
Bir sperm bir yumurta mucize dedik dünyaya gelişimize zaman zaman yaradana şükrettik. Oysa doğayı yada daha genişte evreni konuşmak gerekirse misafir olduğumuz kendi mahalimizde nelere dikkat edeceğiz? Ne zaman, nerde ve nasıl davranacağımızı yeniden hatırlamalıyız. Ekosistemdeki canlıların karşılıklı alışverişinde, dünya mı önemli yoksa birey olarak tek bir canlı kendine mi? önemliyi sorguladığımızda ikisinin bütünlüğünde karşılıklı çığlıklarımızdır, kim duyar kim bilirden vazgeçip başa dönmektir yaşadığımız.
Okumak ve İçselleştirmek Gerekli

İlkokulda elimdeki çöpü cebimde taşımayı, yerdeki karıncayı ezmemeyi, gittiğim yerdeki doğal düzene ayak uydurmam gerektiği öğretilmişti bana ve diğer yaşdaşlarıma, tabi hepimizin öğrenme yeteneğine göre algıladık bize öğretilenleri. Şimdilerde bir nesil harflere atfedilerek belirtiliyor. Değişen zamandaki yolculuğumuzun kuşaklar arasında oluşan farklarıydı anladığım. Ama hiç değişmeyen insanın doğasındaki bencillikten kaynaklanan duygularıdır. Bu duyguların yansımasını yani bencilliğin ve benciliğin vurgularını en iyi ormanlara, denizlere, göllere ve akarsulara baktığımızda görmek çok mümkün. Zamanda yolculuğun yansımaları her kuşakta aynı, sadece değişen materyaller ve bunların çevrede yarattığı zararlar farklılaşıyor. Örneğin, asrın buluşu plastikler ve yaşamın her alanına monte ettiğimiz çeşitli versiyonları şimdilerde başa bela. Bizler konforumuzu düşünürken ürettiğimiz tek kullanımlık malzemeler evrene derin yaralar açıyor. Kutuplarda bile yansımalarına rastladığımız plastiklerin aslında kendi yerelimizden öte tüm kıtalara vardığını topyekûn anlamak biraz zaman alacak görünüyor. Aslında sadece bilimsel çalışmalarda okuyoruz bu yansımaları oysa yaşamın her yerinde okuyabilmeliyiz “olumsuzluklarımızı”. Okuyabilmeliyiz ki ilkokulda öğrendiğim ve hala çöpümü atmak için beklettiğim öğreti kadar içselleştirebilelim.
Evrenin Müthiş Dengesinin Göstergesi: Mersin Balıkları

İklim değişikliği bana göre “dünya düzeninde yer alan yeni düzensizlik”. Saros Körfezinde rastlanan ay balığı (Mola mola) veya Küçük çekmece Lagünü’nde ölen mersin balıkları (Huso huso) yada yumurtasını bırakabilecek yer arayan ve bulamayan tüm göç eden balıklar bize anlatıyor değişen aslında değiştirdiğimiz dünyayı. Denizlerde okyanus balığı türlerini, haliçlerde yunusları, yada başka suların başka balık ve bitkilerini hatta bakterilerini görmek şaşırtıyor bizleri hatta haber oluyor yazılı basında. Yenidünya, yeni Türkiye yeni evren gibi terimlerde sakladığımız gerçekler bizlerin yaşadığımız mahale uydurduğumuz bahaneler olsa gerek. Asıl olan insan olarak hep hükmeden bencilliğimizin, doğaya karşı verdiğimiz sınavlarda hep sınıfta kalışıdır. Yaşadığımız derin zaman içerisinde gerçekleşen küresel salgınların zaman zaman insanlığa hatırlattığı, önceden bizlere öğretilen konu başlıklarıdır. Bir an korku salıyor içimizdeki bene ama sonra olan biteni unutuyor unutturuyor yine ben yanımız oluyoruz.
Salda Gölü ya da Kara Göl

Denize bakıyoruz, fotoğraflara konu oluyor mavinin gerçek tonları ve güzellikleri, sonrasında da sosyal medya ile paylaşıp günah çıkarıyoruz adeta, eşsiz Salda Gölü gibi. Korkularım vardı modernleşmeyi yanlış öğrenme korkularım, her paylaşılan doğal güzellikler görsel medyaya kurban ediliyor ve bu korkularım kadar gerçek oluyordu. Şavşat’ın Kara Gölü yalnız kalmasın görülsün ama koparmaya kıydığımız kardelen çiçekleri gibi bakmalıyız yada moda olan instagram fotoğraflarına bakar gibi. Yani bakıp geçip gitmeliyiz oralardan. Sosyal medya için selfi yapıp arkamıza aldığımız doğal güzellikler onu henüz gözümüzle içselleştirerek görmeden paylaşma isteği yine ben ben ordaydım bak bencilliği ile aynı değil midir?

Covid19 küresel salgın insanlığa bir an, duralım başka canlılar da varmış ve bize karşı çoğalıp hatta bize karşı savaş açabilirmiş demiyor muydu? Bizler içerde evde kalıp virüsler dışarda içerde cirit atarken, dünyamız aslında nefes almadı mı? hava daha temiz ışık daha parlak değil miydi? Ağaçlar çiçeklerini açmış otlar daha özgür büyümedi miydi? Yunuslar kıyılarda dans edip yine görsel medyada hava atmadı mıydı? Bizler bunları yaşarken dünya nefes almadı mıydı? Güzel cennet Marmara Denizimiz Posidonia çayırları ile yaşama dönüş belirtileri vermedi miydi? Oysa ekonomik kaygılar bazıları için iş kaybı bazıları için elindeki yatlardan birinin kaybı gibi yine doğayı unutup bizi sokağa dökmedi mi? Genç yaşında görevi başında kaybettiklerimiz aslında virüse kurban verdiklerimiz değil miydi? 2020 yılında çizilen karikatürler insanı içeri diğer canlıları adeta dışarı konuşlandırıyordu. Tüm bunlardan anladığımız çarkları duran fabrikaların yani ürettiğimiz kimyasalların sera gazları ile kirlettiğimiz hava ve su için, “ekosistemde balans ayarı” yapar gibi değil miydi? Yaşadığımız ve hala yaşamaya devam ettiğimiz zamanda yolculukta doğa mı galip gelecek insanlık mı bilinmez? Bir yandan başka gezegenler arama isteği dünyamızın kaçınılmaz sonu mu? yoksa insanlığın başlatacağı yeni zamanda yolculuklar mı? Hep birlikte öğreneceğiz.





















