BİLMEDİKLERİMİZ :Hani Vapurla karşıya geçerken
Aniden çaldıkları düdükten
Korkar Ve rahatsız
Olursunuz ya
Olmayın. Bilin ki
Güvenliğiniz içindir.
Vapurlar, gemiler, deniz Motorları gelişi güzel düdük öttürmezler.
Her düdüğün bir anlamı vardır.;
Kısa, uzun ve çeşitli sayıda deniz taşıtları belirli durumlarda belirli biçimlerde Düdük çalarak hem kendi Güvenliklerini sağlarlar,
Hem de aralarında anlaşırlar.Bu düdüklerin anlamları
Şöyledir:
-Kısa Bir Düdük: Gemi sancağa (sağa) doğru dümen kıracak demektir.
-Kısa İki Düdük: Geminin iskeleye (sola) doğru geleceğini bildirir.
-Kısa Üç Düdük: Tornistan (geri) yapacağını haber verir.
-İki Uzun, Bir Kısa Düdük:
Yabancı bir geminin kaptanı kılavuz istiyor demektir. (kendisini limana da rıhtıma yanaştıracak, ya da boğazdan geçirecek yerli bir usta kaptan)
-Altı Kısa, Bir Uzun Düdük:
Gemide yangın çıktığını ya da teknenin su almaya başladığını haber verir.
-Bir Uzun, Bir Kısa Düdük:
Gemiden denize birinin düştüğünü bildirir.
– Eğer bütün gemiler aynı anda bir dakikadan fazla düdük çalmaya başlıyorlarsa:
ATATÜRK’ ÜN ÖLÜM YILDÖNÜMÜNDE HERKESİ SAYGI DURUŞUNA DAVET ediyorlardır…
Bilindiği gibi Ağustos 1914’te, o günlerde “Büyük Savaş” olarak anılan I. Dünya Savaşı başladığında Osmanlı Devleti, Türk-İtalyan ve Balkan savaşlarının ağır sonuçlarını henüz atlatamamıştı. Üsküp, Selanik ve Manastır gibi Balkanların önemli merkezleri kaybedilmişti. İngiltere ve Fransa’nın Rusya ile yakınlaşması, Osmanlı’nın ise II. Abdülhamit döneminden beri gelişen Almanya ilişkilerine daha fazla önem vermesine yol açtı. Bu yakınlaşmanın sonucu olarak 2 Ağustos 1914’te, İstanbul’daki Alman elçisi ile Rusya’ya karşı gizli bir savunma ittifakı imzalandı ve aynı gün seferberlik ilan edildi. 29 Ekim 1914’te Osmanlı donanmasına katılan Yavuz Sultan Selim ve Midilli’nin Karadeniz’de Sivastopol ve Odessa limanlarını bombalamasının ardından, Rusya 2 Kasım 1914’te Osmanlı’ya savaş ilan etti ve böylece Osmanlı Devleti fiilen savaşa girdi. Bu süreçte İngiliz donanması da Çanakkale Boğazı önlerinde bulunuyor ve 3 Kasım 1914’te boğaz girişindeki tabyaları bombardımana tutuyordu.
Merhaba Dostlar;
Çocukluk yaşlarımdan buyana çizgi roman okumayı oldum olası hep sevmişimdir. Her ne kadar o dönemlerde bu yayınlar yanlış bir tespitle zararlı yayın diye adlandırılsa da, okuma alışkanlığı edinmemde çizgi romanların önemli katkısı olduğunu yadsıyamam. Zaman içerisinde teknolojinin ilerlemesi ile çocukluğumda severek okuduğum, çizgi roman kahramanlarını sinema sahnesinde muhteşem efektlerle izleme imkanına ulaştığım kırklı yaşlarımda hala bu kahramanlara sempati beslemekten kendimi alamam.
Ne zaman seçim sürecine girilip oy isteyen adaylar ortaya çıksa, başımı dinlemek için kendimi edebiyat denizinin tuzlu sularına atarım. Orada yüzerken ilginç bulduğum metaforlar yani benzetmelerin başında edebiyat dünyasının düşsel varlıkları gelir. Bunlardan biri ‘Fastitocalon’ yani Canavar Balina, adını duydunuz mu bilmiyorum, Aziz Brendan söylencesinde, Binbir Gece Masalları’nda veya ‘Acaibü’l Mahlükat’ isimli eserde eski denizcilerin gözleriyle şahit olduğu, okyanusların derinliklerinden gelen ve her türlü kötülüğü acımasızca yapan devasa bir kaşalot olarak anlatılır. Eski Ahit ‘Süleyman’ın Meselleri’nde ise kahpeliğin simgesidir. Piri Reis bile o meşhur dünya haritasında fastitocalon canavarını göstermiştir.