
Size başka bir ülkeyi hatırattı mı Rus davranışları?
Ruslar değişik insanlar, anlamak zordur. Çünkü yabancılara karşı temkinlilerdir. Tanımadığı insan kültürüyle, görünümüyle başkaysa zor iletişim kurarlar. Kafalarında “bizden olanlar” ve “bizden olmayanlar” ayrımı vardır. “Bizden” grubuna girenlere kapılar açıktır. Her istek, her düşünce DA (evet) ile biter. Olmayanlara ise kapılar sımsıkı kapalıdır. Burada bütünüyle karşılık NİYET (hayır) dır, Size başka bir ülkeyi hatırattı mı Rus davranışları?
Sovyetler dağıldıktan sonra hangi yoldan olursa olsun para kazanmanın her şeyden önemli ve mübah sayıldığı bir döneme geçildi, yasal ya da ahlaki yoldan para kazanamayanlara dudak bükenlerin çoğu da aslında içlerindeki kıskançlık duygusunu bastırmak için mücadele verenler.
Eskiden Ruslar kültürlerinin özgürlüğü ile övünürlerdi. Şimdi küresel bir köye dönüşen dünyada egemen olan popüler kültürlere de özgürlüğe de yer kalmadı. Bilmiyorum, başka bir ülkeyle Rusların benzerliği var mı? Her şeyin kendi zamanı ve koşulları içinde değerlendirilmesi gerektiği çoğunlukla unutulur.
Rusya’da entelektüel sınıf tabi ki yok olmadı. Olmadı ama yaşanan bu geçiş döneminde topluma önderlik etme görevini de yeterince kimse yapamadı. Bir ülke, Rusya’nın dışında öyle çağırım yapıyor ki, önder var da taraftarları ülkenin nereye geldiğinin farkında değil!!

Yeni kılavuz kaptan olduğum 1980’li yılların başı. İstanbul Boğazı’nda çalışıyorum. O dönem Küba’ya malzeme taşıyan Rus gemisine tesadüfen hep ben çıkıyordum. Kaptan 50-55 yaşlarında çok sempatik biriydi. Şakalaşıyor, çok gülüyorduk. “İstanbul Boğazı’na girerken kılavuz çağırmaya lüzum yok, sen kumpanyanın kılavuzu oldun, ‘company pilot’ diyelim yeter, nasılsa kılavuzumuz belli” demişti.
Seneler birbirini kovaladı. Sovyetler Birliği dağıldı. 2000’li yılların başı, Darıca Kılavuzluk İstasyonu’nda görevliydim. Hava çok sert. Eskihisar’da demirli Ukrayna bayraklı gemi Hereke’de bir iskeleye yanaşacak. ‘Ne dersin’ diye sordular. ‘Bakalım, deneriz’ dedim. Gemi çok eski bir nehir gemisi. Zorlukla gemiye çıktım. Kaptan hiç yabancı gelmedi. Biraz dikkat edince Küba’ya çalışan Rus gemisinin kaptanını tanıdım. Aradan yirmi küsur sene geçmiş, o neşeli, sempatik adam gitmiş yerine yaşlı , çökmüş bir adam gelmişti. O beni tanıyamadı. ”Bir zamanlar İstanbul Boğazı’nda senin kumpanyanın kılavuz kaptanıydım” deyince dikkat kesildi, sonra sevecen bir şekilde bana sarıldı.
“Mr. Pilot zaman çok şeyi değiştiriyor ama dostlukları, sevgiyi değiştirecek gücü asla bulamıyor” dedi.
Demir alırken sohbet koyulaştı. Bir ara “ Kaptan senelerini verdin, niye emekli olmuyorsun, denizi çok mu seviyorsun?” sorusunu sorma gafletinde bulundum. Yaşlı adam bir müddet sustu, yüzüme bakmadan, “Ben Rus’um, Sovyetler dağıldı, Rus olmama rağmen Rusya’ya bizi almadılar. Eşim de Rus ve Kherson’da kaldık. Ukrayna’da şartlar çok ağır. Emekli maaşımı eşim alıyor ve hemen bitiyor. Çalışmaya mecburum, nereye kadar ben de bilmiyorum”
Eski dostumun ifadeleri beni çok üzdü. Bir şey söyleyemedim. Neyse dar bir alana o sert havrada girdik, yanaştık. Kaptan kayboldu, az sonra kocaman limonlu votka şişesiyle geldi. “Hediyem, kusura bakma”. Şaşırdım, sıkıldım “kaptan hem şartlar çok kötü diyorsun hem de bana çok pahalı bir hediye veriyorsun”. Daha bir şeyler söyleyecektim sözümü kesti.” Tavariş ( yoldaş ) bu cepten değil, kalbini göstererek, buradan. Ayrıca bunu votka olarak düşünme, bir demet gül olarak düşün.”
Rusların ne olursa olsun kültür seviyesi çok yukarlarda. Boşuna bu toplumda Puşkin,Tolstoy, Dostoyevski, Chehov, Mexim Gorki ….ler çıkmıyor .İnsan öleceğini bilir ama öleceğine inanmaz. Bizim kaptanda öleceğine inanmayanlardan. Yaşıyorsa sağlıklar dilerim.

Diğer kıyılara ve denizlere gelirsek… Kılavuz Kaptanlık döneminde Yunanlı kaptanlarla çok iyi dost oldum. Bazıları sevecen, içten davranırken çok ender de olsa bizleri sevmeyenleri de vardı. Bu dostluklar bizleri eşimle beraber Yunanistan’a çok taşıdı. Gittik geldik, karşılıklı olarak onlarda ziyaretimize geldiler. Tanıştığım yabancılarla çok iç içe olmuşsam mutlaka tarihsel geçmişlerini incelerim. Bizler hakkında ne düşündüklerini merak ederim. Merakımın sonucu: Yunanlıların geçmişi çok değişik ve enteresan.
Yunanlı olarak gözüken fakat birbirlerinden çok ayrışan bir toplum Greek toplumu. Ana kara Yunanlılar, adalarda yaşayan Yunanlılar, Karadeniz’den gelen Pontus kökenli Yunanlılar ve Kurtuluş Savaşı’nda mübadele ile göç eden Yunanlılar. Bunlara “Ottoman Greek veya “ Anatolia Greek “ diyorlar. Birbirlerini eleştiriyor ve kendilerine özgü ifade kullanıyorlar.
Mesela: Anadolu’dan gelen toplumun adı “ Türk piçleri” , adalarda yaşayanlar “asalaklar” , Karadeniz Pontus topluluğuna “ Osmanlı artıkları” deniyor.
Burada 1923 den beri en çok itilen kakılan Anadolu’dan gelenler. Ne onlar kendilerini Yunanlı kabul etmiş ne de Yunanlılar onlara yakınlık duymuş. Kültürleri de farklı olmuş. Yemeklerin adını değiştirmemişler. Kabaki, musakka ,dolmaki, pilaki… Müzik kültürü aynen devam etmiş. Özlem müziği, şarkıları REMBETİKO hala dillerinde. Şarkılarını çok beğendiğim ve sık dinlediğim Nana Mouskouri hatıralarında ninesinin “ Kızım çok lisan öğren, bizleri burada tutmayacaklar, gittiğin yerde yabancı olma” demiş. Nana beş lisan biliyor. Yalnız sirtaki yapamıyor. ‘Siko Choriepse”( kalk dans et) ünlü şarkısı. Atina özlemini ”The white Rose of Athens” şarkısıyla dile getiriyor. Ben Atina’ya defalarca gittim, hiç beyaz gül görmedim. Herhalde Nana ‘nın beyaz gülleri ünlü şarkısını “ I have a dream” beyaz gülleri içindir. Şu an 88 yaşında, Paris’ te yaşıyor.
Her şeye rağmen Yunanistan önemli başlangıçların ülkesi. Mimarlık Ion düzeni sütunlu mimari. Helen mitolojisi; edebiyat, kültür ve inanç özelliği taşır. Mesela, Zeus havadan, Poseidon denizlerden , Hera evlilikten sorumlu tanrılardır…. Mitoloji şiir, destan, tiyatro oyununa kaynak olmuştur. Birçok filozof ve tarihçiler çıkmıştır.
Sonuçta DEMOKRASİNİN doğuşu bu ülkenin ürünüdür. Olimpiyatların çıkışı Yunan kültürü ve rekabetin sonucudur.
Yunanlılar denizci mi? Ege adalarında gelişen ama aşama kaydetmeyen balıkçılık, korsanlıktan ileri gitmeyen bir uğraş denizcilik Yunanlar için. Tarihte İngiltere, Hollanda, İspanya , Portekiz , İskandinav ülkeleri kıtalar keşfederken kültürlerini, dillerini keşfettikleri kıtalara, topraklara yayarken Yunanlılar Akdeniz içinde kalmış basit deniz uğraşlarıyla avunmuşlardır. Bir efsaneye göre , Kristof Kolomb Sakız Adasına gelir ve keşif planlarını burada yapar. Mürettebat için Yunanlı gemicileri kullanmayı düşünür. Planlarını açıklar ama gönüllü kimseyi bulamaz.

Yunanlıların denizciliği 2. Dünya Savaşı’ndan sonra hareketlendi. Amerikalıların malzeme taşımak için ürettikleri 15-20 bin dwt. Tonluk liberty victory tipi 40 parça gemiyi Türkiye’ye teklif ettikleri halde biz “ bu gemileri barındıracak limanımız yok” diye sadece 4 tanesini aldık. Gerçekte o gemileri donatacak personel yoktu. Yunanlılar bu gemileri alıp dünya denizlerine açıldılar. Onasis ,Mamidakis, Niorkos…. gibi armatörlerin başlangıcı bu gemilerdir.
Yunanlılarda Türk düşmanlığı diye bir olgu yok. Emperyal düzenin kaşıdığı ve politikacıların gövde gösterisi olan bir çekişme var. Yalnız bilinçli orta yaş ve üzeri insanlarda Türk sevgisi gördüm. Kurtuluş Savaşımız sırasında Anadolu’ya çıkan Yunan ordusunu protesto eden sosyalistler ve komünistler “ bizim Anadolu’da ne işimiz var” deyip isyan etmişlerdi.

- Dünya Savaşı sırasında İtalyan ve Alman istilasına uğrayan Yunanistan zor durumda olmasına rağmen sadece Türkiye yardım elini uzattı. KURTULUŞ gemisi yiyecek , üst baş, ihtiyaç malzemesi taşıyarak Pire Limanına dört sefer yaptı .Bu sefalet içinde yaşayan Yunan halkına can suyu oldu. Kurtuluş 20 Şubat 1942 yılında 5. seferini yaparken sert havada rotasından çıktı ve Marmara Adası batı burnunda kayalara çarptı ve battı. Bu yardımlar ve Kurtuluş gemisi hala Yunanlıların sevgi dağarcığında.
Yunanlıların düşünür insanlarıyla tanıştım. Çekinmeden dürüstçe sohbet ettik. Önemli bir kesimde Osmanlı sıkıntısı var. “Osmanlı bizlerin uygarlık bilincimizi yok etti” diyorlar. Başka bir düşünür: Başka ulusların topraklarını fethedenlerin neden bu kadar saygıyla anıldığına anlam veremiyorum. Tarihin bu insanların ihtirasları üzerine kurulduğunu düşünemiyorum. İskender. Cesar, Napolyon.. onlar gibi daha nicesi tam olarak neyi başardı. Yabancı toprakları ele geçirip, talan ettikten sonra orada yaşayanları eğitmeyip onların hayatını ve devletin düzenini iyileştirildikten sonra ne fayda?
Bir başkası: Köklerimiz Anadolu’dan, kim olduğumuzu geldiğimiz yer belirler. Ama kim olacağımızı biz seçeriz. Seçtik ve Avrupa Birliğine girdik.
Sohbet güzel gibi gözükse de iğnelerle doluydu. Misafir olarak beni biraz fazla acıttı. Ne yapalım misafir umduğunu değil bulduğunu yer.
İşte iki deniz dört kıyı. Bu kıyılarda yaşananlar ve yaşayanlar.
Kaptan Mehmet Ali SÖKMEN




















