İŞGAL ALTINDA ÇIRPINAN ŞEHİR İSTANBUL NE ANLATIYOR?
Kitabımı yazmaya başlamadan önce işgal İstanbul’unu anlatan çeşitli kitaplar okudum. Bunların arasında beni en çok etkileyen Turgut Özakman Üstadımızın Şu Çılgın Türkler kitabı idi. Bundan yola çıkarak ben de bir kitap yazmaya karar verdim. Diğer Romanlarda İstanbul’un işgali bir bütün olarak diğer konular arasında kısaca geçiyordu amacım cımbızlayıp o konuyu ayrıca anlatmaktı ve konuyla ilgili doğrudan doğruya bilgiler vermekti. Daha sonrasında ise konuyla ilgili makaleler okudum, kitapları incelemeye devam ettim ve nihayet yazmaya başladım.
Kitap toplamda 200 sayfa. Gerçek karakterlerden esinlendim ve tabiî ki aralara kurgu karakterler koydum. Kitap tamamıyla gerçek olaylardan oluşuyor diyemeyiz kitabımda kurgu olaylara da yer verdim. Kitap her ne kadar zaman gidişatı bakımından hızlı aksa kitabın amacı sadece olay ve durum odaklıdır. Aslında kitabın arkasında yazan; “İstanbul’u ilk kez öylesine masum ve korumasız görüyordum. Neredeydi kurtarıcısı bu güzel şehrin? Belki de kaç devlete beşiklik etti bilinmez ah… Gelse de biri kurtarsa idi. Düşünceler kemiriyor içimi yoksa elden mi gidecekti bu cennet şehir?” sözü kitabın tamamıyla fikir ve özetini ortaya koymaktadır.

İSTANBUL’UN İŞGALİNE GİDEN SÜREÇ NASIL OLMUŞTUR?
Bilindiği üzere öncelikle İstanbul değil Konstantinapolis asıl adı. Konstantinapolis ilk olarak 781-82 yılları arasında Abbasiler tarafından fethedildi. Diğer fetihler ise Milattan önce gerçekleşmiştir ki sırasıyla; Makedonya Kralı Phillippe, Roma İmparatoru Septim, Severus. Milattan sonra ise; İran Hükümdarı Keyhüsrev, Avar Türkleri, Emeviler, Abbasiler, 1-2. Bulgar İmparatorluğu, Ruslar, Kiev Knezliği, Haçlılar, İznik İmparatorluğu, Venedikliler, Cenevizliler tarafından gerçekleştirilmiştir.
Diğer bir büyük fetih ise Sultan Murad Han’ın oğlu Sultan 2. Mehmed tahta geçtiğinde hazırlıklara başlamıştır. Anadolu Hisarı karşısına Rumeli Hisarı’nı yaptırmıştır. Kendi tasarladığı Şahi topları kısa zamanda dökülmüştür. Sultan Mehmed Han 29 Mayıs’a kadar dur durak bilmeden büyük taarruzlar gerçekleştirdi. 29 Mayıs’ta Osmanlı Devlet-i Aliyye orduları karşısında düşman yenilgiye uğradı Sultan Mehmed Han şehre girerek ilk namazı Ayasofya’da kıldı. Hıristiyan azınlıklara dokunulmayacağını ve onların dinlerini rahatlıkla yaşayabileceklerini bildirdi.

PEKİ YA SONRA OLANLAR?
İstanbul’un Fatih Sultan Mehmed Han tarafından fethedilmesinden tam 465 sene sonrasında yani 30 Ekim 1918’de Osmanlı Devleti’ne son darbeyi vuran Mondros Mütarekesi imzalandı. Mondros Mütarekesi ülkemizin işgaline adeta kapı araladı. 11 Kasım 1918’de İtilaf Devletleri donanması İstanbul’a demirlediğinde Tevfik Paşa Hükümeti kurulmuştu. Yunan (çoğunluğu İzmir’i işgal edecek), İngiliz, Fransız, İtalyan ve Amerikan işgalci kuvvetleri 13 Kasım 1918’de İstanbul’u fiilen işgal ettiler. İşgal kuvvetleri bu fiili işgali geçici olarak duyurmuşlardı. İşgal kuvvetleri ilk etapta çok fazla hırçınlaşmadılar sadece devlet dairelerini ele geçirdiler sokaklarda cirit attılar. Mustafa Kemal Paşa Adana’dan orduları dağılınca İstanbul’a geldi. Haydarpaşa’da işgal kuvvetlerini izledi. Ardından Kartal İstimbotu ile karşıya geçti. Yanında Doktor Rasim Ferit TEK ve Yaveri Cevat Abbas GÜRER bulunuyordu. Mustafa Kemal Paşa bir alev gibi çakmak çakmak parlayan mavi gözleriyle Rasim Bey’e dönerek; “Hata ettim, İstanbul’a gelmemeliydim, ne yapıp yapıp Anadolu’ya dönmenin çaresine bakmalı” dedi. Cevat Bey’in karamsar gözlerine bakarak; “Geldikleri Gibi Giderler!” dedi. Mustafa Kemal Paşa İstanbul’da bulunduğu sıralarda öncelikle Akaretlerde bulunan Zübeyde Hanım ve Makbule Hanım’ın yanına uğradı. Zübeyde Hanım’lar bir süre Fikriye Hanım’ların evinde kaldılar. Vasfiye Hanım kendilerine yardımcı oldu. Zübeyde Annemiz ise “çakırım” dediği oğluyla ilgili haberleri Abduş’tan yani Mustafa Kemal Paşa’nın manevi oğlu Abdullah’tan öğrendi.

BİR ŞEY Mİ YAPACAKSIN KEMAL?
İngiliz kuvvetleri Sarı kurt’un İstanbul’da kalmasından şikayetçiydi. Bu yüzden Samsun’a çıkarma yaptılar. Samsun’da asayişsizlik baş gösterdi. Durumu düzeltmek lazımdı. Padişah ve yanındakiler durumu düzeltecek adamı arıyorlardı. Padişah Vahdettin Mustafa Kemal Paşa’dan emindi. Padişahın yanındakiler Mustafa Kemal Paşa’nın hala İttihatçı olmasından şüphe ediyorlardı. Samsun’a gönderilme kararını Mustafa Kemal Paşa’ya Damat Ferit Paşa verecekti. Mustafa Kemal Paşa önce padişah Vahdettin ile görüştü. Daha sonrasında Damat Ferit Paşa ile toplantıda bir araya geldi. Yemekten sonra Cevat Paşa ile Teşvikiye’den Nişantaşı semtine yürürlerken Cevat Paşa;
-Bir şey mi yapacaksın Kemal? Diye sordu. Mustafa Kemal Paşa;
-Evet Paşam bir şey yapacağım dedi. Gözleri geceyi aydınlatıyordu. Cevat Paşa umutla;
-Allah muvaffak etsin dedi. Mustafa Kemal Paşa;
-Mutlak muvaffak olacağız diyordu. Kısa sürede 9. Ordu Kıtaat-ı Müfettişi ataması yapıldı. Belgeleri hazırlandı. O zaman Samsun’a vizeyle giriliyordu. 16 Mayıs’ta Bandırma Vapuru ile yola çıktılar. Derme çatma bir vapur değil 16 kişiden fazlasını taşıyacak. İsmail Hakkı Durusu Beyefendi geminin kaptanı. Çok da iyi bir kaptan. Mustafa Kemal Paşa yakalanmamak ve vapurun batırılmaması adına farklı bir yoldan gitmesini istedi ve sağ salim 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktılar. Mustafa Kemal Paşa Havza’ya geçtiğinde işgalcileri rahatsız etmeye başladı. İşgalciler askerlik görevinden alınmasını istiyorlardı. Mustafa Kemal Paşa Erzurum’a geçene kadar oyalama politikası izledi. Mustafa Kemal Paşa’yı Erzurum’a çağıran Kazım Karabekir Paşa’dır. Mustafa Kemal Paşa’nın yanındakiler Kazım Paşa’dan korkuyorlar çünkü devlete bağlı. Ama Mustafa Kemal Paşa askerliği bıraktığında; “Kolordum ve ben emrinizdeyiz Paşam” diyerek Paşa’nın yanında yer alıyor. 27 Aralık’ta zaten bildiğiniz üzere Ankara mücadele yeri olarak seçildi. Mustafa Kemal Paşa işlerini buradan yürüttü.
İSTANBUL’UN ŞİDDETLİ İŞGALİ NASIL CEREYAN ETTİ?
Mustafa Kemal Paşa Milli Ant dediğimiz Misak-ı Milli’yi kabul ettirdi. Yiğidin keskin sözü ve kararlılığı tabi birilerini korkuttu. 16 Mart 1920’de sabah ezanıyla beraber işgal kuvvetleri karaya çıktılar. İşgalciler İstanbul sokaklarında artık daha sert dolaşıyorlardı. Onuncu Kafkas Fırkası’nın askerleri 60 İngiliz askeri tarafından henüz uykularındayken şehit edildiler. İşgalciler milletimizi kışkırtmak için Ayasofya’nın fotoğraflarını haçlı şekilde paylaşıyorlardı. İngilizler Harbiye Nezaretine kadar ilerlediler ki iş Fevzi Çakmak Paşa’ya silah dayamaya kadar vardı. 2. Muhafız Alayı’ndan Binbaşı Tevfik komutasındaki askerler Camiyi patlatma uğruna Cami önlerinde nöbet tutmaya başladılar. Fransızlar geldiklerinde zaten Camiyi teslim etmemek adına bir direniş oldu ve bu direniş sadece bir süreliğine devam etti. 12.45’te Fransızlar Cami burçlarına çıkarak bu sefer toplarını bize karşı doğrulttular.
PEKİ MUSTAFA KEMAL PAŞA’NIN İŞGALDEN NASIL HABERİ OLDU?
Mustafa Kemal Paşa Erzurum’da bulunduğu sırada İstanbul’dan haberdar olmak istiyordu. Telgrafhaneye giderek İstanbul’a bir telgraf çekti. Telgrafa Manastırlı Ahmet Hamdi Martonatlı yanıt verdi. Martonatlı, Mustafa Kemal Paşa’ya;
“İstanbul, 16.3.1920

Ankara’da Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine,
Bu sabah Şehzadebaşı’ndaki Muzıka Karakolunu İngilizler basıp, oradaki askerlerle çarpışarak, sonunda şimdi İstanbul’u işgal altına alıyorlar. Bilgilerinize arz olunur.
Manastırlı Hamdi”. Telgrafını göndermiştir. Beyoğlu Telgrafhanesi önünde tabi İngilizler hazırda bulundular ki Harbiye Telgrafhanesi işgal edildi. Kısa bir süre sonra Mustafa Kemal Paşa valilere ve komutanlıklara derhal protesto telgrafları gönderdi. Manastırlı Hamdi, müdürüne şikayet edilince müdürü araştırma yaptı fakat Hamdi Bey kağıtları yuttuğu için hiçbir kanıt bulunamadı. Onun yerine artık İhsan Pere Bey Ankara ile irtibat kurarak gidişatı haber verdi. Pere Meclis kurulmadan önce PR Gizli Telgrafhanesi’ni kurmuştur.
YA İSTİKLAL YA ÖLÜM PAROLASIYLA NİHAYET ÖNCE İZMİR 9 EYLÜL 1922’DE ZAFERE ULAŞTI.
PEKİ İSTANBUL NASIL ZAFERE ULAŞTI VE NASIL BU İSMİ ALDI?
Biz 1. Ve 2. İnönü zaferleriyle düşmanın gücünü İsmet Paşa sayesinde kırmayı başardık, Kütahya- Eskişehir Muharebelerinde bir yenilgi aldık ve düşman gücünü toplayarak Ankara’ya kadar gelme kararı aldı. Sakarya Meydan Muharebesi’nde düşmanı Sakarya nehri gerilerine doğru ittik ve Ankara’dan uzaklaştırdık. Büyük Taarruzda ise Başkomutanımız Mustafa Kemal Paşa, İsmet Paşa, Fevzi Paşa ve mücadelenin diğer asker ve komutanları sayesinde ülkemizi işgalcilerden kurtardık. Tabi sadece bu da değil Doğu Cephemizde de Kazım Karabekir Paşa’nın gayretlerini unutmamak lazımdır ki Kars, Sarıkamış, Oltu ve Gümrü de zafere koşup Gümrü Antlaşmasını imzalamıştır. Zaferden sonra Mudanya Mütarekesi imzalandı. Mudanya Mütarekesiyle birlikte artık savaş son buldu. İtilaf Devletleri Ankara ve İstanbul Hükümetini aynı masada Lozan’a davet etti. Mustafa Kemal Paşa bu durumu fırsat bilerek 1 Kasım 1922’de Saltanat’ı kaldırdı. Padişah Vahdettin ise kısa sürede General Harrington’a; “İstanbul’da hayatımı tehlikede gördüğümden İngiltere devletine sığınır ve bir an önce başka bir yere götürülmemi talep ederim efendim.” Yazılı bir mektup gönderdi. Yardım kısa zamanda gerçekleşti. Padişah ve hanedan Malaya gemisiyle Malta’ya yolculuk yaptı. Kısa bir süre kesintiye uğrayan Lozan, İsmet Paşa ve Türk heyetinin diğer başarısı ve Türk Milleti’nin tapusu oldu. 24 Temmuz 1923’te Lozan imzalandıktan sonra Ağustos aylarına doğru işgalciler şehirden çekilme kararı aldılar. General Harrington 29 Ağustos’ta (Zaferimizi kazandığımız günün öncesidir anlamı manidardır.) askerlerimiz namına bir çay partisi tertip etti. Müttefik ve Türk komutanlar 6 Ekim 1923’te bayraklarını selamladılar ve işgalcilere altın anahtar ile sunulan İstanbul ve Camileri, değerli yapıları Gazi Paşa ve onun muzaffer ordusu sayesinde kurtuldu. Bugüne baktığımızda ne yazık ki bu gerçekliğe hala nefret kusanlar var. Varsın kussunlar onlar doğruya yanlış desinler ki biz her zaman doğruyu anlatabilelim.

Her neyse… Konstantinapolis’i İstanbul yapan Mustafa Kemal Paşa’dır. Bu bilgi birilerinin sinirini elbet bozacaktır. İstanbul kurtulduktan sonra bazı devlet adamları özellikle yabancı devlet adamları Konstantinapolis dediler ki gelen pullar, mesajlar ve postalar bu isimle geldi. Mustafa Kemal Paşa işgalcilerin tahrip ettiği Camileri, tarihi eserleri onarma kararından sonra 1930 yılında emirle Konstantin’e İstanbul adını verdi. Artık Konstantinapolis adıyla gelen hiçbir posta ve mektup kabul edilmeyecekti. Matematikte birçok kavramın ve hatta birçok şeyin isim babası olan Cumhurbaşkanı Başkomutan Atatürk İstanbul’un da isim babasıdır…
Bize cennet İstanbul’u bahşeden başta Fatih Sultan Mehmet Han olmak üzere onun mirasına canı pahasına sahip çıkan Evlad-ı Fatihan Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını, Milli Mücadelede yer alan halkımızı Kuvvacıları rahmet minnet ve saygıyla anıyorum. Aziz ruhları şad olsun.

UMUT MERİÇ BERBEROĞLU



















