insanların bize anlattığı şey şuydu denizde dalgalar büyük ama sizin etkiniz dahada büyük duruyordu sayısız meşale ve işaret fişeği patlatılırken. Dışardan görenler denizde bayram var diye yorumlarda bulundular.
Biz suya geçelim, ve son 100 metre kaldı Protokole biz durduk etrafımıza baktık ve sadece birbirimize sarıldık. Ve Ahmet’in kulağına eğilip başardın çocukluk hayalini en sonunda gerçekleştirdin be adam. yine bir dalgalı hava yine bir kumsal inişi işimiz zordu ama zorluk görmeyecek kadar heyecanlı ve gururluyduk. Ve iniş yapıldı sayısız insan pankartlar ve kucak dolusu sevgiyle selamladılar. Ve ilk iş Bayrak!
Sağ Salim ıslanmadan şanlı Türk bayrağımızı sayın Kastamonu Valimiz Avni Çakır’a teslim ediyoruz. Etrafta büyük bir kalabalık herkes kendine bir pay çıkartıyor çünkü bizim yaptığımızı 100 yıl önce kendi dedeleri ve nineleri yaptı. Biz sadece bu insanlara geçmişini hatırlattık.
Mutluyuz ve değerli insanlardan aldığımız güzel tebrikler bizi, tarihimizi Türk milletine farklı bir yolla hatırlatmaya itiyor. Bunu bir defa yaptık ve devamınında geleceğinden şüpheniz olmasın.




















