Japonya, Fukuşima Daiçi nükleer santralinde bulunan 1.3 milyon tondan fazla radyoaktif nükleer atığı Pasifik Okyanusu’na bırakma planı kabul edildi.
Yapılan açıklamada, radyoaktif suyun arıtma ve seyreltme işlemlerine tabi tutulacağı ve böylece radyasyon miktarının içme suyu seviyelerinin, belirlenen düzeyin altında olacağı ifade edildi. Ancak yerel balıkçılık endüstrisi, “İklim Değişikliği Politika ve Araştırma Dernekleri” ile Pasifik Okyanusu’nda Japonya’ya komşu olan Çin ve Güney Kore karara sert şekilde karşı çıktı.
Çevre örgütleri enkaz halindeki nükleer santralden okyanusa salınacak kirli suyun filtrelenemeyen radyoaktif bir madde olan trityum ve insan DNA’sına zarar verme potansiyeli oldukça yüksek olan karbon-14 izotopları içerdiği konusuna dikkat çekti.

Radyoaktif atık suyun okyanusa aktarılmasına iki sene içinde başlanacak
Japonya, Fukuşima Daiçi nükleer santralinde bulunan radyoaktif suyun Pasifik Okyanusu’na bırakacak. Hükümeti nükleer yakıtı soğutmak için kullanılan suyu serbest bırakma çalışmalarının yaklaşık iki sene içinde başlayacağını belirtti. Nihai onay, yıllar süren tartışmalardan sonra geldi ve atık suyun tamamen okyanusa bırakılmasının on yıllarca sürmesi bekleniyor.
Fukuşima’da ne oldu?
Japonya’nın başkenti Tokyo’nun kuzeyinde bulunan Fukuşima’da 11 Mart 2011’de dünyanın gördüğü en büyük nükleer facialardan biri meydana geldi. 9,1 şiddetindeki deprem ile sarsılan ve ardından meydana gelen tsunami nedeniyle Fukuşima Daiçi nükleer santralinde ard arda patlamalar gerçekleşti.
Olay anında 2 bin 200’den fazla kişinin hayatını kaybettiği ve günümüze dek radyasyonun etkileri nedeniyle 18 bini aşkın kişinin yaşamını yitirdiği düşünülüyor.
Bununla birlikte Fukuşima, 1986’da yaşanan Çernobil nükleer felaketinin ardından en fazla yıkıma neden olan ikinci nükleer vaka olarak tarihe geçti.

1.3 milyon ton su kullanıldı
Fukuşima santralinde bulunan reaktör binaları, meydana gelen deprem ve tsunaminin neden olduğu hidrojen patlamalarında hasar aldı. Tsunami, reaktörlerin soğutma sistemlerini devre dışı kalması sonucunda, reaktörün üçte ikisinin erimesine yol açtı. Erimiş reaktörleri soğutma işlemi için ise bir milyon tondan fazla su kullanıldı.
Filtrelenemeyen trityum ve karbon 14 izotopları endişe yaratıyor
Bununla birlikte şu anda su, radyoaktif elementlerin çoğunu ortadan kaldıran karmaşık bir filtrasyon işleminde arıtılıyor. Ancak hala radyoaktif su, insan DNA’sına zarar verme potansiyeline sahip zararlı radyoaktif izotopları barındırıyor.
Tesisteki binden fazla tankta depolanan 1,3 milyon ton suyun, halihazırda geniş çapta rapor edilmiş olan trityum miktarlarına ek olarak, radyoaktif izotop karbon-14’ün “tehlikeli” seviyelerini içerdiği belirtiliyor.
Suların tanklarda tutulmasının maliyeti 1 milyar dolara yakın
Öte yandan, 500 olimpik yüzme havuzunu doldurabilecek bu yaklaşık 1,3 milyon ton suyun tesisteki tanklarda tutulmasının, Japonya hükümetine yıllık 912,66 milyon dolara mal olduğunu aktarıldı.
Bununla birlikte, uluslararası toplum, santralde filtre sistemi tarafından kaldırılamayan radyoaktif bir madde olan trityuma odaklanmış olsa da, Greenpeace’in Japonya ve Doğu Asya şubeleri depolanan suda bulunan radyoaktif karbonun da şartlı tahliye edilmesi konusunda uyarıyor.
Atık su ne kadar güvenli?
Japon hükümeti zehirli atık maddenin neredeyse tüm radyoaktif elementleri uzaklaştırmak için işlendiğinden ve büyük ölçüde seyreltileceğinden güvenli olduğunu savunuyor. Suyu Pasifik’e bırakma planı, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (IAEA) desteğine sahip. IAEA Genel Müdürü Rafael Mariano Grossi, konuyla ilgili şunları aktarıyor: “Nükleer atıklar daha önce başka ülkeler tarafından da okyanusa salındı. Bu yeni bir şey değil” açıklamasını yaptı.

Öte yandan araştırmacılar, suda kalan elementlerin insanlara sadece büyük dozlarda zararlı olduğunu öne sürerek, seyreltme ile arıtılmış suyun bilimsel olarak tespit edilebilir bir risk oluşturmadığını söyledi.
Trityumun radyoaktif iken, yaklaşık 12 yıllık bir yarılanma ömrüne sahip olduğunu belirten araştırmacıları, yani yüzyıllar yerine on yıllar boyunca radyoaktif maddenin çevreden kaybolacağını bildirdi.
Ancak, trityumdan gelen radyasyon okyanus canlıları tarafından etkisi yutularak azaltılabilir. Bu nedenle balıkçılık endüstrisi, maddenin besin zincirine girme ve deniz ürünleri yoluyla tüketilme riskinden endişelerini dile getiriyor.
Bu durumun var olma riski sıfır değil, ancak bilim insanları, insan sağlığına bir sorun oluşturmadığı kanaatinde duruyor. Araştırmacılar, ayrıca 1940’lar, 50’ler ve 60’larda ABD, İngiltere ve Fransa tarafından gerçekleştirilen nükleer silah testleriyle Pasifik bölgesine çok daha fazla radyasyon salındığına dikkat çekiyor.



















