1. Haberler
  2. Bizim Denizler
  3. KÜRESEL TERMİNOLOJİYE TERS AKADEMİK İNAT… PROF. DR. FERİT BİNGEL’İN ANISINA

KÜRESEL TERMİNOLOJİYE TERS AKADEMİK İNAT… PROF. DR. FERİT BİNGEL’İN ANISINA

İnsanlar eğitim gördükleri akademik kurumlar ile mesleki yaşantılarını sürdürdükleri ve kamuya hizmet veren resmi veya yerel yönetimlerde mantıkla bağdaşmayan ve çağdaşlıktan yoksun bir durumu gözlemlediklerinde tepkilerini ortaya koyabilmelidirler. Çünkü akademik kuruluş, kamu ve yerel yönetimlerin sevk ve idarelerinin gerçek dayanağı doğru çağdaş bilimsel bilgi ve sağduyudur. Haliyle bu ortamlarda da yöneticileri ve bireyleri güvenilir kılacak ana oluşum kişilerin entelektüel olmaları ile olasıdır. Oysa bu tanımlamayla örtüşen akademik dünyamızdaki kişi oranının çok cılız olduğunu belirtmek abartı olmasa gerektir. Kamu kuruluşları ise özellikle son çeyrek asırdır siyasete bağımlı kılındıklarından çalışanlarının ekonomik ağırlıklı kaygıları nedeniyle entelektüel olma konumları da rafa kalkmıştır.

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Mantık ve bilim dışı egemenliğini günümüzde sürdürüyor

Ülkemizde 1971 yılından beri ilkin kamu kuruluşlarında, sonrasında ise üniversitelerimizde sürdürülen yanlış bir tanımlama olan “su ürünleri” sözcüklerinin mantık ve bilim dışı egemenliğini günümüzde dahi sürdürebilmesi akıllara ziyan bir gelişmedir. Bu yanlışlıkla ilgili olarak son 25-30 yıldır çok sayıda bilgilendirici makaleler yayımlanmasına karşın akademik ortamdan çıt çıkmaması da dikkat çekicidir.

Gerek kamu ve gerekse akademik ortamda yapılan yanlışlıklar sürdürüldüğü sürece konu ilgilisi bilimcilerce yanlışlıkları gündemde tutmak ve işin doğrusunun ne olduğunun topluma yansıtılmasını sağlamak vatandaşlık görevi olsa gerektir. Özellikle genç ve orta yaş kuşağın konuya tepkisizliği onların ilk ve orta eğitim dönemlerinde “Yurttaşlık Bilgisi” dersi görememelerinden kaynaklansa gerektir!

10 Mart 2024 tarihinde Cumhuriyet Gazetesinde Yeditepe Üniversitesi öğretim üyesi olan Veysel Ulusoy’un “Biz profesörler ve bizim üniversitelerimiz” başlıklı makalesi yayımlandı. Bu makalenin içerik kahramanı nedeniyle geçmişimin anılar zenginliğini yeniden yaşama fırsatı buldum.

Entelektüel kişiliğe sahip olan İlhan Arsel

İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesinden mezun olduğumda öncelikli uygulamam 1966 yılında vatan görevine koşmak oldu. 6 ay eğitim gördüğümüz 83. Dönem Levazım Okulu ve Eğitim Merkezi Haliç’teki Halıcıoğlu’nda idi. O dönemde okulumuz ülkemizin yetiştirdiği nice değerleri de bünyesinde toplamıştı. Eğitim gördüğüm İkmal 2 sınıfının 661 numaralı Yedek Subay Aday Öğrencisiydim. Sınıfımızın en saygın ismi de yaşça hepimizden büyük olan 656 numaralı 1920 doğumlu Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi olan Prof. Dr. İlhan Arsel’di. Entelektüel kişiliğe sahip olan İlhan Arsel o yıllarda bile gericilerin hedef tahtasıydı.

İlhan Arsel hukuki konularda zaman zaman okulda verdiği konferanslarla bilgi dağarcığımızın da genişlemesine olanak sağlardı. Ülkemizin yetiştirdiği bu değerli insan ile aynı dönemde ve aynı sınıfta olmanın bende yarattığı his ise mutluluktan başka bir şey değildi. Gericilerden devamlı olarak aldığı ölüm tehditlerinden dolayı can güvenliği açısından ABD’ye yerleşen ve 2010 yılında Florida’da vefat eden bu değerli hukuk bilimcisinin 1979 yılında “Biz Profesörler” adlı kitabı yayımlandı. Oldukça ses getiren bu eserin 1997 yılında da 4. basımı gerçekleşti.

Prof. Dr. Veysel Ulusoy’da makalesinde bu kitaba değinmekte ve şu notu düşmektedir.

İlhan Arsel kitabında, günümüzde de tecrübe edilen bilimsel bağnazlık, gericilik ve değersiz insan yetiştirme konularına ağırlık vermiş ve bunun sorumluluğunun kendini Kaf Dağı’nda konumlandıran biz profesörlerde olduğunu vurgulamıştır.

Devamında ise kitaptan bazı alıntıları okuyucuları ile paylaşmakta. Makale metninden bir kısım bölümler okunduğunda bu değerli bilimcinin dile getirdiklerine üzüntüyle de olsa katılmamak elde değil.

“Biz profesörler, tıpkı bizden öncekiler gibi, bilgisiz bilinçsiz ve yetersiz yönlerimizle her kötü gidişe daima seyirci, her haksızlığa daima omuz silkici, her haysiyetsizliğe daima boyun eğici bir zihniyetin temsilcileriyizdir.

Bana öyle geliyor ki biz öğretim üyeleri, içimizde hiç kuşkusuz pek iyilerimiz bulunmakla beraber, pek çoğumuz yetersiz ve bilgisiz kimseleriz. Dar görüşlülüğümüz ve tutuculuğumuz her türlü tanımlamanın dışında kalır. Bizler çağdaş anlamda üniversite öğrencisi yetiştirecek olgunluktan çok uzağız; yetiştirdiğimiz insanların ne kez düşük bilgiler ve zihniyette bu toplumun başına bela olduğunu her gün görmekteyiz. 

Ülkemizi her gün biraz daha uçuruma yaklaştıranlar da bu bizim yetiştirdiklerimizdir. Şu muhakkak ki bizlerin, kendi kendimize çeki düzen vermemiz, kendimizi geniş görüşlülükler ve gerçek bilgilerle donatmamız ve asıl önemlisi medeni cesarete sahip ve sağlam karakterli kişiler olarak topluma ve yeni kuşaklara ideal örneği olmamız, emsal sağlamamız ve kısacası haysiyetli aydınlara yaraşanı yapmamız, aklımızı başımıza toplamamız koşuldur. Bundan dolayıdır ki bizler, en insafsız, en sert ve hatta en abartmalı biçimlerde yerilmeli, başkalarına çuvaldızı batırmadan önce iğnenin kendimize batırılmasını beklemeli ve bizi yerenleri baş tacı etmeliyiz. Bu yermeleri, bu iğnelemeleri göze aldığımız ve buna müstahak bulunduğumuzu kabul ettiğimiz an, olumlu yönelişe ilk adımı atmış sayılırız. 

 

Bilimsel yeteneklerimiz hemen hemen sıfırdır. Üniversitede ders verir ve üniversite yönetiriz ama üniversite öğretiminin esas amacının ne olduğunu bilmeyiz. Bildiğimiz tek şey kürsüye çıkıp ders vermek, her yıl aynı şeyi yinelemek, öğrenciyi kendimiz gibi ezbere özendirmek ve aslında vakit öldürmektir. Üniversitenin esas itibarıyla bir araştırma yeri olmak gerektiğinden habersizizdir. Okumak ve daima okumak ve yeni yayınları ve gelişmeleri izlemek, eleştirmek düşünmek ve orijinal bir şeyler vermek nedir bilmeyiz.” 

Veysel Ulusoy makalesinin sonunda ise; “Arsel’in yarım yüzyıl önce özeleştiri niteliğinde dile getirdiklerinin günümüzde daha da olumsuz bir hal aldığını, bağnazlık ve siyasetin esiri olmuş üniversitelerimizde olumlu yönde giden hiçbir şeyin olmadığını belirtmek yanlış olmaz.

Kendini çağdaş ve Atatürk ilkeleri ışığında eğitim veren bir kurum olarak tanımlayan Yeditepe Üniversitesi’nde de durum farklı değil.” tanımlamasıyla makalesini noktalamaktadır.

Batı dünyası “dini duyguları rencide etme” endişesini yenebildi

Konuyu İlhan Arsel’in eserlerinde gözlemlediğimiz yüzlerce saptamasının arasından ilginç bulduğum bir düşüncesi ile sürdürmek isterim. İlhan Arsel’in “Şeriat ve Kadın” adlı eserinin 17. sayfasındaki Hristiyan dünyasının niçin uygarlığa erişebildiğinin buna karşın Müslüman aleminin ise niçin bundan yoksun kaldığına açıklık getiren bir tanımlaması ise şu şekildedir.

Batı dünyası “dini duyguları rencide etme” endişesini yenebildiği ve dini, peygamberleri eleştirip yerebildiği içindir ki akıl çağına yönelmiş ve İslam dünyası bunu yapamadığı içindir ki geriliklere, ilkelliklere gömülmüştür.

İslam dünyasında kutsal kitap Kur’an-ı Kerim eleştirilmez, çünkü o tabudur. Benzer şekilde üniversitelerimizde su ürünleri/su bilimleri ve ziraat fakültelerinde “su ürünleri” sözcükleri özellikle tartışmaya açılmaz. Çünkü bu tanımlama günümüz akademik dünyamızın sözde fakültelerinde tabu kategorisine dahildir. Oysa bilim aydınlanma demektir. Aydınlanmanın da en önemli etmeni doğruluğu bilimsel olarak ispatlanmış bilgilerdir. Bir diğeri ise gerçeğe ulaşabilmek için mantık ve bilimsellik bütünselliğine dayalı eleştirilerin egemenliğidir.

Ülkemizde akıl ve bilimsellik kavramının bilim çatısı altında adeta afyon yutmuş hali anlaşılır gibi değildir. Küresel ölçekte denizlerde ve iç sularda sucul canlıları avlama, üretme, besleme, satma gibi faaliyetlerin bütünü balıkçılık olarak tarif edilir. Balıkçılıkla ilgili temel ve uygulamalı eğitimi de veren akademik kuruluşlar da “Balıkçılık Fakültesi” veya Japonya’da olduğu gibi “Balıkçılık Üniversitesi” olarak tanımlanır. Hal böyle olmakla beraber ülkemizde hem sözlük anlamıyla mantıksızca hem de küresel uygulamayla bağdaşmayan ve yapay olarak oluşturulan “su ürünleri” ve “Su Ürünleri Fakültesi” diye isimlendirmenin akademik ortamda bağnazca sürdürülmesi aklı başında olanların yapacağı bir iş değildir. Çünkü su ürünleri tanımlamasının balıkçılık tanımlamasının karşılığı olarak kullanılmasının hiçbir mantıksal ve bilimsel yanı bulunmamaktadır.

Söz gümüşse sükut her zaman altın değildir

Bu gelişmenin üniversite çatısı altında vücut bulmasının temelinde yatan gerçek ise uygulamalı bir biyoloji alanının (ziraat eğitimi) bir kelime oyunu ile mesleki iş hacmini yoğunlaştırma açgözlülüğünden başka bir şey olmadığıdır. Diğer taraftan bu bilim dışı gelişmeye seyirci kalan ülkemiz Fen Fakültelerindeki hidrobiyoloji ve balıkçılık biyolojisi kökenli akademisyenlerin toplumu aydınlatma konusundaki sessizliklerinin ise “Söz gümüşse sükût altındır” atasözü ile ilgisinin olmadığıdır!

Hiçbir canlı bitki olsun, hayvan olsun ürün değildir. Ürün yaşam özelliğini yitirmiş bitki, hayvan ve doğadaki cansız maddelerin işlenerek insanlara yararlı hale getirilmesidir. Akademik çatı altında fakülte isimlendirilmesi konusunda yaşanan bu trajikomik durumun ülkemizi küresel ölçekte gülünç duruma düşürdüğü neden görmezden gelinmektedir.

Türkiye balıkçılıkla ilgili kanun, yönetmelik, akademik, kamu kurum ve kooperatif isimlendirmelerindeki “su ürünleri” tanımlamasından soyutlanarak doğru olan “balıkçılık” tanımlamasında küresel ölçekli bütünleşmeyi gerçekleştirmelidir. Çünkü sağduyu bunu gerektirmektedir.

Günümüzde sayısal açıdan tavan, nitelik açısından ise taban yapan üniversitelerimizin genel halini gözlemleyince son söz olarak aziz hatırası önünde saygıyla eğildiğim, uzun yıllar öncesinden topluma kesintisiz ışık tutucu eserler bırakan, aydınlığın sembolü Prof. Dr. İlhan Arsel’e üniversitelerimiz ile ilgili düşüncelerinden dolayı hak vermekten başka elimizden bir şey gelmediğidir.

13 Mayıs 2021 tarihinde sonsuzluğa uğurladığımız ülkemizin deniz ve balıkçılık dünyasının değerli bilimcisi, ODTÜ Erdemli Deniz Bilimleri Enstitüsü’nün duayen hocası sevgili meslektaşım Prof. Dr. Ferit Bingel’in aziz anısına saygıyla.

NEZİH BİLECİK

BALIKÇILIK BİLİMCİSİ/ARAŞTIRMACI- nezihbilecik@gmail.com

 

KÜRESEL TERMİNOLOJİYE TERS AKADEMİK İNAT… PROF. DR. FERİT BİNGEL’İN ANISINA
0







Giriş Yap

Deniz Kartalı ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!