
Kuşlar uçmuyor, ağlar dolmuyor, sazlıklar büyümüyor
Ülkemizin coğrafi konumundan kaynaklanan zenginliğiyle 8 bin 333 km’lik kıyı şeridinde 177 bin 714 km uzunluğunda akarsuyu, 200’den fazla doğal gölü bin 223 baraj gölü ya da göleti var. Türkiye bu yüksek potansiyeline rağmen gelecekte su fakiri ülkeler arasına gireceği öngörüsü, iklim değişikliği kadar yanlış su politikalarının da yürütüldüğünü kanıtlıyor. 21’inci yüzyılda iklim gerçeklikle yüzleşilen insanoğlu, Paris İklim Anlaşması’yla geçmişteki hoyratlığını gidermek için çabalıyor. Fakat yağış azlığı ya da düzensizliğini oluşturan iklim değişikliğine; tarımsal vahşi sulama ve su israfı gibi bencillikler eklenince ülkemizin sulak alanlarında büyük kayıplar yaşanıyor. Dünyanın en zengin coğrafyalarından birinde kurulu ülkemizde doğal göl tanımının karşılığını veren 100’den fazla mavilik bulunuyor.

Artık kuşlar uçmuyor
Ne yazık ki çoğunluğu iklim değişikliğine bağlı yağış azlığı ve tarımsal sulama gibi nedenlerle yok olmak üzere. 5-10 yıl önce Eber gölünün etrafındaki evlerinde kurbağa seslerinden uyuyamayan, kenarındaki sazlarından ördükleri sepetlerini balıklarla dolduran köylülerin gözleri; şimdilerde uçsuz bucaksız bir çöle bakarak doluyor. 800 yıl önce Nasreddin Hoca’nın ‘Ya Tutarsa’ ironik yaklaşımıyla maya döktüğü Akşehir’in üzerinde angıt kuşları uçmuyor. Bir zamanlar 11 çeşit balığın yaşadığı bereketli havza Eğirdir gölünde şimdilerde sadece 3 türün avlanması bölgenin ekonomisinde büyük kayıplar oluşturuyor. Avrupalı turistlerin binlerce kilometre uzaktan karavanlarıyla gelip pelikan ve sakarmekeleri gözlemlemek için dürbünleriyle ufkunu taradıkları Seyfe gölü uçsuz bucaksız bir Anadolu bozkırı.




















